The Defense Post: Türk savunma sanayisi güç dengelerini yeniden şekillendiriyor!
Körfez sermayesi ile birleşen Türk savunma sanayisinin gücü ve üretim tecrübesi yeni bir denge ortaya çıkardı! Türk savunma sanayisi, sessizce güç dengelerini yeniden şekillendiriyor.
0:00
--:--
Son Güncelleme: 28.02.2026 - 01:35
ABD merkezli savunma içerikleri ile öne çıkan yayın organlarından The Defense Post'da, Türkiye'nin artan savunma sanayi gücünün etkisinin ve özellikle son dönemde Körfez ülkeleri ile savunma konusunda attığı adımların geleceğinin değerlendirilediği bir analiz yayınlandı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bu ayın başında Riyad’a yaptığı ziyaretin bir diplomasi ziyaretinden ziyade, çok daha derin bir stratejik çerçeveyi şekillendirdiği tespiti yapılan analizde, Suudi Arabistan’ın Türkiye’nin beşinci nesil savaş uçağı projesi KAAN’a yatırım seçeneğini değerlendirdiği ve savunma sanayi konusundaki Türkiye'nin artan gücüne yatırım yapma konusunda adımlar attığı belirtildi.
Analizde ayrıca; Körfez sermayesi ile birleşen Türk savunma sanayi gücü ve üretim tecrübesinin yeni bir denge ortaya çıkardığı ve sessizce güç dengelerini yeniden şekillendirdiği tespiti yapıldı.
İşte The Defense Post'da yayınlanan analiz:
Orta Doğu’da en sonuç doğurucu dönüşümler çoğu zaman büyük söylemlerle değil, sessiz adımlarla gerçekleşir.
Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın bu ayın başında Riyad’a yaptığı ziyaret ilk bakışta rutin diplomasi olarak sunuldu. Oysa perde arkasında çok daha derin bir stratejik çerçeve şekilleniyordu.
Törenler ve protokol görüntülerinin ötesinde Suudi Arabistan ile Türkiye, Washington ekseni dışında inşa edilen ve Camp David Anlaşmaları’ndan bu yana bölgedeki en dikkat çekici askerî ortaklık sinyalini verdi.
Ortada imzalanmış bir savunma paktı yoktu. Ancak zaten ihtiyaç da yoktu. Asıl önemli olan, savunma sanayii entegrasyonunun başlamasıydı ve fabrikalar, tersaneler, ortak üretim hatları ve teknoloji transferi konusunda zaten uzlaşılmıştı.
Modern askerî gücün temeli artık yalnızca silah satın almak değil; üretmek, sürdürülebilir kılmak ve geliştirmektir. Ankara ile Riyad tam da bu zemini birlikte inşa etmeye yönelmiş durumda.
Ortadoğu’da yeni sanayi ekseni
Bu sürecin en anlamlı adımı bir basın toplantısı değil, bir üretim hattı oldu.
Türkiye’nin dinamik deniz platformu üreticilerinden ARES Tersanesi, Suudi Arabistan’da üretim tesisleri kurma sürecine girdi. Dammam ve Cidde’de devriye gemileri ve korvetler için montaj hatlarının kurulması planlanıyor. Buna bakım-idame altyapısı da eşlik edecek.
Aynı dönemde Erdoğan, Suudi Arabistan’ın Türkiye’nin beşinci nesil savaş uçağı projesi KAAN’a yatırım seçeneğini değerlendirdiğini açıkladı.
2026 başı itibarıyla Türk yetkililer karar sürecinin son aşamada olduğunu ifade ediyor. KAAN’ın Suudi işaretleriyle kamuoyuna gösterilmesi ise sembolik değil, bilinçli bir stratejik mesaj niteliği taşıyor.
Eğer bu ortaklık resmileşirse Riyad, ABD doğrudan kontrolü dışında yürüyen bir beşinci nesil savaş uçağı projesine ortak olan ilk Körfez ülkesi olacak. Bu durum, onlarca yıllık Batı merkezli savunma bağımlılığından kısmi bir kopuş anlamına gelir.
İsrail açısından mesele acil bir askerî tehdit değil; bölgesel güç mimarisinde yapısal bir değişimdir. Zira burada inşa edilen şey, geçici bir silah alımı değil, kalıcı bir sanayi kapasitesidir.
İran’dan neden daha farklı
İsrail savunma planlaması uzun yıllardır İran’ın füze kapasitesi ve vekil ağlarına odaklanmış durumda. Bu tehdit halen merkezi önemini koruyor. Ancak İran’ın sanayi altyapısı yaptırımlar, finansman kısıtları ve teknoloji darboğazları nedeniyle sınırlı.
Türkiye ile Suudi Arabistan ise farklı bir yörünge sunuyor. Körfez sermayesi, Türk savunma sanayi gücü ve üretim tecrübesi, savunma alanında stratejik özerklik arayışı ve dış bağımlılığı azaltma iradesi bu iki aktörü ortak bir zeminde buluşturuyor.-
Washington’ın stratejik kör noktası
ABD, Abraham Anlaşmaları gibi diplomatik çerçeveleri öne çıkarırken daha derindeki dönüşümü gözden kaçırıyor olabilir.
