İBB Yolsuzluk davasının 10. oturumu başladı

İstanbul Büyükşehir Belediyesi'ne (İBB) yönelik yolsuzluk iddialarına ilişkin davanın duruşmaları sürüyor.

0:00

--:--

Son Güncelleme: 25.03.2026 - 12:13

editor avatar
Sema Kızılarslan

Haber Editörü

NSosyal Logo
İBB Yolsuzluk davasının 10. oturumu başladı

"İmamoğlu çıkar amaçlı suç örgütü"ne ilişkin 107'si tutuklu, 5'i "müşteki sanık" olmak üzere 407 sanığın yargılandığı davanın 10'uncu duruşması başladı.

 İstanbul 40. Ağır Ceza Mahkemesince, Marmara Kapalı Ceza İnfaz Kurumu'nun karşısındaki salonda yapılan duruşmaya, tutuklanmalarının ardından görevlerinden uzaklaştırılan İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, Şişli Belediye Başkanı Emrah Resul Şahan, Beylikdüzü Belediye Başkanı Mehmet Murat Çalık, eski CHP Milletvekili Aykut Erdoğdu, İBB Başkanı Danışmanı ve MEDYA A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı Murat Ongun, İBB Spor Kulübü Başkanı Fatih Keleş, İmamoğlu'nun kayınbiraderi Cevat Kaya ve İmamoğlu'nun avukatı Mehmet Pehlivan'ın da aralarında bulunduğu 107 tutuklu sanık katıldı.

Beylikdüzü Belediye Başkanı Mehmet Murat Çalık sanık kürsüsünde.

İddianamede yer alan Murat Çalık ile ilgili suçlamalar:

Beylikdüzü’ndeki bir inşaat projesinde konutların dükkana çevrilmesi karşılığında kendisinden 15 milyon TL rüşvet istendiğini, bu talebin doğrudan o dönem belediyede yetkili olan Murat Çalık tarafından yapıldığını ve reddettiğinde tehdit edildiğini iddia ediyor.

İstenen paranın bir kısmının senetle ödendiği, bu senetlerin Fatih Keleş’e teslim edildiği, daha sonra senetlerin geri alınması karşılığında 13 dairenin Murat Çalık’ın talimatıyla belirli inşaat şirketlerine (Asoy İnşaat) devredilerek "kayıt dışı" bir trafik oluşturulduğu öne sürülüyor.

Beylikdüzü’ndeki "Vira" gibi büyük projelerde belediye arazilerinin düşük bedellerle Gül İnşaat’a verildiği, resmi bedel ile gerçek bedel arasındaki farkın ise Ekrem İmamoğlu ve ekibi arasında paylaşıldığı iddia ediliyor.

Ayrıca 2019 yılındaki CHP İstanbul İl Binası alımında, binanın gerçek satış bedelinin 41 milyon TL olduğu ancak tapuda resmi olarak 24 milyon TL gösterildiği iddia ediliyor. Aradaki 17 milyon TL'lik farkın ise "kayıt dışı" (elden) ödendiği öne sürülüyor.

Bu paranın yaklaşık 6 milyon TL’sinin Beylikdüzü, 3 milyon TL’sinin Beşiktaş, 800 bin TL’sinin Şişli belediyelerinden ve bir İBB ihale katılımcısından (1 milyon TL) elden getirildiğini öne sürüyor.

Üye Hakim: Aylık geliriniz.

Çalık: 150 bin TL

Hakim: Savunmanıza başlayabilirsiniz.

Sayın başkan ve heyet sizi saygıyla selamlıyorum. Herkesin bayramını kutluyorum. İddianamede belediye başkanı olmadan önceki faliyetlerim değerlendirilip suç işlediğim öne sürülmüştür.

İmamoğlu'nun kurucusu olduğu örgüte bağlı olduğum iddia ediliyor.
Meslek hayatıma ve Beylikdüzü ile olan bağıma gelecek olursak; mezun olduktan sonra, 1997 yılında planlama ofisimizi Trabzon’da açtık Sayın Başkan. Ortağım rahmetli oldu, beyin tümörüydü kendisi; ona da buradan rahmet dileyeyim. İlk ortağım oydu. Trabzon’da bir yıl faaliyet gösterdikten sonra ofisimizi İstanbul’a taşıdık. En çok da bu taşınma işine anacığım üzülmüştür. 1998 yılında İstanbul’a taşınma gerekçemiz, bir belediyenin kapsamlı işini yapacak olmamızdı. Ofisimiz 1998 yılında, o günkü adıyla Kavaklı Belediyesi’nin plan ve kadastral haritalarının sayısallaştırılması işini almıştı. O dönemde altyapısı bilgisayar ortamında olan belediye sayısı yok denecek kadar azdı. Daha sonraki zamanlarda kesintisiz bir şekilde Beylikdüzü’nde planlama faaliyeti içerisinde bulunduk, planlama işleri yaptık. Sayın Başkan, Beylikdüzü 2009 yılında ilçe oldu. Öncesinde üç farklı belde belediyesinden oluşan bir bölgeydi. Beylikdüzü’nün beş farklı plan bölgesi var Sayın Başkan. Burası, Beylikdüzü ile olan alakamın anlaşılması açısından kıymetli. Çünkü bazı tanık ifadelerinde "birisine emanet edilmesi" gibi hususlar var. 

