Middle East Monitor: 21. yüzyılın "Küba Krizi" nasıl sonuçlanacak?
Dünya, Körfez’de bir “Küba Füze Krizi”ni yeniden sahneleyip sahnelenmeyeceğine odaklandı! ABD-İran krizi yatışacak mı yoksa dünya için jeopolitik bir eşiğe mi dönüşecek?
0:00
--:--
Son Güncelleme: 03.02.2026 - 06:26
İngiltere merkezli önemli yayın organlarından Middle East Monitor'de ABD ve İran arasında devam eden krizin ve karşılıklı adımların değerlendirildiği bir analiz yayınlandı.
ABD Başkanı Donald Trump'ın bölgeye uçak gemisi USS Abraham Lincoln ve askeri unsurları gönderme hamlesinin 20. yüzyıl krizlerini çağrıştırdığı tespiti yapılan analizde, yaşanan gelişmelerin ardından krizin, “Küba Füze Krizi”ni yeniden sahneyebilecek bir potansiyele ulaştığı tespiti yapıldı.
Analizde ayrıca, karşılıklı adımların krizi nereye srükleyebileceği ve bölgeye olası etkilerine dair değerlendirmelere yer verildi.
İşte Middle East Monitor'de yayınlanan analiz:
ABD Başkanı Donald Trump, uçak gemisi USS Abraham Lincoln merkezli ve ona eşlik eden savaş gemilerinden oluşan “devasa bir filo”nun, bir başka ifadeyle bir “armada”nın Basra Körfezi’ne doğru yola çıktığını duyurduğunda kullanılan dil, 21. yüzyıl diplomasisinden ziyade 20. yüzyıl krizlerini çağrıştırdı.
Zira bu söylem, nükleer bir eşikte karşılıklı filoların manevra yaptığı Küba Füze Krizi dönemine özgü bir retorikti.
İran, geçtiğimiz haftalar boyunca modern tarihinin en şiddetli iç protesto dalgasıyla sarsılırken ve Washington gerekirse güç kullanmaya hazır olduğuna dair sinyaller verirken, ABD’nin bölgeye deniz gücü konuşlandırması, küresel siyasetin mevcut ikliminin bölgesel istikrarsızlık ve artan stratejik rekabet karşısında ne kadar kolay Soğuk Savaş tarzı bir bilek güreşine dönebileceğini gösteriyor.
Bu çerçevede günümüz Körfezi, 1962’nin Karayipleri’ni andırıyor ve artık asıl soru; Trump ve Hamaney’in 21. yüzyılda Kennedy ve Kruşçev rolünü üstlenip Körfez’de bir “Küba Füze Krizi”ni yeniden sahneleyip sahneleyemeyecekleri.
Krizin tetikleyicisi ve birikmiş dinamikler
Bu kritik anın tetikleyicisi, tekil ve bütüncül bir ideolojik mücadeleden ziyade, birbiriyle bağlantılı gelişmeler zincirinde yatıyor.
İran’da Aralık 2025’in sonlarında ülke çapında protestolar patlak verdi. Başlangıçta ekonomik sıkıntılar ve çöken ulusal para birimiyle tetiklenen gösteriler, kısa sürede 1979 Devrimi’nden bu yana görülen en yaygın halk öfkesi dalgalarından birine dönüştü.
Bağımsız insan hakları izleme kuruluşlarına göre, rejimin sert müdahalesi sonucunda 5 binden fazla kişi hayatını kaybetti, on binlerce kişi gözaltına alındı. İran makamları bilgi akışını bastırmaya çalışırken, ABD Başkanı Trump protestoları sahiplenerek Tahran’ı daha fazla baskı uygulamaması konusunda uyardı.
Trump, kitlesel infazların sürmesi ya da nükleer faaliyetlerin yeniden hız kazanması halinde ABD’nin zor kullanarak karşılık vereceğini ileri sürdü. Bu açıklamaların hemen ardından Washington, rejimin gelirlerini ayakta tutan petrol akışını hedef alan İran’ın “gölge filosuna” yönelik yeni yaptırımlar devreye soktu.
