Yeni nesil neden kanser kıskacında?
- Kanser artık yaşlılık hastalığı değil, doğrudan genç nesilleri vuruyor.
- Yapay gıdalar ve hareketsizlik, insan hücrelerini erkenden yaşlandırıyor.
- Vakalardaki yüzde 24'lük artışı durdurmak için zehirli alışkanlıkları terk etmeliyiz.
Onkoloji dünyası, son birkaç on yıldır tıp kitaplarını yeniden yazdırmayı gerektirecek kadar büyük ve ürkütücü bir küresel krizle karşı karşıya. Eskiden "yaşlılık hastalığı" olarak bilinen kanser türleri, artık 20'li, 30'lu ve 40'lı yaşlardaki genç yetişkinleri hedef alıyor. Küresel tıp kongreleri ve prestijli sağlık dergilerinde yayımlanan güncel araştırmalardan derlenen bilgilere göre; 50 yaş altı kanser vakalarındaki bu korkutucu artışın tek bir sebebi yok; aksine modern yaşamın insan biyolojisine dayattığı yapısal bir mutasyon söz konusu.
Bilim insanları, özellikle sindirim sistemi (kolon, mide, pankreas) ve meme kanserlerindeki bu agresif sıçramanın şifrelerini çözmeyi başardı.
50 yaş altındaki hastalarda teşhis edilen kanser vakaları 1990'la 2019 arasında dünya çapında yüzde 24 arttı ve artmaya devam ediyor.
Nature Medicine adlı akademik dergide yayımlanan çalışmada bilim insanları, Birleşik Krallık (BK) biyobankasından 154 bin 169 ve ABD'den 10 bin kişiyi inceledi.
Bulguları, hızlanmış biyolojik yaşlanmanın "özellikle erken başlangıçlı akciğer kanseri, kolorektal kanser ve rahim kanseri olmak üzere, daha genç yaşlarda birden fazla kanser geliştirme riskinin yükselmesiyle" bağlantılı olduğunu gösterdi.
1. Büyük tehlike: Hızlandırılmış biyolojik yaşlanma
Araştırmaların merkezinde yer alan en çarpıcı bulgu, genç nesillerin hücre düzeyinde takvim yaşlarından çok daha yaşlı olması. Amerikan Kanser Araştırmaları Derneği (AACR) gibi küresel otoritelerin mercek altına aldığı "Hızlandırılmış Biyolojik Yaşlanma" olgusu, erken yaşta kansere yakalanan bireylerin ortak özelliği olarak öne çıkıyor.
Biyolojik Yaş Hücrelerin Durumunu Gösteriyor: Doğum tarihinize göre 35 yaşında olabilirsiniz; ancak maruz kaldığınız çevresel stresörler, kalitesiz uyku ve kötü beslenme nedeniyle hücresel düzeydeki yaşınız (biyolojik yaşınız) 55'e ulaşmış olabilir. Hücrelerin bu erken yaşlanması, DNA hasarlarına karşı savunmasız kalmalarına ve kanserli tümörlerin çok daha erken evrelerde filizlenmesine neden oluyor.
2. Bağırsak florasının çöküşü ve ultra işlenmiş gıdalar
1950'lerden sonra doğan kuşakların beslenme alışkanlıkları, insanlık tarihinin hiçbir döneminde görülmediği kadar yapaylaştı. Uzmanlar, çocukluk ve ergenlik döneminden itibaren yoğun şekilde tüketilen ultra işlenmiş gıdaların, rafine şekerlerin ve paketli ürünlerin bağırsak mikrobiyotasını (yararlı bakteri dengesini) kalıcı olarak bozduğunu belirtiyor.
Bozulan bağırsak florası kronik inflamasyona (iltihaplanmaya) yol açıyor. Bu kronik iltihap ortamı ise özellikle kalın bağırsak (kolorektal) kanserleri için kusursuz bir üreme alanı hazırlıyor. Ayrıca gıdalarla, içme sularıyla ve hatta solunan havayla vücuda giren mikroplastikler ile çevresel toksinler de bu süreci dramatik şekilde hızlandırıyor.
3. "Hareketsiz" bir ömür ve sarkaç gibi sallanan sirkadiyen ritim
Yeni neslin karşı karşıya olduğu diğer bir yapısal sorun ise tamamen dijitalleşen ve hareketsizleşen yaşam formları. Obezite tek başına bir risk faktörüyken, buna eklenen kronik uykusuzluk ve gece mavi ışığa (telefon, bilgisayar ekranları) maruz kalma durumu vücudun biyolojik saatini (sirkadiyen ritim) altüst ediyor. Vücudun geceleri salgıladığı ve kansere karşı en güçlü kalkanlardan biri olan melatonin hormonunun yetersiz üretimi, bağışıklık sisteminin kanserli hücreleri henüz yolun başındayken yakalama kabiliyetini elinden alıyor.
Onkologlar, bu tablonun tersine çevrilmesi için tarama yaşlarının (özellikle kolonoskopi ve mamografi için) dünya genelinde daha aşağı çekilmesi gerektiği çağrısında bulunuyor. Gelecek nesilleri korumanın yolu ise sadece hastanelerden değil; çocukluk çağında mutfağa giren gıdaların değişmesinden ve hareketli bir yaşam kültürünün yeniden inşa edilmesinden geçiyor.