Bunların açıklanması adına bu husus önemli: Bu beş plan bölgesinden dört tanesinin aynı zamanda plan mühendisiyim Sayın Başkan. Beş plan bölgesi var, dördünün plan mühendisiyim. Şahsıma "Beylikdüzü'nün planlarını yapan meslek insanı" payesi versem emin olun abartmış olmam; çünkü 29 yıllık meslek hayatımın 28 yılını Beylikdüzü'ne adadım.

Beylikdüzü'nü sadece görev yaptığım bir yer olarak görmedim; emek verdiğim, büyüttüğüm ve gelişimini izlediğim bir evladım olarak gördüm. 1998-2014 yılları arasında, 17 yıl boyunca kesintisiz bir şekilde Beylikdüzü planlama faaliyetlerinde bulunduk. Dört farklı belediye başkanıyla, üç farklı siyasi partinin belediye başkanlarıyla çalıştım. 2014-2019 yılları arasında Sayın İmamoğlu Beylikdüzü Belediye Başkanı olunca —ki o dönemde 2014 yılında yönetimi değişen tek ilçe belediyesiydi— kendisinin belediye başkan danışmanlığını yaptım. Aslında belediyelerin partisi olmaz; bizim anlayışımızda belediye başkanı olduktan sonra siyasi parti rozetini çıkarır, yakanıza Türk bayrağını takar ve o bayrağa hizmet edersiniz. 

2019-2025 yılları arasında da belediye başkanlığı görevini yürüttüm. 2019 yılında İstanbul’un ilçelerinde ilk kez bir şehir plancısı belediye başkanı olarak görev yapacaktı; bunun sorumluluğunu da taşıyordum. Üstelik kendi planladığı kenti yöneten başka bir belediye başkanı var mıdır, bilmiyorum; bilmediğim için yorum yapamayacağım. Ama ben bir taraftan da kendi planladığımız kenti yönetmenin onurunu yaşayacaktım. Sayın Başkan, bir şehir plancısına "Hayaliniz nedir?" diye sorsanız —ki benden önce savunma yapan Resul Başkan da meslektaşımız, arkadaşımızdır— emin olun bir kenti yönetmeyi arzu eder. Tabii bu mahkemelerden sonra aynı şeyi söylerler mi, ondan tam emin olamıyorum. Ben, uzun yıllardır planlama faaliyeti yürüttüğüm bir kenti yönetecek olmanın onurunu yaşadım. Hayalimi yaşarken, yapmak istediklerime adım adım ilerlerken ve Beylikdüzü'nü hayalini kurduğum şehir yaşamına doğru götürmeye çalışırken, sürecin bu şekilde sekteye uğramasından elbette üzgünüm. Ancak bunda da vardır bir hayır diyorum. 2024 yerel seçimlerinde, hem 2014’ten bugüne Beylikdüzü’ne yapmış olduklarımızın hem de 2019’dan sonra Sayın İmamoğlu’nun Büyükşehir Belediye Başkanı olmasıyla halının altına süpürülen sorunların çözülmesinin karşılığı olarak tekrar aday oldum. En yakın rakibimize 42 bin oy fark atarak ikinci kez Beylikdüzü Belediye Başkanı seçildim. Bir belediye başkanı sorunları uzaktan izlemez; kentin ihtiyaçlarını kavrayan, çözüm üretmekten kaçmayan, laf değil icraat ortaya koyan ve geleceği planlayan bir kamu aktörü olmak zorundadır. 

Şimdi burada bir parantez daha açmak istiyorum. Sayın İmamoğlu’yla tanışıklığımıza gelecek olursak, bu konuda da mahkeme heyetini bilgilendirmek isterim. Sayın İmamoğlu’yla 2005 yılında, kendisinin ortağı olduğu bir arsa vesilesiyle tanıştık. Beylikdüzü’nün çok değerli bir lokasyonunda, İmamoğlu İnşaat’ın da ortağı olduğu bir arsanın planlama hizmetini verdik, danışmanlık yaptık. Yanlış hatırlamıyorsam dört ortaktılar. O dönemde bu hizmetin bir karşılığı olur ve siz bu bedeli dört ortağa bölersiniz. O dönemde sadece İmamoğlu İnşaat’tan ödememi alabilmiştim, diğer ortaklar herhangi bir ödeme yapmamışlardı.

Hatta bir toplantısına denk gelmiştim. Bölgemizi biliyor musunuz bilmiyorum ama Beylikdüzü üç farklı belde belediyesinden oluştuğu için her bölgenin farklı plan teknikleri ve plan notları vardır; biraz karışık bir bölgedir aslında. Gürpınar bölgesinde yaklaşık 10 bin konutun olduğu bir kooperatif bölgesi vardır ve en kırılgan yerlerden biridir. O gün tesadüfen denk düşmüştüm, kentsel dönüşüm çabası içinde olan insanların bir toplantısı yapılıyordu. Gürpınar Siteler bölgesi Güneş Apartmanı’ndan da temsilciler gelmişti. Ben de meslek insanı olarak merak ettim, "Ellerindeki raporları inceleyeyim," dedim. Raporlara bakınca dehşete düştüm; beton dayanımları çok kötüydü, beşti, altıydı; yani beton yok denecek kadar azdı. Demirlerde korozyon vardı. O dönemde Büyükşehir Belediyesi’nin yoğunlukları azaltıcı bir plan kararı vardı. Şöyle izah edeyim: Kırk daireli bir bloğu yıkıp yapmaya kalktığında ancak yirmi daire yapabiliyordu. Bu da dönüşümün önündeki en büyük engeldi. O dönem bu sorun çözülemedi, Büyükşehir Belediyesi geri adım atmadı.

