İki ayrı CHP’nin iki ayrı bayramlaşması ve bayramlaşma konuşmaları CHP’nin geleceği açısından endişe verici işaretler ortaya koydu… İki ayrı CHP’nin artık tek bir CHP’de birleşmesinin çok zor olduğu ve CHP’nin bölünmeye doğru gittiği çok net olarak görüldü. Kılıçdaroğlu da Özgür Özel de, karşı tarafa bir önceki güne göre daha ağır ithamlarda bulunma eğiliminde… Nitekim Kılıçdaroğlu konuşmasında Özgür Özel-Ekrem İmamoğlu hizbine yolsuzluk ithamlarına yanında yenilerini ekledi: Terör örgütleriyle ilişki, FETÖ ve yabancı odaklarla işbirliği…
Özgür Özel ise Kılıçdaroğlu’nu iktidarla işbirliği yapmakla itham etmenin yanında, kendilerinin olmadığı bir CHP’nin yüzde 3-5 oy alabileceğini söyleyerek Kılıçdaroğlu hizbini küçümsemeye devam etti… İki ayrı toplantı şunu gösterdi Kemal Kılıçdaroğlu iddia edildiği kadar zayıf değil… Özel-İmamoğlu hizbi ise CHP dışındaki muhalif cephe içinde de ciddi desteğe sahip. Bunu sadece meydanlarda değil İyi Parti Genel Başkanı Müsavvat Dervişoğlu’nun Ekrem İmamoğlu’nun ailesine yaptığı bayram ziyaretinden de görmek mümkün. 30 Mayıs 2026’daki iki ayrı CHP’nin iki ayrı bayramlaşması, duygusal kopuş ve ayrılmanın başlangıcı olarak bir milada dönüşebilir…
Gazeteci Saygı Öztürk’e atıfla çıkan bir habere göre, Özel-İmamoğlu hizbi önündeki seçenekleri tartışıyor. Buna göre “Özgür Özel, Meclis’te ekibiyle bir toplantı yaptı. ‘Yeni parti kuralım mı, CHP’de kalıp mücadelemizi sürdürelim mi’ diye sordu. Üç görüş ortaya çıktı. CHP’de kalıp parti içinde mücadelemizi sürdürelim. CHP’den ayrılıp yeni parti kuralım. Seçimlere girme hakkı olan bir partiyi alalım.” Tartışılan üç seçenekten ikisinin CHP’den ayrılma üzerine olduğu görülüyor. Kılıçdaroğlu’nun CHP Genel Başkanlığı uzadıkça, Cumhurbaşkanlığı ve genel seçimler yaklaştıkça CHP’de kalma seçeneğinin zayıflayacağı anlaşılıyor.
Kemal Kılıçdaroğlu hizbindeki kurmay aklına sahip siyasetçilerden Gürsel Tekin CHP’deki vahim durumu, temsil ve meşruiyet krizini şöyle özetliyor:
“İstanbul’un 196 delegesinin tamamı hakkında mahkeme kararıyla tedbir uygulanmış durumda. Bunun yanında 44 delege tutuklu, 21 delege Akp partiye geçmiş, 5 delege istifa etmiş, 14 delege ihraç edilmiş ve 163 delegenin adı soruşturma dosyalarında yer alıyor. Ortada böylesine ağır bir tablo varken, delegasyonun meşruiyeti ve temsiliyet gücü ciddi şekilde tartışılır hale gelmiştir. Soruyorum: Bu şartlarda yapılacak bir kurultay ne kadar sağlıklı, ne kadar kapsayıcı ve ne kadar tartışmasız olabilir?”