Suudi Arabistan savunma alanında tedarik bağımlılığını çeşitlendiriyor.
Türkiye’nin sunduğu model Washington’dan farklı. Kongre onay süreçleri yok. İHA, gemi ya da savaş uçağı teknolojilerinde kısıtlayıcı lisans rejimleri yok. Yaptırım veya ihracat dondurma riski daha düşük.
Ankara ise bu süreçte savunma projelerinin kritik olgunlaşma evresinde ihtiyaç duyduğu Körfez finansmanına erişim sağlıyor. Bu karşılıklı kazanım modeli, ilişkileri klasik alıcı-satıcı ilişkisinin ötesine taşıyor.
İsrail’in “niteliksel askerî üstünlüğü” iki temel sütuna dayanıyordu: ABD destekli ileri teknolojiye erişim ve bölgesel ölçekte sanayi kapasitesi açısından rakipsizlik.
Suudi-Türk savunma iş birliği bu iki sütunu da aşındırma potansiyeline sahip.
Riyad, ABD denetimi dışında gelişen ileri sistemlere erişim imkânı elde ediyor. Ankara ise Körfez finansmanıyla savunma projelerini hızlandırıyor. Körfez’in en büyük askerî harcama yapan ülkesi artık yalnızca Batılı tedarikçilere bağlı değil.
Elbette İsrail hâlen operasyonel entegrasyon, muharebe tecrübesi, istihbarat kabiliyeti ve katmanlı hava savunma sistemleri açısından benzersiz bir avantaja sahip. Ancak zaman içinde Suudi üretim kapasitesinin artması ve Türk savunma projelerinin hızlanması; özellikle deniz platformları, İHA sistemleri ve ileri havacılık alanlarında belirli farkların daralmasına yol açabilir.
İHA ve tersane dönüşümü
Türkiye’nin İHA sektörü Libya’dan Ukrayna’ya kadar birçok sahada dengeleri değiştirdi. Deniz platformu üretiminde de benzer bir ivme söz konusu.
Suudi Arabistan’ın üretimi yerelleştirme kararı; artan üretim derinliği, ortak fikrî mülkiyet paylaşımı, bağımsız bakım-idame kapasitesi ve potansiyel bölgesel ihracat hedefleri anlamına geliyor.
Bu unsurlar bir tedarik sözleşmesinden fazlasını ifade eder. Bu, bir savunma ekosistemidir ve kurulduktan sonra geri döndürülmesi zordur.
Dönüşen bölgesel düzen
İsrail karar alıcılarının bu eğilimi görmezden gelmesi beklenmez. Aynı şekilde Washington için de bu tablo dikkatle izlenmesi gereken bir yapısal değişime işaret ediyor.
Orta Doğu, Amerikan savunma tedarik hegemonyasının kısmen aşındığı yeni bir döneme giriyor olabilir. Bölgesel aktörler ittifaklarını korurken aynı zamanda stratejik özerklik arayışını derinleştiriyor.
Suudi Arabistan ABD’den kopmuyor. Türkiye NATO’dan ayrılmıyor. Hiçbiri İsrail’e karşı açık bir cephe ilan etmiş değil.
Ancak birlikte inşa edilen sanayi kapasitesi, zaman içinde bölgesel güç hiyerarşisini belirleyen teknolojik mesafeyi daraltabilir.
İran manşetleri süslemeye devam ediyor. Fakat Suudi-Türk savunma mekanizması ve giderek artan Türk savunma sanayi gücü, sessizce güç dengelerini yeniden tanımlayabilecek bir altyapıyı şimdiden kurmaya başladı.
Kaynak:
The Defense PostİLGİLİ HABERLER
The Conversation: Dünyada yeni bir emperyal çağ mı başlıyor?
The Hill: Asya'daki “güç oyunu” nasıl şekillenecek?
Cumhurbaşkanı Erdoğan: Çocuklarımızın Allah demesi sizi neden rahatsız ediyor?
Yurt genelinde bu hafta sağanak ve kar yağışı etkili olacak
Middle East Monitor: İsrail Türkiye'yi neden tehlike olarak görüyor?
Putin'in eski danışmanından gdh'a özel açıklamalar: İran'a neden asker gönderelim?
DİĞER HABERLER
Responsible Statecraft: İsrail'in teoloji üzerinden işgal inşaası
Al Jazeera: İran ordusu ABD-İsrail savaşına hazır mı?
Newsweek: ABD Venezula'daki başarısını İran'da neden tekrarlayamaz?
Yeni dünya düzeninde “Avrupa yapısı” yok mu olacak?
Hudson Institute: Trump'ın “güç yoluyla barış” stratejisi İran'da neden çöktü?
The Realist Review: ABD'nin İran saldırısı neden kaçınılmaz?
Middle East Monitor: İsrail Türkiye'yi neden tehlike olarak görüyor?
Foreign Affairs: Trump ABD'nin gücünü nasıl otokrasiye dönüştürüyor?
Arab News: Türkiye'nin Afrika politikasında sert ve yumuşak güç
Middle East Eye: ABD'nin Ortadoğu'daki askeri varlığı ve transferler