Sonra biz 2014 yılında Sayın İmamoğlu ile proje süreçlerinde de konuştuk, bizden fikirler almıştı. Daha sonra 2014’te belediye başkanı olunca "Danışmanım olur musun?" dedi. Yıllarca hep masanın diğer tarafında şikâyet ettik; belediyelerden, yönetenlerden, kurumlardan şikâyet ettik. Bu sefer kurumların işleyişine katkı yapma imkânı olacağı için bu teklifi kabul ettim. Belediyede —evraklarla da sunduk— her yıl sözleşme yapıyorduk; sözleşmeli personel olarak başladım. İddianamede belirtildiği gibi teknik başkan yardımcısı veya başkan yardımcısı değildim. İddia makamı öyle görebilir ama bu tür kurumlarda şöyle bir durum vardır Sayın Başkan: Siz orada müdür olsanız da ilgili kişi size geldiğinde "Başkanım" der. Aslında ben Sayın İmamoğlu ile görev yaptığım dönemde "Estağfurullah" demekten yorulmuştum; çünkü insanlar size "Başkanım" diye hitap ediyor ama halkın karşısına çıkıp seçilmiş olan bir kişi var. Devamlı "Estağfurullah" diyerek düzeltiyordum. Sonra baktım ki baş edemiyorum, herkes "Başkanım" deyince bu sefer aynaya bakmaya başladım.

İnsan aynaya bakmalı Sayın Başkan; aynada kendini görmeli veya bir dostunu aynaya dönüştürmeli. O dostu ona hatası varsa söylemeli. Üniversite ve lise arkadaşlarımla zaman zaman buluşuruz. Niye buluşuruz biliyor musunuz? Şunun için: Arkadaşlarıma derim ki, "Arkadaşlar, sizin tanıdığınız Mehmet Murat acaba değişti mi? Bununla ilgili bir fikriniz varsa ve bunu söylemiyorsanız, öbür tarafta mahşer-i vicdanda sizinle hesaplaşırım." Arkadaşı ayna olmalı. Dolayısıyla bu kısmı daha fazla uzatmak istemiyorum, Sayın İmamoğlu ile tanışıklığımız anlaşılmıştır diye düşünüyorum. Adaletin, Sayın Başkan, yalnızca mahkeme salonlarında değil; bir kentin parklarında, sokaklarında, meydanlarında ve kamusal alanlarında yaşatılması gerektiğine inanan bir meslek grubundan geliyorum. Biz Beylikdüzü’ne rant üretmeye değil, emin olun kamusal alan üretmeye geldik.

Mahkeme heyetinize evraklarda da sundum; size bir meclis kararından bahsedeceğim. 04.04.2016 tarihinde almış olduğumuz meclis kararı... Bu karar; kamu parsellerinin hisselendirilmiş alanlarının malikleri tarafından yazılı olarak hibe edilme taleplerini kabul etme hususunda belediye başkanına yetki verilmesine ilişkindir. 5393 sayılı yasada bu husus zaten var ama bizim bunu meclis kararı alarak alenileştirmemizin bir gerekçesi vardı. Çünkü Beylikdüzü bölgesinde, bilhassa belde belediyesi olduğu dönemlerde, maalesef kamunun eline geçmesi gereken bu alanlar bazı çıkar gruplarına tapu edilir, kişisel zenginleşme unsuru olarak kullanılırdı. Biz 2014’ten bugüne —son veriyi söylüyorum Sayın Başkanım— 1 milyon 150 bin metrekare kamusal alan ürettik. 1 milyon 150 bin metrekare... Keşke bu alanların 50 bin metrekaresi Şişli’de olsaydı; yani ekonomik değeri açısından söylüyorum, Beylikdüzü Belediyesine kazandırdığımız ekonomik değer 57,2 milyar TL’dir Sayın Başkan. 57,2 milyar TL... 81 bin metrekare sağlık alanı, 44 bin metrekare eğitim alanı, dini tesis alanı, sosyal ve kültürel alanlar... Tek tek saymayacağım ama diğer kamu kurumlarının üzerindeki yükü de aldık. Ne kadarlık bir yük aldık? 7,3 milyar TL’lik yük aldık. Çünkü bizden önce yapılan yanlış uygulamalardan dolayı Beylikdüzü Belediyesi o kadar çok kamulaştırmasız el atma davasına maruz kaldı ki Sayın Başkan, milyonlarca lira para ödedik. Vatandaş da haklıydı; çünkü belediye, vatandaşın yerini kamulaştırmadan veya herhangi bir uygulama yapmadan oraya bir yapı yapmış, daha sonra vatandaş kamulaştırmasız el atma kararıyla bunu sizden rücu ediyor.