Gürsel Tekin’in analizinin haklı yönleri olmakla beraber, Özel-İmamoğlu hizbi için bu tezlerin hiçbir geçerliliğinin olmadığını hatırlatmak lazım; yani, iki tarafın ortak bir paydada anlaşması gerçekten çok zor görünüyor…
Hiziplerin sertliği ve ayrılma süreci, hadiseye CHP dışından bakanlarda çok net görülüyor… Nitekim MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin Türkgün gazetesindeki röportajındaki değerlendirmesi bu tehlikeye karşı iki tarafı da uyaran ve CHP’nin kurumsal bütünlüğü için formül öneren bir nasihatname gibiydi… Fakat CHP’deki hiziplerin gözü o kadar kararmış ki, bu formülleri ve nasihatları dinleyecek halde değiller…
CHP içinden bazı isimler de durumun vahametini görüyorlar… Bunlardan birisi merkez sağ gelenekten gelmekle beraber uzun zamandır CHP’de siyaset yapan İlhan Kesici’dir. Kesici burada asıl rolün CHP Genel Başkanlığını üstlenen Kemal Kılıçdaroğlu’na düştüğünü vurgulayarak Türk siyasi tarihinden örnekler veriyor ve Süleyman Demirel’in pişmanlığını hatırlatıyor:
“Ben şahsen, bugüne kadar yaşanılan parti bölünmelerinin hiçbirisinin iyi bir sonuç verdiğine şahit olmadım. Ne bölünen ana parti bakından, ne de bölen parti bakımından. Cumhuriyet siyasi tarihimizin en büyük ve en etkili parti bölünmesi 1970 yılında Adalet Partisi’nden ayrılarak Demokratik Parti’nin kurulması ve Adalet Partisi’nin bölünmesi olayıdır. O tarihte Adalet Partisi’nin oyu yüzde 50’lerdeydi ve tek basına iktidardı. Bölünmeden sonra Adalet Partisi tek bir kere bile yüzde 50 oyun yarısını bile bulamamıştır. Adalet Partisinin en güçlü isimleri Sadettin Bilgiç, Ferruh Bozbeyli Mehmet Turgut gibi isimler ve 50 civarında parlamenter eski Cumhurbaşkanımız rahmetli Celal Bayar’ın da tam desteğiyle Demokratik Partiyi kurdular. Girdikleri ilk genel seçimde (1973) ancak yüzde 13 oy alabildiler. Hatırlatmak isterim ki, bu % 13 oy, % 50 lik bir pastadan bir dilimdir. Yani bölünen partinin ancak dörtte biri kadar olmuştur. Adalet Partisi Genel Başkanı ve Başbakan Süleyman Demirel, bölünmeden 7 sene sonra tüm Demokratik Partilileri Adalet Partisi’nde tekrar toplamış olmasına rağmen, Adalet Partisi ve sonraki devamı mahiyetinde olan partiler bir daha ve asla Adalet Partisi oylarının yarısını bile alamamış ve bir daha siyaseten gün yüzü görmemiştir. Ta ki, aradan tam 20 sene geçtikten sonra, 1991 seçimlerinde DYP olarak ancak % 27 oy alabilmiştir. Elbette tek başına iktidar olamamış ve Sosyal Demokrat Halkçı Parti (SHP) ile bir Koalisyon Hükümeti ancak kurabilmiştir.
“Bölünme döneminin Adalet Partisi Genel Başkanı Sayın Süleyman Demirel siyasi hayatının son dönemlerinde şu çok önemli itirafta bulunmuştur:
“İnişli çıkışlı 40 yıllık siyasi hayatımda yaptığım en büyük hata Demokratik Parti’nin kurulmasını engellememem olmuştur. Ne yapıp yapıp bu bölünmeyi engellemeliydim. Gerekli çabayı göstermiş olsam engellerdim de.” demiştir.”
CHP’deki hizipler dışarıdan ve içeriden bölünmeme çağrılarına kulak vermeyecek kadar sert bir mücadeleye girmiş durumdalar. CHP her geçen gün hiziplerin açıklamalarıyla ayrışan, bütünlüğünü ve meşruiyetini kaybeden, bölünmeye doğru giden bir parti görüntüsü veriyor…




