Dünya 'Kritik Mineraller' savaşına girerken Türkiye 100 yıl geriden mi geliyor? Yapay zekadan yeşil enerjiye kadar her şeyin madene dayandığı yeni dünya düzeninde, yeraltındaki 6 bin 500 tonluk altın rezervi sadece bir başlangıç.
0:00
--:--
Son Güncelleme: 29 Ocak 2026 Perşembe - 08:33 | GDH Haber
Altın Madencileri Derneği (AMD) Başkanı Hasan Yücel, başta altın olmak üzere değerli metaller hakkında bir birinden ilginç bilgiler verdi. Yücel, Dünyanın hızla “kritik mineraller” çağına girdiği bir dönemde, Türkiye’nin maden potansiyelini üretime dönüştürmesinin artık bir seçenek değil stratejik bir zorunluluk olduğuna dkkati çekerek, “Türkiye’nin bilinen 6 bin 500 tonluk altın potansiyeli, bugünkü fiyatlarla 1 trilyon doların üzerinde bir değere karşılık geliyor. Gelişen teknoloji ve doğru politikalarla bu potansiyeli 10 bin tona çıkarabiliriz. Bu güç, Türkiye’yi ekonomik olarak sıçratacak bir kaldıraçtır” dedi.
Ankara’da bir grup gazeteci Altın Madencileri Derneği Başkanı Hasan Yücel ile biraraya geldik. Konu tabii ki dünyada rekor üstüne rekor kıran altın fiyatları ve ülkemizin altın varlığı.Bu ufuk açıcı sohbeti sizlere aktarıyorum:
Kritik mineraller çağına girdik
Bir yandan dünya nüfusu artıyor. Şu anda yer kabuğundan yıllık yaklaşık 60 milyar ton maden tüketiliyor. Nüfus 10 milyara çıktığında bu tüketim 100 milyar tona ulaşacak. Yani nüfus artsa da madenler azalmıyor, aksine talep artıyor. Enerji ihtiyacımız dört katına çıkacak. Eğer petrolden ve doğalgazdan vazgeçip 2050’ye kadar kullanımlarını %50-60 oranında azaltacaksak, bunların yerine ne koyacağız? Enerjiyi depolamamız gerekecek. Yapay zeka, iklimlendirme ve karbon ayak izini silme hedefleri, çok daha fazla enerjiye ve bu enerjiyi üretmek ve depolamak için de minerallere ihtiyaç duyuyor. Dolayısıyla karbon yakıtlardan vazgeçip “kritik mineraller” çağına geçiyoruz.
Çin bu dönüşümü 1980’lerde gördü
Çin bu durumu 1980’lerden beri öngörerek pozisyon aldı. Hem kaynaklara hakim oldu hem de rafineri ve teknoloji yatırımlarını yaptı. Şu anda Çin’in eli çok güçlü çünkü teknolojiyle birlikte o minerallere de hakim. Bir ülkenin bütün minerallere tek başına sahip olma şansı yoktur, mutlaka dışa bağımlı kalırsınız. Ancak Türkiye bu açıdan en şanslı ülkelerden biri; jeolojik potansiyel olarak 80-90 çeşit mineral çeşitliliğine sahibiz.
Dünyadan 100 yıl gerideyiz!
Dünya bu yeni döneme geçerken petrol bollaşacak ve ucuzlayacak, bunun yerine kritik minerallerin önemi artacak. Burada Amerika ile Çin arasında büyük bir savaş var. Amerika, döviz zayıfladığında Çin ile karşı karşıya geleceğini ve eğer teknolojik atılım yapmazsa Çin’in her yeri “istila” edeceğini görüyor. Çünkü Çin, nadir toprak elementleri gibi kritik kaynaklara hakim. Bugün biz hâlâ “Acaba üretsek mi, doğaya dokunmasak mı?” tartışması yapıyorsak, dünyadan 100 yıl gerideyiz demektir.
Teknolojiyle çevre hassasiyeti sıfıra indirilebilir
Artık teknolojiyi kullanarak iş kazalarını ve çevre hassasiyetini sıfıra indiren, doğayla uyumlu madencilik yapmak mümkün. Dünyada kaynaklar azalınca uzayda veya deniz diplerinde maden aranıyor. Türkiye’de ise madencilik standartları son 10 yıldır, özellikle 2016’dan sonra yükseltildi. Bizim handikabımız şu: Dünyanın en iyi standartlarında çalışan madenimiz de var, 200 yıl önceki ilkel yöntemlerle (örneğin Zonguldak’taki kaçak ocaklar gibi) çalışan yerler de var. Türkiye bu farkı kapatmak için yasal düzenlemeler yapıyor.