Benim bütün siyasi ve idari hayatımın özeti budur Sayın Başkan: Daha fazla kamu alanı, daha fazla park alanı, daha fazla sosyal donatı alanı ve daha yaşanabilir bir kent inşa etmek.

Bugün burada yalnızca yargılanan bir kişi olarak değil; Beylikdüzü’ne yaklaşık 30 yıldır hizmet etmiş, bu 30 yılın 6 yılında da belediye başkanlığı yapmış bir belediye başkanı olarak bulunuyorum ve vicdanım çok rahat. 2014’ten bugüne attığımız her adımda şehircilik ilkeleri ve kamu yararı vardır. Bir belediye başkanının en büyük hesabı yalnızca mahkemelere değil, halka ve kendi vicdanına verdiği hesaptır. Benim vicdanım çok rahattır.

2014 öncesi Beylikdüzü ile 2014 sonrası Beylikdüzü arasındaki fotoğraf, emin olun bunun net göstergesidir. 2014 öncesinde Beylikdüzü; kopuk, kendi ihtiyaçlarını dahi karşılayamayan, ranta kurban edilmeye hazır bir kent iken biz herkes için daha yaşanabilir, sürdürülebilir bir kent inşası için çok çaba sarf ettik. 

"Ranta kurban edilmeye hazır" cümlesini niye kurdum Sayın Başkan? Şunun için: Beylikdüzü bölgesini mutlaka bilirsiniz; Büyükçekmece’ye doğru giderken sağ tarafı Esenyurt, sol tarafı Beylikdüzü’dür. Esenyurt "kent suçları açık hava müzesi" gibidir; bakın, Esenyurt kent suçları açık hava müzesi gibi... Beylikdüzü ise insanların huzurla yaşadığı bir şehre dönüşmüştür ve bu dönüşüm devam etmektedir. Sadece kentsel mekanları değil, aynı zamanda kentsel hayatı da dönüştürdük. Ne yaptıysak çocuklar için, gençler için, kadınlar için yaptık ve emin olun Sayın Başkan, bunu gururla söylüyorum: Söz verdiğimizden daha fazlasını hayata geçirdik.

Aslında mesele, burada ifadelerdeki veya beyanlardaki çelişki de değil; asıl mesele, iddia edilen fiilden önce iddiayı ortaya koyan kişinin güvenilir olup olmadığıdır. Sayın Başkan, ben tabii sizin yetkilerinizi tam olarak bilmiyorum ama herhalde benim T.C. kimlik numaramı sistemden girseniz; geçmişte hangi suçları işlediğimi veya bir UYAP kaydım olup olmadığını görebilirsiniz, değil mi? Görürsünüz. Baksanız, sadece bu dosyayı göreceksiniz Sayın Başkanım; yani benim UYAP kaydıma baksanız sadece bu dosya çıkar. Eğer Uğur Güngör’ün UYAP kaydına baktığınızda iki yüzden az kaydı varsa, ben huzurunuzda bütün iddiaları kabul edeceğim. Bu kadar iddialı söylüyorum. Sayın Başkan, bu şahıs 21 Ekim 2024 tarihinde dosyaya "tanık" sıfatıyla ifade vermiş; ancak daha sonra dosyaya sunduğu, yıllar içerisinde değişen ve önceki beyanlarıyla çelişen anlatımlarından ötürü "sanık" haline gelmiştir. 

Şimdi izninizle, o kadar çok bahsedilen bu projenin ruhsat mevzularını evraklarıyla konuşmak istiyorum. Çünkü karşımızda birtakım beyanlar var; ben de bu beyanlara beyanla değil, belediyenin resmi evraklarıyla cevap vermek istiyorum Sayın Başkan. Bu belgeleri size de verdik; önünde "Ek-1, Ek-2, Ek-3" diye sıralanmış bir mizanı da mevcut. Burada ilk ruhsat bizim dönemimizde alınmıyor. 21 Nisan 2006 tarihinde, Velittin Küçük’ün Belediye Başkanı olduğu Gürpınar Belediyesi tarafından verilmiştir. Sayın Başkanım, bu ismi bir yere not etmenizi istiyorum; çünkü kendisi hem bu dosyada tanık hem de anlatacaklarım var. 2006 yılındaki ruhsat bilgilerine baktığımızda; ruhsatın 21 Nisan 2006 tarihinde düzenlendiğini, arsa sahibinin Velittin Küçük’ün çocukları ve hissedarları olduğunu görüyoruz. Buraya küçük hissedarın ismi, Ramazan Erdoğan yazılmış; ancak asıl hissedarlarla ilgili evrakları da sunabiliriz, sorun yok. Söyleyeceklerimin doğruluğunu ispat açısından avukatlarım bunları sunabilir. 2006 yılında arsa sahibi Velittin Küçük’ün çocukları ve hissedarları, müteahhit firma ise Uğur Güngör’ün şirketi olan Nusra İnşaat’tır.

