
12 bin idamın gölgesinde, henüz dünyayı tanımadan toprakla tanışan 4 bin çocuk… Diplomatik cümlelerin zulmü örtmeye çalıştığı, salonlarda kınama metinlerinin havada uçuştuğu bu düzende; mesele artık bir toprak kavgası değil, ‘insan kalıp kalamayacağımız’ sınavıdır.
0:00
--:--
Son Güncelleme: 12 Nisan 2026 Pazar - 00:02 | GDH Haber
Bir çağ düşünün!
Çocukların sayılarla anıldığı, ölümlerin istatistiğe dönüştüğü, zulmün ise diplomatik cümlelerle örtüldüğü bir çağ…
Bugün tam da böyle bir çağın ortasındayız.
12 bin insanın idamı!
Bu bir haber değil, bu bir medeniyet sınavıdır.
Ve daha ağır olanı, bu 12 binin 4 bini çocuk…
Çocuk!
Henüz dünyayı tanımaya fırsat bulamadan, oyunla toprağın farkını bile yeni yeni öğrenirken, ölüm listelerine yazılan çocuklar!
Bu nasıl bir karanlıktır?
Bu nasıl bir akıl tutulmasıdır?
78 yıldır süren bir hikaye bu…
Ama aslında bir hikaye değil, kesintisiz bir acı zinciri…
Toprağını savunduğu için suçlanan bir halk, evinde yaşamak istediği için tehdit ilan edilen bir millet…
Ve bu uğurda şehit edilen yüz binler…
Bugün gelinen noktada ise artık zulüm gizlenmiyor.
Saklanmıyor.
Utanç duymuyor.
Aksine, açıkça ilan ediliyor!
“Her şeylerini aldık, şimdi canlarını da almak istiyoruz.”
Bu bir cümle değil…
Bu, insanlığın iflasının itirafıdır.
Bir devlet yetkilisinin ağzından dökülen bu sözler, yalnızca bir siyasetçinin değil, vicdanını kaybetmiş bir düzenin fotoğrafıdır.
Bu sözler, hukukun değil, intikamın; adaletin değil, vahşetin dilidir.
Ve daha da acısı şu!
Dünya susuyor.
Salonlarda toplantılar yapılıyor, kınama metinleri hazırlanıyor, diplomatik cümlelerle zaman kazanılıyor!
Ama o sırada çocuklar ölüyor.
Anneler bekliyor.
Babalar çaresizlikle gökyüzüne bakıyor.
İnsanlık dediğimiz şey, sadece güçlülerin çıkarını koruyan bir sistem midir?
Yoksa mazlumun yanında durma cesareti midir?
Bugün herkes kendine şu soruyu sormalı!
Eğer bu kadar açık bir zulüm karşısında susuyorsak, hangi acı bizi ayağa kaldıracak?
Daha kaç çocuk ölürse yeter diyeceğiz?
Daha kaç anne evladını toprağa verirse dur diye haykıracağız?
Çünkü mesele artık Filistin meselesi değildir.
Mesele, insan kalıp kalamayacağımız meselesidir.
Bugün susan herkes, yarın kendi vicdanının mahkemesinde yargılanacaktır.
Ve o mahkemede ne siyasi çıkarlar, ne diplomatik dengeler, ne de korkular geçerli olacak…
Orada tek bir soru sorulacak!
Zulmü gördüğünde ne yaptın?
Eğer cevabımız seyrettim ise, biz de o zulmün bir parçasıyız.
Ayağa kalkmak, sadece meydanlara çıkmak değildir.
Ayağa kalkmak; kalbiyle, diliyle, duruşuyla taraf olmaktır.
Zulme karşı saf tutmaktır.
Mazlumun yanında dimdik durmaktır.
Bugün insanlık bir eşiğin önünde!
Ya bu karanlığı kabullenecek,
Ya da vicdanını hatırlayıp ayağa kalkacak.
Ve unutulmamalıdır ki; zulüm ne kadar büyük olursa olsun,
Ona sessiz kalanların utancı ondan daha büyüktür.
Şimdi hep beraber haykıralım dostlar!
İnsanlık bugün ayağa kalkmayacaksa, ne zaman kalkacak?
Vesselam…
Devamını Oku
05 Nisan 2026 Pazar - 00:04
Devamını Oku
29 Mart 2026 Pazar - 00:13
Devamını Oku
22 Mart 2026 Pazar - 00:47