Yeraltının sadece ilk 50–60 metresini biliyoruz
Türkiye’nin jeolojik potansiyeli çok yüksek ancak ülke tam olarak aranmamış durumda. Biz Türkiye’nin yer altının sadece ilk 50-60 metresini biliyoruz. Derine inildiğinde 70-80 çeşit mineralin varlığını öngörüyoruz. Bunun için “risk sermayesine” ihtiyaç var. Madencilikte arama yapmak büyük risk içerir; örneğin 300-350 arama ruhsatından sadece bir tanesi işletmeye dönüşür. Türkiye’de arama faaliyetlerine karşı bile bir refleks var. Oysa arama dediğiniz şey 5-10 santimetre çapında bir sondajla yer altına bakmaktır. Bizim şu an konuştuğumuz madenler hep yüzeye yakın olanlar.
Cari açığın 60 milyar doları madenden kaynaklanıyor
Türkiye’nin cari açığı 110 milyar dolar ise bunun 60 milyar doları maden kaynaklıdır. Bunun 25 milyar doları altın, 45 milyar doları ise bakır, alüminyum, demir gibi metallerdir. Türkiye bunların tamamını üretebilecek potansiyelde. Henüz nadir toprak elementlerini konuşmuyoruz bile.
Altın: Dünyanın tartışmasız tek güvenli limanı
“Altın üretmesek olmaz mı, ne gereği var?” diye sorulabilir. Bir kere altın, dünyanın ortak geçerli tek finans aracıdır. Amerika’nın doları tartışılıyor, yerine kripto veya dijital paralar konuşuluyor. Ancak tarih boyunca “güvenli liman” algısını koruyan ve hiç tartışılmayan tek değer altın olmuştur.
Altın her yerde geçerli tek varlık
Altın, pazar sorunu olmayan ve dünyanın her yerinde geçerliliği olan bir varlıktır. Bir kilo altınınız varsa, dünyanın her yerinde hayatınızı idame ettirebilirsiniz. Altın aynı zamanda enflasyona karşı da ciddi bir koruma aracıdır.
Türkiye’nin gücü: Yer altı ve yastık altı
Türkiye çok şanslı çünkü hem yer altında hem de “yastık altında” altını var. Tahminlere göre yastık altında 6.000 ila 8.000 ton altın var. Ben 8.000 ton tarafındayım. Bu, kişi başı yaklaşık 100 gram altın demektir.
Yerin altında trilyon dolarlık güç
1990’lı yıllarda yapılan projeksiyonlar Türkiye’nin 6.500 ton altın potansiyeline işaret ediyor; bu miktar bugünkü 5.000 dolar/ons seviyesinden hesaplandığında 1 trilyon doların üzerinde bir ekonomik değere karşılık geliyor. Risk sermayesiyle yapılan çalışmalarla bunun 1.500–2.000 tonluk bölümü rezerve dönüştürüldü. Ancak mevcut jeolojik veriler ve saha tecrübesi, Türkiye’nin yeraltındaki altın varlığının 10.000 ton, gelişen teknolojilerle ise 12.000 tona kadar çıkabileceğini gösteriyor. Bu büyüklük, yalnızca bir maden potansiyeli değil; doğru politikalar ve üretimle Türkiye’nin ekonomik dengelerini değiştirebilecek stratejik bir güç anlamına geliyor.
Cari açığın gerçek çözümü yer altında
Türkiye’de ilk altın madeni 2001 yılında üretime geçmiştir. Bu tarihe kadar, altın fiyatlarının düşük olduğu dönemlerde dahi her yıl 10–15 milyar dolar, pandemi döneminde ise 30 milyar dolara varan altın ithalatı yapılmıştır. Altın ithalatının cari denge üzerindeki etkisi nedeniyle Merkez Bankası istatistiklerinde “altın hariç cari açık” kavramı kullanılmaya başlanmıştır. Türkiye’nin yaklaşık 100 milyar dolarlık cari açığı, klasik sektörlerle kapatılamayacak kadar büyük bir yapısal sorundur. Bu açığın kalıcı çözümü, yeraltı kaynaklarının üretime kazandırılmasından geçmektedir.