Ruhsat şöyle bir prosedürdür Sayın Başkanım: Ruhsatı aldığınızda, beş yıl içinde bitirmeniz; iki yıl içinde ise inşaata başlamış olmanız gerekir. Başlamazsanız veya beş yıl içinde bitiremezseniz, inşaat hangi seviyede olursa olsun ruhsatın yenilenmesi lazım. İlk beş yılda bitirilemeyen inşaatın ruhsatı, ikinci beş yıllık dönemde, 10 Ekim 2010 tarihinde bu sefer AK Partili Yusuf Uzun’un Belediye Başkanı olduğu Beylikdüzü Belediyesi tarafından yenileniyor. Yine ruhsat bilgilerine bakıyoruz Sayın Başkanım; arsa sahibi değişmemiş; Velittin Küçük’ün çocukları ve hissedarları... Ama burada temel bir değişiklik var: Müteahhit firma artık Velittin Küçük’ün şirketi olan Beylikkent İnşaat’tır. Ruhsatlar önünüzde Sayın Başkanım, görüyorsunuz; bunlar belediyemizin resmi kayıtları. Çünkü iddianamede, bu ruhsatın Velittin Küçük’ün şirketine ait olmadığı yönünde iddia makamının bir yorumu var, ona da geleceğim.

Sayın Başkan, ikinci beş yıllık turda da inşaatı bitiremiyorlar. Bizim dönemimizde, 22 Ekim 2015 tarihinde, bu sefer Sayın İmamoğlu’nun Belediye Başkanı olduğu Beylikdüzü Belediyesi tarafından ruhsatı biz yeniliyoruz. 2015 yılındaki ruhsat bilgilerine baktığımızda, bu sefer arsa sahibinin değiştiğini görüyoruz; hani Velittin Küçük’ün çocuklarıydı ya, artık arsa sahibi "Nusra İnşaat" yani Uğur Güngör olmuş. Müteahhit firma da yine Nusra İnşaat olmuş. Daha sonra bunların aralarındaki ticari davaları da okuduğum için merak ettim; Velittin Küçük ne oldu? Velittin Küçük de o tarihten sonra bu dosyada "komisyoncu" olmuş. Yani kendi ifadeleri var; müteahhit bulunması ve işin yürütülmesi noktasında... Az önce anlattığım gibi, ruhsat tarihinden itibaren beş yıl içerisinde inşaat bitirilemediğinde ruhsatın yenilenmesi keyfi bir uygulama değil, yasal bir zorunluluktur Sayın Başkan.

İddia makamının iddianamede yer alan; "yapılacak olan inşaatın usule aykırı şekilde dükkân niteliğine dönüştürülmesinin amaçlandığı" şeklindeki değerlendirmesi baştan sona hatalıdır. Çünkü ruhsat ve onay süreçleri "usule" göre değil; yürürlükteki imar planına, plan notlarına ve mevzuata uygun işlem tesisiyle olur. Proje tadilatının mantığı da şudur Sayın Başkanım: Konut alanlarının zemin katlarının dükkâna dönüştürülmesine ilişkin talep, ilgilisi tarafından belediyeye yapılır. Bu talep; plan ve plan notlarına aykırı bir hüküm içermediği sürece ne suçtur ne de hukuka aykırı bir işlemdir. İmar mevzuatı açık ve nettir: İmar planında, plan notlarında ve mevzuatta yasaklanmamış her türlü kullanım değişikliği "tadilat" yoluyla yapılabilir. Tadilat projesinin varlık nedeni de tam olarak budur; aksi kabul edilirse tadilat mantığı tamamen ortadan kalkar. Peki, isnatlarda deniliyor ya; "Biz bu projeye zulmetmişiz, ruhsat vermemişiz, şunu yapmazsanız durdururuz demişiz..." İnşaatın rahat ilerleyip ilerlemediğini siz benim beyanıma göre mi anlarsınız, yoksa devletin resmi kurumlarındaki kayıtlara göre mi? Mesela Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın "Yapı Denetim Sistemi" (YİDS) kayıtları vardır Sayın Başkanım. İnşaatın hangi seviyede olduğu o sistemde güncel olarak tutulur.

Şimdi bu arkadaşlar zorlandıklarını söylüyorlar ya; dosyanıza "Ek-2" olarak koyduğumuz "İş Seviye Tutanakları" var Sayın Başkanım. İnşaat, 21 Nisan 2006 tarihinde alınan ruhsatla başlamış ve bizim dönemimize kadar, yani tadilat ruhsatının alındığı 22 Ekim 2015 tarihine kadar devam etmiştir. Yani bizim dönemimiz öncesindeki 9 yıl 6 ayda inşaatın ilerleme seviyesine bakalım: 31.12.2011 tarihi itibarıyla gerçekleşme oranı sadece %10 seviyesindedir. Ondan sonra da herhangi bir seviye ilerlemesi olmamıştır çünkü inşaat durduğu için yapı denetim firması yeni bir seviye tespiti girmemiştir. Dolayısıyla 9 yıl 6 ayda sadece %10-15 seviyesinde ilerleyen bir inşaattan bahsediyoruz. Bizim dönemimizde ise; 22 Ekim 2015 tarihinden sonra, 31 Aralık 2016 tarihine kadar geçen 1 yıl 2 aylık süredeki ilerleme seviyesi eklerdedir Sayın Başkanım. 31.12.2016 tarihi itibarıyla inşaat %90 seviyesine gelmiştir. Yani 9 yıl 6 ayda %10 ilerleyen inşaat, o "zulmettiğimiz" dönemde, sadece 1 yıl 2 ayda %90 seviyesine ulaşmıştır. Hukukçuların bir ifadesi var ya; "hayatın olağan akışı"... Şimdi bunu hayatın olağan akışıyla nasıl değerlendireceğiz? Bu resmi rakamlar bile anlatılanların bir uydurmadan ibaret olduğunu gözler önüne sermektedir.