Caydırıcılıktan askeri tırmanışa
İç karışıklık, dış siyasi baskı ve nihayetinde açık askeri hazırlık işaretleri.
Bu üçlü süreç, Soğuk Savaş’tan aşina olunan caydırıcılık ve tırmanma mantığını çağrıştıran bir jeopolitik dinamik yarattı. Bir uçak gemisi taarruz grubunun konuşlandırılması, sembolik bir adımın ötesinde, askeri duruşta niteliksel bir değişime işaret ediyor.
Görünen o ki bu adım, yalnızca niyet beyanı değil ve ABD’nin kötüleşen bölgesel koşullar altında uzaktan güç kullanma kapasitesine sahip olduğunu fiilen göstermesi anlamına geliyor.
Bu da rutin caydırıcılık sinyallerinin ötesine geçen, inandırıcı bir tırmanma mesajı niteliği taşıyor.
İran ise bu hamleye kendi rekabetçi sinyalleşme biçimiyle karşılık veriyor. Üst düzey İranlı yetkililer, sınırlı ya da kapsamlı fark etmeksizin her türlü saldırının “topyekûn savaş” olarak değerlendirileceğini ve en sert şekilde karşılık bulacağını açıkladı.
İran Devrim Muhafızları Ordusu liderleri ise güçlerinin “her zamankinden daha hazır, parmağı tetikte” olduğunu ilan ederek, hem iç muhalefet hem de dış baskı karşısında güç gösterisi yapma iradesini ortaya koydu.
Soğuk savaş mantığına geri dönüş
Bu gelişmeler tek başına ele alındığında, ABD armadası ve İran’ın tehditkar açıklamaları kriz tırmanmasının rutin unsurları gibi görülebilir. Ancak İran–ABD düşmanlığının uzun geçmişi dikkate alındığında tablo; sinyalleşme, caydırıcılık ve uçurum siyaseti üzerine kurulu eski bir jeopolitik el kitabına dönüşü andırıyor.
Küba Füze Krizi’nde olduğu gibi, tarafların aslında savaş istemediği ancak kullandıkları duruş ve söylemlerle dünyayı bu eşiğe yaklaştırdığı bir ortam söz konusu. Washington ve Tahran, yanlış algılamaların hızla istenmeyen bir çatışmaya dönüşebileceği son derece kırılgan bir etkileşim içinde.
Stratejik bağlam farklı olsa da bu benzetmenin geçerli olmasının birkaç nedeni bulunuyor.
İlk olarak, uçak gemisi taarruz gruplarının bir kriz bölgesine görünür biçimde konuşlandırılması, karşı tarafın hesaplarını etkilemeyi amaçlayan bilinçli bir güç projeksiyonudur.
USS Abraham Lincoln, Tomahawk seyir füzeleriyle donatılmış muhripler ve diğer deniz unsurları, ABD’nin gerekirse hassas ya da geniş çaplı saldırılar gerçekleştirme kapasitesini açıkça ortaya koyuyor.
İkinci olarak, bu unsurların Hint Okyanusu ve ötesinden bölgeye intikali, Soğuk Savaş döneminde okyanuslar aşarak yapılan ve kararlılık mesajı veren büyük çaplı deniz manevralarını hatırlatıyor.
Üçüncü olarak ise, İran’daki iç çalkantılar ile Washington’un dış baskısı arasındaki bağ dikkat çekiyor. Soğuk Savaş sırasında ülkelerin iç krizleri sıklıkla dış güç rekabetinin sahnesine dönüşmüştü. Bugün de İran’daki huzursuzluk; nükleer yayılma, bölgesel istikrar ve küresel enerji arzı gibi ABD’nin daha geniş kaygılarıyla iç içe geçmiş durumda.