Büyük potansiyele karşın düşük üretim
Türkiye’nin yıllık altın üretimi 2025 itibarıyla sadece 28 ton seviyesindedir. Bu miktar, 10.000 tonluk potansiyelin binde ikisine karşılık gelmektedir. Aynı dönemde Türkiye yılda 140–150 ton altın ithal etmektedir. Üretimin 28 tondan 100 tona çıkması, yatırım ortamının oluşmasına bağlıdır.
Altın madenciliği: Yüksek risk, yüksek yatırım
Altın madenciliği, perakende altın alımına benzemez. Bugüne kadar: 10 milyar dolar üretim yatırımı, 2 milyar dolar arama yatırımı yapılmıştır. Yani 28 tonluk üretimin arkasında 12 milyar dolarlık bir sermaye riski bulunmaktadır.
Risk sermayesinde sınıfta kaldık
Dünya genelinde kıymetli ve metalik maden aramalarına yılda yaklaşık 12 milyar dolarlık risk sermayesi ayrılırken, bunun %44’ü altın aramalarına yönlendirilmektedir. Türkiye’de ise altın aramalarına ayrılan yıllık risk sermayesi yalnızca 40 milyon dolar seviyesindedir; bu da dünya genelinde altın aramalarına ayrılan toplam kaynağın sadece binde 7’sine karşılık gelmektedir. Bu tablo, Türkiye’nin sahip olduğu güçlü jeolojik potansiyele rağmen arama yatırımlarında küresel ölçekte yeterince pay alamadığını ve bu alanda ciddi bir yatırım açığı bulunduğunu açıkça ortaya koymaktadır.
300 Aramadan 1’i madene dönüşüyor
Altın için yaklaşık 350 arama ruhsatı alınıyor; ancak bunlardan yalnızca biri işletmeye dönüşebiliyor. Geriye kalan 349 arama, zarar hanesine yazılıyor. Bir aramanın madene dönüşebilmesi için, işletmenin büyüklüğüne bağlı olarak en az 250 ila 400 milyon dolar düzeyinde yatırım yapılması gerekiyor.
Üretimin önündeki temel engeller
Altın üretiminin düşük kalmasının nedeni kaynak yetersizliği değildir. Çevre hassasiyeti üzerinden yürüyen tartışmalar. Uzayan izin ve prosedür süreçleri, lisansların çok parçalı yapısı, risk sermayesinin süreklilik göstermemesi, toplumda madenciliğin yeterince doğru anlaşılmaması gibi yapısal sorunlardır.
Mevcut maden yapısı ve ölçek sorunu
Türkiye’de 17–18 civarında çalışan altın madeni bulunmaktadır. Ancak bunların yalnızca 4–5 tanesi büyük ölçeklidir. Toplam üretimin büyük bölümü 3–4 büyük şirket tarafından gerçekleştirilmektedir.
Çöpler (İliç) Madeni’nin etkisi
Çöpler Madeni, yıllık 7–8 tonluk üretimiyle toplam üretimin yaklaşık %25’ini oluşturmaktadır. Bu madenin kapalı olması, Türkiye’nin toplam altın üretiminde ciddi düşüşe neden olmuştur. Türkiye geçmişte 42 ton üretim seviyelerini görmüştür.
Yerli ve yabancı sermaye dengesi
Ülkemizde 28 tonluk üretimin yaklaşık %60’ı yerli şirketler, %40’ı yabancı sermayeli şirketler tarafından gerçekleştirilmektedir. Yabancı sermayeye yönelik toplumsal bir refleks olduğu görülmektedir; ancak bu sermayeyi dışlamak çözüm değildir. Hem arama teknolojilerine hem de risk sermayesine ihtiyaç vardır. Yabancı sermaye, yerli ortaklık modelleriyle teşvik edilebilir. Yabancı sermayeli şirketler Türkiye’de Türk Ticaret Kanunu’na göre kurulmakta ve yerli şirketlerle aynı vergilere tabidir. Kâr transferleri de vergilendirilerek yapılmaktadır.
“Madenden Emekliye Pay” tartışması ve gerçekler
Türkiye yılda 22 milyar dolar altın ithal etmekte, buna karşılık yalnızca 3 milyar dolar civarında altın üretmektedir. Bu üretimin yaklaşık %50’si operasyonel maliyettir. Kalan kâr üzerinden %25 kurumlar vergisi ödenir. Devlet hakkı, altın fiyatına endekslidir. Altın fiyatı 3.000–4.000 dolar/ons seviyesinde olduğunda devlet hakkı %18–25 aralığına yükselmektedir. Uluslararası çalışmalara göre: Yüksek vergi uygulandığında 100 projeden sadece 18’i üretime geçebilir. Makul vergi rejiminde ise 67 proje hayata geçmektedir. Asıl mesele, tek tek yüksek oranlar değil; toplam ekonomik katkıdır.