Ayrıca Ekrem İmamoğlu’nun belediye başkanı olduğu dönemde %100 seviyesine ulaşan kayıtları da dosyaya koyduk. Sayın İmamoğlu’nun belediye başkanlığı döneminde, 9 Ekim 2015 tarihinde tadilat projesi ve ruhsat için dilekçeyle başvurulmuş; sadece 13 gün sonra, 22 Ekim 2015 tarihinde yapı ruhsatı düzenlenmiştir Sayın Başkanım. 13 günde ruhsat verilmiş! Peki, ruhsat alınmasına karşılık verildiği iddia edilen o daire devirleri ne zaman yapılmıştır? Metnin aslına ve savunmanın mantıksal kurgusuna sadık kalarak; düşük cümleleri toparladığım, tarihsel çelişkileri netleştirdiğim ve noktalama hatalarını giderdiğim düzenlenmiş hali şöyledir: Cumhuriyet Başsavcılığı bunları araştırdı ve zaten takipsizlik kararı verdi. Tadilat ruhsatının verildiği tarih 22 Ekim 2015. Dairelerin devredildiği tarihe baktığımızda ise 24 Temmuz 2017 olduğunu görüyoruz; yani ruhsattan yaklaşık iki yıl sonra. Bu sırada arsa sahibi ile müteahhit zaten mahkemelik, aralarında dava devam ediyor. Devamında, 13 dairenin 4 tanesi 9 Şubat 2018 tarihinde geri iade edilmiş.

Burası gerçekten önemli Sayın Başkanım; bu 4 dairenin iade edilmesi, çok üzülerek söylüyorum ki iddia makamı tarafından iddianameye şöyle girmiştir: "Beylikdüzü Belediyesiyle irtibatlı olan ve rüşvet eylemine dahil edilen Gül İnşaat ve Gül Kentsel Tasarım yetkililerine elde edilen menfaatten pay verildi." Şimdi, rüşveti aldığımız iddia edilen kişiler bunlar... Ben bu çelişkiyi heyetinizin takdirine bırakıyorum. Yani biz ruhsatı düzenlemişiz, iki yıl sonra 13 daireyi —aldığımız iddiası var diye söylüyorum— alıyoruz; sonra da diyoruz ki "Ya bu 13 daireden 4 tanesi fazla oldu, biz bunları müteahhit firmaya geri verelim, gelirden pay verelim." Sayın Başkanım, böyle bir şey olabilir mi? Üstelik Uğur Güngör, 2020 tarihli beyanında şunu söylüyor: O daireleri devrettiği tarihte inşaat bitmişti. Az önce seviye tespit tutanağına baktınız; inşaat bitmiş, 2018 yılından itibaren oturum da başlamış. Uğur Güngör 2020'de diyor ki; "Taşınmazların devredilmemesi halinde belediyedeki işlemlerin hiçbir şekilde ilerlemeyeceği, gerekli izin ve ruhsatların alınamayacağı ve projenin mühürleneceği" korkusuyla devrettiğini söylüyor. Bakın, bunu 2020'de söylüyor! Ruhsatı almışsın, inşaatı bitirmişsin; iki sene sonra kendi aranızdaki ticari anlaşmazlıklar neticesinde verdiğin daireleri rüşvete konu ediyorsun. Bu dairelerin devredildiği tarihte inşaat mühürlü falan değil, %90 seviyesinde bitmiş durumdaydı.

Müteahhit firmaya yasal olmayan hiçbir menfaat sağlanmamıştır. Resmi yazışmalar ve ruhsatlar incelendiğinde; ilk ruhsat ile bizim verdiğimiz ruhsat arasında inşaat alanında yaklaşık 1.078 metrekarelik bir azalma olduğu görülecektir Sayın Başkanım. Kendi projelerinde bazı alanları dükkâna dönüştürmüş olmalarına rağmen, Uğur Güngör'ün iddia ettiği gibi ekstra bir inşaat alanı verilmemiştir. Velhasıl; müteahhit firma belediyeden fazla inşaat talep etmiş, belediye ise plan hükümlerine aykırı bu talebi onaylamayı bırakın, ruhsat alanını 1.078 metrekare azaltmıştır. Buna rağmen aynı kişiler tarafından belediyeye rüşvet olarak 13 daire verildiği, sonra da bu 13 dairenin fazla görülerek 4 dairesinin "gelir paylaşımı" adı altında geri iade edildiği iddiası hayatın olağan akışıyla örtüşmemektedir. Üstelik bu "11. Mahalle" projesi, 1 Kasım 2022 tarihinde ayrıca şikâyete konu olmuş; muhakkikler tarafından ön inceleme yapılmış ve önünüzdeki "Ek-3"te yer alan 23 Ocak 2023 tarihli ön inceleme raporuyla soruşturmaya izin verilmemiştir. Yine aynı olayla ilgili belediyemize hâlâ itiraz dilekçeleri veriliyor, suç duyuruları yapılıyor. Konu tekrar 16 Temmuz 2025 tarihinde şikâyete konu olmuş, muhakkikler yine incelemiş ve iddianamenin kabulünden çok kısa süre önce, 12 Aralık 2025 tarihli güncel ön inceleme raporuyla; mevzuata aykırı herhangi bir husus olmadığı belirtilerek soruşturmaya izin verilmediği belgeleriyle heyetinize sunulmuştur.

