- Marquis de Lafayette tarafından hazırlanan bildirge, Amerikan Bağımsızlık Bildirgesi'nden esinlenmiştir.
- Bildirge, insanların doğuştan gelen temel hak ve özgürlüklerini vurgulayarak monarşinin mutlakiyetçi yetkilerine meydan okumuştur.
- 17 maddeden oluşan metin, 26 Ağustos 1789'da meclis tarafından kabul edilerek 1791 Fransız Anayasası'nın önsözü olmuştur.
- Bu belge, "özgürlük, mülkiyet, güvenlik ve baskıya karşı direnme" gibi hakları doğal ve devredilemez olarak tanımlamıştır.
Bildirgenin sunulması ve devrimin fitili
Fransa'nın çalkantılı bir dönemden geçtiği 1789 yazında, Devrimci Milli Meclis yeni bir anayasa hazırlığı içindeydi. Amerikan Bağımsızlık Savaşı'nda "İki Dünyanın Kahramanı" olarak ün kazanan Lafayette, bu süreçte öncü bir rol üstlendi.
Lafayette, Thomas Jefferson gibi isimlerle yaptığı fikir alışverişlerinin de etkisiyle hazırladığı taslağı meclise sunduğunda, amacı bireyin hak ve özgürlüklerini devletin temeline yerleştirmekti. Bu sunum, Bastille Baskını'ndan sadece üç gün önce gerçekleşerek devrimin ateşini daha da alevlendiren sembolik bir olay oldu.
Egemenlik halka devrediliyor
Bildirgenin en devrimci yönlerinden biri, egemenliğin kaynağını ilahi bir güçten alıp doğrudan millete vermesiydi. "Egemenliğin temeli, esas olarak ulustadır. Hiçbir kuruluş, hiçbir kimse açıkça ulustan kaynaklanmayan bir iktidarı kullanamaz" maddesi, monarşinin ve aristokrasinin ayrıcalıklarına son veren bir ilkeydi.
Bu ilke, yasaların genel iradenin bir ifadesi olması gerektiğini ve tüm yurttaşların yasa önünde eşit olduğunu belirterek modern hukuk devletinin temellerini atmıştır. Herkesin yeteneklerine göre kamu görevlerine eşit olarak erişebilmesi, toplumsal yapıyı kökünden değiştiren bir anlayışı temsil ediyordu.
Evrensel bir mirasın doğuşu
Lafayette'in sunduğu ve meclis tarafından kabul edilen İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirgesi, sadece Fransa için değil, tüm dünya için bir dönüm noktası oldu. Bildirge, milliyetçilik, eşitlik, özgürlük ve adalet gibi kavramların yayılmasına öncülük etti.
Günümüzde birçok uluslararası insan hakları sözleşmesinin ve modern anayasanın temelini oluşturan bu tarihi metin, bireyin devredilemez haklara sahip olduğu fikrini evrensel bir ilke haline getirmiştir.


