Türkiye ve dünya gündemi o denli yoğun ki bazen gelişmeleri değerlendirmek için yirmi dört saat bile yetmiyor. Bir tarafta İran sahasında devam eden kırılgan ateşkes, bununla alakalı ortaya çıkan enerji krizinin küresel ölçekte hissedilir hale gelmesi, diğer taraftaysa Ukrayna sahasında dört yıldan bu yana devam eden savaş.
İç siyaset desen hakeza adeta kaynayan kazan misali.
İşte bu yoğun gündeme rağmen ben 27 Nisan 2007 tarihinde zamanın Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt tarafından bir gece Genelkurmay Başkanlığı’nın web sayfasında hükümete dair yayınlanan elektronik muhtıraya yer vereceğim.
Ne olmuştu?
Dönemin hükümeti Cumhurbaşkanı olarak Abdullah Gül’ü aday gösterince güvenlik bürokrasisinin bir üyesi olma dışında hiçbir yetkisi olmayan bir asker cumhurbaşkanı seçilecek kişinin sözde değil özde laik olması gerektiğini her yerde dile getirmeye başlamıştı.
Oysa bir kişinin hangi kriterleri taşıdığında ve hangi prosedürleri tamamladığında cumhurbaşkanı adayı olabileceği yasalar nezdinde belirlenmişti. Demek ki bu yasalar dışında bir de ismi koyulmamış kriterler de varmış ki sonradan öğrendik.
İşte bu tartışmalar devam ederken Genelkurmay Başkanlığı’nın web adresinde bir bildiri yayınlandı.
Bildiri tam metni şöyledir:
Genelkurmay Başkanlığı Basın Açıklaması (27 Nisan 2007)
Türkiye Cumhuriyeti devletinin, başta laiklik olmak üzere, temel değerlerini aşındırmak için bitmez tükenmez bir gayret içinde olan bir kısım çevrelerin, bu gayretlerini son zamanlarda artırdıkları müşahede edilmektedir. Söz konusu çevreler, yer yer devletin kurumlarını da kendi emellerine alet etmeye çalışmaktadırlar.
Özellikle son günlerde;
- 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı kutlamaları sırasında, Ankara’nın göbeğinde, bir okulda küçük bir kız çocuğuna türban taktırılarak ilahiler okutulması,
- Şanlıurfa’da düzenlenen 'Kutlu Doğum Haftası' etkinlikleri kapsamında, laiklik karşıtı söylemlerin devlet memurlarının katılımıyla bir gövde gösterisine dönüştürülmesi,
- Bazı yerleşim yerlerinde, ilköğretim okulu öğrencilerinin çeşitli cemaat ve tarikat uzantıları tarafından düzenlenen dini içerikli yarışmalara yönlendirilmesi gibi olaylar, Cumhuriyetin temel niteliklerini açıkça hedef alan eylemlerdir. Bu durumun, anayasal kurumların sessiz kalması ve hukuki sürecin işletilmemesi nedeniyle cesaret kazandığı görülmektedir.
Son günlerde öne çıkan bir diğer konu ise Cumhurbaşkanlığı seçimidir. Cumhurbaşkanlığı seçimi süreci, laikliğin tartışılması için bir zemin haline getirilmiştir. Bu yaklaşım, Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından endişe ile izlenmektedir. Unutulmamalıdır ki, Türk Silahlı Kuvvetleri bu tartışmalarda taraftır ve laikliğin kesin savunucusudur. Ayrıca, Türk Silahlı Kuvvetleri yapılmakta olan tartışmaların ve olumsuz yorumların tam merkezindedir.
Türk Silahlı Kuvvetleri, bu niteliklerin korunması için yasalarla kendisine verilen açık görevleri eksiksiz yerine getirme konusundaki sarsılmaz kararlılığını muhafaza etmektedir. Bu kararlılığın derecesinden kimsenin şüphe duymaması gerekir.