Sayın Başkan; olay aynı, kişiler aynı... Geçmişte yaşandığı iddia edilen bir olay her beyanda bu kadar farklılaşabilir mi? Geçmişte yaşadığımız bir olayı bugünden değiştirebilir miyiz Sayın Başkanım? Değiştiremeyiz. Geçmişte yaşanmış bir olayı ben bugün değiştirebilir miyim? Az önce söyledim; mesela İstanbul Teknik Üniversitesi’nden mezun oldum, "Yok ya, ben Yıldız Teknik Üniversitesi’nden mezun olayım" diyebilir miyim? Diyemem. Geçmiş geçmişte kalmıştır. Sayın Başkan, sayın heyet; projenin ruhsat süreçlerinden sonra iddianamedeki çelişkilere tekrar dönmek istiyorum. Uğur Güngör’ün son ifadesinde ilk kez ortaya attığı bir beyanı var: "Buradan çıkarsan bir daha giremezsin." Son ifadesine kadar böyle bir beyanı yoktu; bunu son kez not düşmüş olayım. Söz konusu projeyle ilgili biraz daha teferruat ve detay vermek isterim: İlgililer, tadilat ruhsatı için 27 Temmuz 2015 tarihinde belediyemize başvurmuşlar. Ancak sunulan proje imar durumu hükümlerine açıkça aykırılık teşkil ettiği için teknik arkadaşlarımız bunu bu şekliyle onaylayamayacaklarını kendilerine anlatmışlar.

O dönem Sayın İmamoğlu’nun başkan danışmanı olmam sebebiyle ve tabii eski Gürpınar Belediye Başkanı da dosyanın içerisinde olduğu için, Sayın Başkan bana, "Konuya bir bakın bakalım; arkadaşlar ruhsat başvurusunda bulunmuş ama projenin onayını alamıyorlar," dediğinde ben teknik başkan yardımcısından gerekli bilgileri aldım. Akabinde ilgililer; Ali Gül, Zafer Gül ve Uğur Güngör yanıma geldiler. Ben onlara ruhsat yenilemelerinin nasıl olduğunu izah etmeye çalıştım; metrekarenin değişmemesi gerektiğini, tadilat projesinde iç kısımlarda teknik değişiklikler olabileceğini ama ilaveten 10 bin metrekare fazla inşaat alanı gibi taleplerin mümkün olmayacağını anlattım. Müdürlükteki arkadaşlarımın haklı olduğunu, bu haliyle projeyi onaylayamayacağımızı söyledim. Ancak bu cevabım ihbarcı Uğur Güngör’ü rahatsız etmiş olacak ki; bağırdı, çağırdı, "Bu projeyi onaylayacaksınız, onaylamazsanız şu olur, bu olur" gibi ifadeler kullandı. Ben nezaketli bir adamım; hayatım boyunca yanıma kavga etmek için gelen birisiyle bile oturup konuşup anlaşabilirim. Fakat hayatımda ilk kez bir kişiyi odamdan çıkardım Sayın Başkanım. O zaman danışmandım; kendisine odadan çıkmasını söyledim. Bu olaya Zafer Gül ve Ali Gül şahittir; ama şahitlik yaparlar mı, orasını bilemem. Sonrasında Ali Gül ve Zafer Gül, arsa sahibi adına benden özür dileyerek yanımdan ayrıldılar. Arsa sahibini belediye süreçlerine dahil etmemeleri gerektiğini herhalde o an anladılar.

Sayın Başkan, iddianame içerisindeki temel çelişkiler bununla da sınırlı değildir. Dosyadaki diğer tanık ve sanık beyanları birlikte değerlendirildiğinde, iddiaların nasıl evrildiği ve nasıl çöktüğü açıkça görülmektedir: Uğur Güngör açısından: 10 Ağustos 2020’de "13 daire", 8 Ekim 2020’de "13 daire artı 2 daire parası", 19 Mart 2024’te "15 daire karşılığı 7,5 adet taşınmaz ve 7-8 senet", 21 Ekim 2024’te ise "15 milyon karşılığı senet; senetlerin bir kısmını ödeyemeyince 13 daire devredildi" diyor. Acaba kaç senet ödedi? Bununla ilgili hiçbir beyan yok. Dört farklı tarih, dört farklı anlatım! Zafer Gül açısından: 22 Nisan 2021’deki ilk ifadesinde "13 daireyi bedeli karşılığında Asoy’a sattık" dedi. 25 Mart 2025’te "6 milyon karşılığı senet verdik" dedi. 5 Eylül’de "7 milyon karşılığı Zafer Gül ve Uğur Güngör imzalı senet verdik; senetlerin bir kısmını ödeyemeyince 13 daire devrettik; inşaatın durmaması ve yarım kalmaması için ipoteği kaldırılmayan 4 dairenin de bedelini ödeyerek satın aldık" dedi.

