Türklerin 'Cihan Hakimiyeti' ideali ve tarihteki yansımaları

Tarihçi Erhan Afyoncu, kaleme aldığı bir yazıda, Türk devletlerinin tarih boyunca benimsediği "cihan hakimiyeti" idealini ve bu düşüncenin İslamiyet ile birleşerek nasıl şekillendiğini anlattı.

0:00

--:--

Son Güncelleme: 04.09.2025 - 11:32

editor avatar

Editör

NSosyal Logo
Türklerin 'Cihan Hakimiyeti' ideali ve tarihteki yansımaları
  • Erhan Afyoncu, tarih boyunca kurulan Türk devletlerinin "cihan hâkimiyeti" hedefiyle hareket ettiğini ve bu anlayışın İslamiyet'in kabulüyle yeni bir misyon kazandığını belirtti.
  • Selçuklular, Abbasi halifesini koruma altına alarak "Doğu'nun ve Batı'nın Sultanı" unvanıyla hilafetin kılıcı rolünü üstlendi.
  • Osmanlı Devleti, bu ideali "İlâ-yı Kelimetullah" ve "Nizam-ı Âlem" anlayışıyla birleştirerek devam ettirdi ve bu hedef halk arasında "Kızılelma" olarak ifade edildi.
  • Kanuni Sultan Süleyman dönemi, Osmanlı'nın dünya siyasetine yön verdiği ve bu idealin en güçlü şekilde temsil edildiği dönem olarak gösterildi.

İslamiyet Türklerin cihan anlayışını yeniden şekillendirdi

Erhan Afyoncu'ya göre, Türklerin İslamiyet'i kabul etmesi, dünya tarihinin önemli dönüm noktalarından birini oluşturdu. İslam'daki cihat anlayışı, Türklerin savaşçı karakterine ve "cihan hâkimiyeti" düşüncesine uygun bir zemin hazırladı.

Afyoncu, bu süreçte eski Türklerdeki "Alp" tipinin, İslamiyet sonrası "Alperen" olarak anılmaya başlandığını ifade etti. Türkler, bu yeni misyonla dünya nizamı mücadelesini İslami ilkeler çerçevesinde sürdürdü.

Selçuklular hilafetin koruyucusu rolünü üstlendi

Yazıda, Türklerin 8. yüzyıldan itibaren Batı'ya göçlerinin bölge tarihini değiştirdiği ve Büyük Selçuklu Devleti'nin kurulmasıyla yeni bir dönemin başladığı belirtildi. Selçuklular, İslam dünyasını iç ve dış tehditlere karşı koruma görevini üstlendi.

Selçuklu Sultanı Tuğrul Bey, Şii Büveyhilerin baskısı altındaki Abbasi halifesini kurtarmak için Bağdat'a girdi. Bu hizmeti karşılığında Halife tarafından kendisine "Doğu'nun ve Batı'nın Sultanı" ünvanı verildi ve böylece hilafetin askeri gücü ve koruyuculuğu Türklere geçti.

Osmanlılar bu ideali 'Kızılelma' ile devam ettirdi

Afyoncu, Osman Turan'ın görüşlerine atıfta bulunarak, "Türk İslam tarihinin en muhteşem devri ve cihan hâkimiyeti mefkûresinin tecessüm etmiş hâli, Osmanlılar'ın ortaya koyduğu siyasi organizasyon olmuştur" ifadesini aktardı. Osmanlılar, bu ideali "İlâ-yı Kelimetullah" (Allah'ın adını yüceltme) ve "Nizam-ı Âlem" (Dünya düzeni) hedefleriyle birleştirdi.

Bu hedef, halk ve askerler arasında "Kızılelma" ülküsü olarak somutlaştı. Afyoncu, Fatih Sultan Mehmed'in Trabzon seferi sırasında söylediği, "Bu zahmetler İslam dini yolunadır ki ahirette Allah'ın karşısına çıkınca utanmayalım. Zira bizim elimizde İslam kılıcı vardır," sözlerinin bu anlayışı yansıttığını belirtti.

Kanuni dönemi bu anlayışın zirvesi olarak görülüyor

Yazıda, Yavuz Sultan Selim'in doğudaki başarılarının ardından Kanuni Sultan Süleyman döneminin, Türk cihan hâkimiyeti anlayışının en güçlü olduğu dönem olduğu ifade edildi. Kanuni'nin fermanlarında kendisini "Dünya hakanlarına taç giydiren sultanların sultanı, yeryüzünde Allah'ın gölgesi" olarak tanımladığı hatırlatıldı.

Afyoncu, bu dönemde Osmanlı'nın dünya siyasetine yön verdiğini ve Habsburglar gibi büyük güçlere karşı üstünlük kurduğunu belirtti. Sadrazam İbrahim Paşa'nın Avusturya elçilerine söylediği, "Bir tarafa Luther'i ve diğer tarafa papayı oturtarak her ikisinin de bu konsili yapmasını sağlarım," sözleri, Osmanlı'nın o dönemdeki özgüvenini ve gücünü gösteren bir örnek olarak sunuldu.

Kaynak:

GDH Haber

GDH Digital'i sosyal medyadan takip edin!

Loading Spinner