İstanbul’da bir bayram günü. Şehir, bayramın o kadim huzuruna bürünmek yerine, sanki her zamankinden daha telaşlı, daha hırçın ve en acısı da daha bencil.
Elimde iki buçuk yaşındaki kızım Asya’nın bebek arabası, karşımda ise kucağında henüz altı aylık minik kızımız Azra ile eşim… Ailecek neşeyle başladığımız o bayram yolculuğu, ne yazık ki İstanbul’un toplu taşıma koridorlarında ve kalabalık caddelerinde, toplum olarak neyi kaybettiğimize dair buruk bir yüzleşmeye dönüştü.
Biz Bitmişiz Aslında
Bir metrobüs camından dışarıya bakıyorum. Hava bayram, sokaklar bayram ama içerisi dipsiz bir yabancılaşma kuyusu. Kucağında altı aylık bir bebekle ayakta durmaya çalışan bir anneye gözlerini kapatan, başını telefonunun ekranına gömen ya da başını aniden cama çevirip uyuma numarası yapan o genç, dinç bedenler… O an anlıyorum ki, modern zamanlar en çok da empati duygumuzu törpülemiş. Yaşlıya, hamileye, çocukluya yer vermenin bir "lütuf" değil, insani bir "refleks" olduğu günler ne çabuk geride kalmış?
İstasyon asansörünün önüne geldiğimizde ise durum daha da çarpıcı bir hal alıyor. Bebek arabasıyla öncelik hakkı tamamen bizim olması gerekirken, gözlerimizin içine baka baka önümüze kaynak yapan, sıramızı çalan o gencecik insanlar… Aceleleri nereye, neyi yetiştirmeye çalışıyorlar? Hak yiyerek ulaşılan hangi menzil insanı mutlu edebilir?
Dışarı çıktığımızda ise manzara değişmiyor. Kaldırımların rampa inişlerine fütursuzca park edilmiş lüks araçlar, sanki o yollardan hiçbir engellinin, hiçbir bebek arabalı annenin geçmeyeceğini varsayıyor. Direksiyon başındaki şoförlerin bitmek bilmeyen öfkesi, birbirlerinin önüne kıran araçlar, kulakları tırmalayan korna sesleri… Bayramın o naif, o birleştirici ruhu, şehrin egzoz dumanı ve gürültüsü arasında adeta boğuluyor.
Kurbanın İbadetinden Tatilin Rehavetine
Bu toplumsal aşınma sadece sokaktaki nezaketsizlikle de sınırlı değil kuşkusuz. Bayram algımız da köklerinden hızla kopuyor. Kulaklarımıza çalınan tatil beldesi sohbetleri, her bayram öncesi boşalan metropoller bunun en büyük kanıtı.
On binlerce lirayı bir çırpıda tatil otellerine, sahillerin rehavetine harcamaktan çekinmeyen modern insan, iş kurban ibadetine, paylaşmaya ve yardımlaşmaya geldiğinde neden birdenbire "maliyet" hesapları yapmaya başlıyor?
Bayramlar, biletleri haftalar öncesinden alınan, sadece deniz kenarında dinlenilecek birer "resmi tatil fırsatı" mıdır artık? Nerede kaldı o eski bayramların anneanneleri, babaanneleri? Nerede kaldı o büyüklerin eli öpülen, duaların alındığı, sofraların paylaşıldığı, küslerin barıştığı bayram sabahları? Görünen o ki, geleneklerimizi ve manevi bağlarımızı, her yıl biraz daha bavullarımıza doldurup uzak sahillerde tüketiyoruz.
Geleceğe Hangi Mirası Bırakıyoruz?
Ben o gün metrobüste, eşim kucağında Azra ile ayakta dururken ve ben Asya’nın bebek arabasını kalabalığın içinden korumaya çalışırken sadece yorulmadım; içim acıdı.
Toplum olarak nereye gidiyoruz? Merhameti, saygıyı ve en önemlisi "birlikte yaşama ahlakını" nerede düşürdük?
Eğer biz bugün altı aylık bir bebeğe, iki yaşında bir çocuğa sokakta, otobüste, asansörde şefkat gösteremiyorsan, yarın o çocuklar büyüdüğünde bu topluma ne verebilirler? Biz bugün kurbanın, paylaşmanın, büyüklere saygının asaletini yaşatamazsak, Asya ve Azra büyüdüğünde onlara hangi bayramı anlatacağız?
Şehirler büyüyor, binalar yükseliyor, arabalar lüksleşiyor ama insanlığımız aynı hızla irtifa kaybediyor. Unutmayalım ki bir toplumu ayakta tutan şey sadece ekonomisi ya da teknolojisi değil; yaşlısına gösterdiği hürmet, çocuğuna gösterdiği şefkat ve kültürüne sahip çıkma iradesidir.
Bu bayram bize gösterdi ki, aynaya bakma ve kendimize gelme vaktimiz çoktan gelmiş, geçiyor bile.
Umudu Azaltan Gün Umarım Tesadüftür
Yeni neslin zekasından, becerisinden, teknolojiye yatkınlığından bahsederken umutlanıyoruz. Boşuna umutlanıyor olabilir miyiz? Örfünden kaçan, değerlerinden utanan, insani duygularından kaybeden, merhametten uzak olan, empati kuramayan insanlar ne kadar zeki ve becerikli olursa olsun geleceğin umudu olamazlar. Ben bu bayram yaptığım bu yolculukta ve İnstagram’da dolaşırken gördüğüm manzaralarda Teknofest’e gittiğimde içimin dolduğu umutta eksilme yaşadım. Umarım hep kötü olanlar denk gelmiştir.