Özetle, Cumhuriyetimizin kurucusu Ulu Önder Atatürk'ün, 'Ne Mutlu Türküm Diyene!' anlayışına karşı çıkan herkes Türkiye Cumhuriyeti'nin düşmanıdır ve öyle kalacaktır.
Türk Silahlı Kuvvetleri, bu niteliklerin korunması ve kollanması görevini yerine getirmekte her zaman olduğu gibi bugünde azimlidir.
Kamuoyuna saygıyla duyurulur
Nasıl ama?
Kaleme alanın ve yayınlayanın dünyadan bihaber ve cehalet ehli olduğu açıkça anlaşılan bu bildiri sonrası dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan ısrarlı aramalarına rağmen Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt’a tam 14 saat ulaşamamıştır.
Bugün tüm coğrafyamızda adeta kahramanlık destanı yazan kahraman ordumuzu şimdilerde 'kâğıttan kaplan' diye nitelendiren isimlerin bir ülkenin askeri bürokrasisinin başındaki zatın 14 saat boyunca telefonlara çıkmayışına dair bugüne kadar tek kelam etmemişlerdir.
Ertesi sabah hükümetin bu meydan okuma karşısında daha önceleri yapıldığı gibi istifa edeceğini düşünülürken, hükümet sözcüsü Cemil Çiçek demokrasilerde silahlı gücün konumunu hatırlatan açıklaması ile karşı karşıya kalmıştır.
Bu Türkiye siyasi tarihinde bir ilk olmuş ve muhtıraya karşı seçilmiş siyaset dik durarak darbeci zihniyete adeta haddini bildirmiştir.
Bu yazıda asıl arşiv niteliğinde kayda geçmesini istediğim husus ise bambaşkadır. Bugünlerde Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yönetim biçimini otoriter bulan, demokrasi konusunda meydanlarda ve ekranlarda üfürdüklerinde toz bırakmayanlar bakın o gün bu darbe bildirisi karşısında ne demişler.
Sözde demokrat, özde darbeciler
- CHP Parti Sözcüsü Mustafa Özyürek (Muhtıranın yayınlanmasından hemen sonra NTV’ye telefonla bağlanarak): “Tabii bu bir muhtıradır. Hükûmetin bunun gereğini yerine getirmesi gerekir.”
- CHP Genel başkan Yardımcısı Onur Öymen (Muhtıradan bir gün sonraki açıklaması): “Genelkurmay'ın tespitleri bizim tespitlerimizden farklı değildir. Altına imzamızı atarız. ‘Ne mutlu 'Türk'üm.' diyene!’ sözünü kimse küçümseyemez ve bunu küçümseyenleri devletin düşmanı sayarız. Türkiye'yi Atatürk düşmanlarına teslim etmeyeceğiz.”
- CHP Genel Başkanı Deniz Baykal (Muhtıradan sonra verdiği ilk röportajında): “Bu tablonun değişeceğini meydanlar gösterdi. Müdahaleye uğrayan yönetimlere halk sahip çıkmadı. Halkımız devlet organlarıyla çatışanlara sahip çıkmaz. Bu ortamda mağduriyet yok dayatma var. Anayasa Mahkemesi 367 kararını onaylamazsa ülke çatışmaya gider.”
- CHP Genel Sekreteri Önder Sav (Muhtıranın ardından Anayasa Mahkemesi’nin verdiği 367 kararından sonra): “Gözümüz aydın, Türkiye'nin gözü aydın.”
- Nur Serter (Muhtıradan bir gün sonra Çağlayan'daki Cumhuriyet Mitinginde yaptığı konuşma): Genelkurmay Başkanı'na “memur” diyen bir zihniyete karşı Türk Silahlı Kuvvetlerinin önünde, şanlı ordumuzun önünde saygıyla eğiliyoruz. Türk ordusu çok yaşa. Türk ordusu, 27 Nisan'da bizim sesimizi duymuş, bizim sesimize sahip çıkmış, demokrasiye sahip çıkmıştır. 27 Nisan'da Türkiye Cumhuriyeti'nin gerçek iradesine sahip çıkmıştır.