Siyanür ve çevre algısı
Siyanür, altın madenciliğinde kapalı devre sistemlerde kullanılmakta ve doğaya deşarj edilmemektedir. Kontrolsüz durumda dahi siyanür güneş ışınlarıyla parçalanır, kalıcı bir ağır metal değildir. Dünyada siyanür nedeniyle hayatını kaybeden bir madenci örneği bulunmamaktadır.
Denetimde yeni model: Bağımsızlık, şeffaflık ve ortak akıl
Madenler bugün kamu tarafından denetlenmektedir; ancak kalıcı ve güvenilir bir yapı için devletin her aşamayı birebir denetlemesi yerine, yatırım ve operasyon süreçlerini kapsayan bağımsız denetim mekanizmalarını kuran ve yöneten bir rol üstlenmesi gerekmektedir. Dünyadaki uygulamalarda olduğu gibi iç ve dış bağımsız denetim sistemleri esas alınmalı, bu denetimlerin maliyeti yatırımcıya yansıtılmalı ve sonuçlar şeffaf biçimde kamuoyuyla paylaşılmalıdır. Dış finansman kullanılan projelerde zorunlu tutulan bağımsız denetim yaklaşımı, istisna değil sektör standardı haline gelmelidir. Böylece çevreye zarar verenle işini doğru yapan net biçimde ayrıştırılabilir; standartlara uyanın önü açılırken, ihlal edenlerin ruhsatları tereddütsüz iptal edilebilir.
Planlama eksikliği ve taş ocağı örneği
Planlama eksikliği, maliyetleri doğrudan artırmaktadır. İstanbul’da taş üretilmezse, bu ihtiyaç başka bölgelerden taşınarak karşılanmak zorunda kalınır ve konut maliyetleri ciddi şekilde yükselir. Çözüm, üretimi tamamen reddetmek değil; standartları yükseltmektir.
Üretim – ithalat dengesi ve katma değer
Bir ülke kendi ihtiyacını üretmek zorundadır. Üretmezse ithal eder ve dışa bağımlı hale gelir. Hem iç ihtiyacı karşılamak hem de satılabilir katma değer üretmek esastır.
Türkiye’de bölgesel maden potansiyeli
Karadeniz, Çanakkale ve Balıkesir öne çıkan bölgeler arasındadır. İç Anadolu’da da rezervler bulunmaktadır. Doğu Anadolu ise güvenlik sorunları nedeniyle yeterince aranmış değildir ve ciddi bir potansiyel barındırmaktadır.
Ruhsat sayısı ile rezerv gerçeği arasındaki fark
Bir bölgede çok sayıda ruhsat olması, her yerin maden olduğu anlamına gelmez. Rezervin varlığı jeolojik yapıya bağlıdır. Ruhsat sahasının genişliği, işletilebilir rezerv bulunduğu anlamına gelmeyebilir.
Su kullanımı ve öncelik sıralaması
Maden şirketleri, buldukları su kaynağını sınırsız kullanamaz. İçme suyu ve tarımsal sulama önceliklidir; ancak artan su varsa sanayi ve maden kullanımına izin verilir.
Yeşil enerji dönüşümü ve madenciliğin rolü
Dünyanın enerji ihtiyacı önümüzdeki dönemde katlanarak artacaktır. Kömür ve doğalgazın yerini yeşil enerji alacaktır; ancak bu dönüşüm tamamen metal madenciliğine bağlıdır. Lityum, kobalt, bakır, alüminyum ve nadir toprak elementleri olmadan yeşil enerji mümkün değildir.
Madencilik olmadan enerji bağımsızlığı mümkün değil
Madenciliği dışlayan bir yaklaşım, yeşil enerjide de dışa bağımlılığı artırır. Doğru yaklaşım, madenciliği reddetmek değil; eksikleri gidererek, standartları yükselterek güçlü bir sektör inşa etmektir.
Devamını Oku
01 Şubat 2026 Pazar - 09:11
Devamını Oku
28 Ocak 2026 Çarşamba - 00:00
Devamını Oku
25 Ocak 2026 Pazar - 09:14