Yanlış hesaplama riski ve bölgesel yansımalar
Bununla birlikte, böyle bir ortamda yanlış hesaplama riski son derece yüksek. Caydırma amacıyla yapılan askeri konuşlandırmalar, özellikle diplomatik iletişim kanallarının sınırlı ya da gergin olduğu durumlarda, saldırı hazırlığı olarak algılanabilir.
Olası bir tırmanmanın bölgesel sonuçları da tabloyu daha karmaşık hale getiriyor. Petrol akışının kesintiye uğramasından ve ekonomik istikrarsızlıktan endişe duyan Körfez monarşileri, ABD güvenlik garantilerini memnuniyetle karşılarken aynı zamanda gerilimi düşürmeye çalışıyor.
Washington ile Tahran arasında çıkacak kapsamlı bir çatışma yerel kalmayacak; vekil aktörleri sürece dahil edebilecek, küresel piyasaları sarsabilecek ve kinetik çatışmadan ziyade ölçülü caydırıcılığa dayanan ittifakları zorlayacaktır.
Ayrıca jeopolitik etkileşim bir boşlukta gerçekleşmiyor. Çin ve Rusya, bu krizin doğrudan tarafı olmasalar da bölgede çıkarları ve İran’la ilişkileri bulunan aktörler.
Her iki ülke de ABD’nin askeri tırmanmasını ya istenmeyen bir müdahale ya da nüfuzlarını artırmak için bir fırsat olarak görebilir.
Bu durum, Soğuk Savaş’taki çok aktörlü güç dengesini hatırlatan ek bir uluslararası karmaşıklık yaratıyor.
Sonuç: Stratejik sağduyu testi
Ortaya çıkan tablo, stratejik itidalin, diplomatik becerinin ve kriz yönetimi kapasitesinin ciddi bir sınavdan geçtiğini gösteriyor. ABD’nin Basra Körfezi’ne yönelik deniz gücü sevkiyatı ve İran’ın teyakkuz hâlindeki duruşu, basit bir güç gösterisinden ibaret değil.
Bu süreç, iç ve dış baskıların derin bir kesişimini yansıtıyor. Yanlış yönetilmesi halinde, tarafların niyetlerini aşan bir tırmanmanın önü hızla açılabilir.
Bu nedenle mevcut an, tarihin yankılarını barındırsa da, sonucu henüz yazılmamış son derece tehlikeli bir jeopolitik eşik olarak duruyor.
Kaynak:
Middle East MonitorGDH Digital NSosyal hesabını takip edebilirsiniz.
İLGİLİ HABERLER
The Conversation: Dünyada yeni bir emperyal çağ mı başlıyor?
The Hill: Asya'daki “güç oyunu” nasıl şekillenecek?
Fransa: Avrupa kendini büyük güç olarak göstermeli
Epstein belgelerinde yeni şok: Robert Maxwell Mossad'ı 400 milyon sterlin için tehdit etti
Epstein dosyalarında çarpıcı iddia: Türkiye'den kız çocuklarını kaçırdığı ortaya çıktı!
Arab News: Türkiye Balkanlar’daki etkisini artırıyor
DİĞER HABERLER
Arab News: Türkiye Balkanlar’daki etkisini artırıyor
Newsweek: ABD, müttefiklerini Çin'e mi kaptırıyor?
The National Interest: ABD'nin İran saldırısının etkileri ne olacak?
The New Arab: Gazze'de barış süreci ne durumda?
The Telegraph: Avrupa projesi nasıl öldü?
Asia Times: Davos, Grönland, Trump ve yeni dünya gerçekliği
The Quincy Institute: Arap devletleri İran saldırısına neden karşı çıkıyor?
Middle East Monitor: Yeni Suriye YPG'nin ayrılıkçı hayallerini nasıl sona erdirdi?
Middle East Eye: Trump ve İsrail küresel düzeni nasıl yıktı?
Newsweek: Trump'ın “Gazze Barış Kurulu” başarılı olabilir mi?