İfadeler incelendiğinde; istenen tutarlar, olayın geçtiği iddia edilen ortam, iddia edilen kişiler, menfaatin türü ve zamanı her bir beyanda tamamen farklıdır. Zafer Gül, 25 Mart 2025 tarihli etkin pişmanlık ifadesinde, 2021 yılındaki ifadesini kastederek; "İnşaatın yarım kalmasından korktuğum için gerçeği anlatmamıştım," diyor. Ama bu beyanı ne zaman yapıyor? 2025 yılında! "Baskı altındaydım" dediği 2021 tarihinde, bırakın inşaatın mühürlenmesini veya yarım kalmasını; inşaat bitmiş, 3-4 yıldır içinde oturuluyordu. Sayın Başkanım, heyetinize sunduğum "Ek-4"te, oturumun başladığına ilişkin 2019-2020 tarihli belediye emlak beyanları mevcuttur.

Bir de bu korku meselesinden bahsedeyim. Şimdi, kendi ifadeleri de var; Cumhuriyet Başsavcılığına verdikleri ifadelerde "2018'de oturum başladı" diyorlar. 2021 yılına gelindiğinde ise, bitmiş ve içinde oturulan bir projeyle ilgili "yarım kalma korkusundan" söz edilmesi fiilen ve mantıken mümkün değildir. Bu çelişki, iddia makamını yanıltmaya dönük bir ifadedir. Sayın Başkan, Zafer Gül’ün iddianameye girmeyen —bakın iddianameye girmeyen ancak 5 Kasım 2025 tarihli beyanında yer alan— 2021 yılından bu yana verdiği tüm ifadelerle çelişen bambaşka bir anlatımı var. İddianameye girmediği için siz de görmemiş olabilirsiniz ama ben ekleri incelediğim için tüm ifadeleri biliyorum. Zafer Gül bu son beyanında diyor ki: "Biz işe dahil olmadan, müteahhit olmadan önce Uğur Güngör ve Velittin Küçük’ün belediye yetkilileriyle rüşvet konusunda nasıl anlaştıklarını anlatmamıştım." Bu kez rüşvet pazarlığının Uğur Güngör ile Velittin Küçük tarafından yapıldığını, kalan bedelin ise kendilerine yıkıldığını ileri sürmüş. Böylece önceki tüm beyanlarıyla kendisi çelişmiştir. İddia makamı bu beyanı da iddianameye koysa, ortaya iyice ucu başı birbiriyle tutarsız bir tablo çıkacaktı. Siz bu yanıltıcı beyanlarla ilgili değerlendirmenizi mutlaka yapacaksınız ama iddia makamının da bu duruma ilişkin bir işlem tesis edeceğini düşünüyorum.

Dosya kapsamında Zafer Gül ve Uğur Güngör’ün tüm beyanları birlikte değerlendirildiğinde, şahısların ciddi bir ticari uyuşmazlık içerisinde olduğu açıkça görülmektedir. Bu uyuşmazlığın konusunun "11. Mahalle" projesinden kaynaklandığı ortadadır. Aralarında bir menfaat çatışması vardır; ticari uyuşmazlık ceza hukuku zeminine, yani bizim önümüze taşınmıştır. Taraflar kendi hesaplaşmalarını bu dosya kapsamında yapmaktadırlar. Her iki taraf da cezai sorumluluktan kurtulmak için anlatımlarını sürekli değiştiriyor. Dikkat edilirse, bir beyan diğer bir beyanı çürütüyor; bir anlatım bir sonraki anlatımda revize ediliyor. Bir tarafta "zorlama var" denirken, diğer tarafta "anlaşma vardı" deniyor. Ancak her iki tarafın da ortak noktası şudur: Hiçbiri kendini eylemin dışında tutmuyor ve birbirlerine iftira atma konusunda sınır tanımıyorlar Sayın Başkanım. Sayın Başkanım, iddia makamı daha önce verilen takipsizlik kararını göz ardı ettiği gibi; rüşvetin gerekçesi olarak sunulan "fazla inşaat alanı"nın aslında oluşmadığını, ruhsat tarihleri ile daire devir tarihleri arasındaki kronolojik çelişkiyi de görmezden gelmiştir. Bu dosya yalnızca sanık beyanlarıyla değil, aynı zamanda tanık ifadeleriyle de kendi içerisinde çelişkiler barındırmaktadır. 

Şimdi tanık ifadelerine gelecek olursam Sayın Başkanım... Biraz teferruatlı anlatıyorum ama iddianame uzun, en uzun eylem de bu. Burayı net bir şekilde ortaya koyabilirsem meramımı anlatmış olacağım.

Kaynak:

GDH Haber

GDH uygulamasını indir,

gelişmelerden anında haberdar ol!

Loading Spinner