- TÜSİAD Başkanı Arzuhan Doğan Yalçındağ: “AKP toplumda git gide artan ve TÜSİAD’ın da paylaştığı laik rejimi koruma kaygısını yeterince dikkate almıyor. Genelkurmay Başkanlığının açıklamasıyla yaratılan fiili durum demokratik teamüllere uygun değil. Laikliği ve demokrasiyi korumak için bir an önce genel seçimlere gidilmeli.”
- Oktay Ekşi (Hürriyet): “Bu adı konmamış bir muhtıradır. Genelkurmay Başkanı’nın sözleri gayet açık, eğer demokrasinin kavram ve kuramlarını kullanarak bu cumhuriyetin laik karakterini tahrip etmek onu yıkmak istiyorsanız biz buna müsaade etmeyiz diyor.”
- Tufan Türenç (Hürriyet): “Tabii ki bu bir muhtıradır. Bu muhtıranın özü AKP’nin çıkardığı cumhurbaşkanı adayına Türk Silahlı Kuvvetlerin karşı olduğunu açıklıyor.”
- Ertuğrul Özkök (Hürriyet): “Demokrasi kaygısıyla sadece askeri eleştirmek, ne adil ne yararlı ne de sonuç verici bir girişim olacaktır. Çünkü o bildiride savunulan görüşler, toplumun önemli bir bölümü tarafından paylaşılmaktadır.”
- Yılmaz Özdil (Sabah): “Hâlâ deniyor ki bundan sonraki adım ne olur? Bundan sonraki adım, tank olur. Gücüm var diye dayatırsan, gücü olan sana dayatır.”
- (Hıncal Uluç): “Ordu sonuna kadar bekledi... Gerekli uyarıları en demokratik şekilde yaparak, "Sözde değil, özde" diyerek bekledi.”
- Ural Akbulut (ODTÜ Rektörü): “Bu ikinci 28 Şubat’tır. TSK her şeye rağmen soğukkanlı davranmıştır.”
- İsmail Küçükkaya (Akşam): “Sürecin kötü yönetilmesiyle ‘kaçan fırsatı’ ve ‘Genelkurmay’ın çok sert açıklamasıyla yeni olanağı’ görelim.”
- Ece Temelkuran (Milliyet): “Genelkurmay'ın açıklamasıyla mitinglerin daha da coşmuş olması bu mitingleri otomatik olarak militarist yapmaz.”
- Fikret Bila (Milliyet): “TSK, türbanın ve temsil ettiği zihniyetin Çankaya'ya çıkmasına karşı ilkesel bir duruş sergilemiştir.”
- Ahmet Hakan (Hürriyet): “'Muhtıraya karşıyız.’ diyeceğiz ve ötesini söyleyemeyecek miyiz? Ben ötesini de söylerim arkadaş.”
- Nuray Mert (Radikal): “Şimdi Genelkurmay bildirisini öne çıkarıp, bu fetihçi zihniyetin arkasında durmak istemiyorum.”
- Emekli Orgeneral Tuncer Kılınç: Kamuoyuna bilgi veriliyor ve bunların gereği yapılmazsa istenmeyen şeylerin olabileceği mesajı verilmek isteniyor.”
Daha nice örnekler verilebilir lakin bu tabloya baktığımızda bu türden tüm isimlerin zoraki demokrat gözüktüklerini, şartlar aynı şekilde tekrar ettiğinde aynı darbeci karşılığı vereceklerinden kimsenin şüphesinin olmaması lazım.
Bu yüzden bu sözde demokrat özde eyyamcı ya da darbeci zihniyetli isimleri unutmayın, unutturmayın yoksa unutulan darbeler tekrar eder.






