Medyada artık malum tarifler “İktidar medyası,” “muhalif medya,” “yandaş medya,” “fondaş medya,” “CHP medyası” ve “AK Parti medyası” diye yapılıyor. Bu tarifleri yaparken iki tarafa da eleştiriler yöneltiyoruz ve taraflarımızın konforuyla mesleğimizi “işimize geldiği gibi” yapıyoruz. Diğer kesimin ne dediğiyle, toplumun ne istediğiyle, işimizin etik kurallarıyla ilgilenmiyoruz. “Oh ne güzel… Ağrısız başım gazetecilik yapmadan, gazetecilik maaşım” diyoruz.
Her iki medyanın da sorunları aslında aynı. Pasta daralıyor, haber izleyicisi kaçıyor, parayı veren düdüğü çalıyor, haber pahalılaşıyor, habercinin emeği ucuzluyor ve işsizler ordusu her geçen gün büyüyor. Ama ben bugün bunlardan bahsetmeyeceğim.
Bugün iğneyi veya çuvaldızı kim ne kadar tarafına batırıyor ve batırınca ne oluyor ona bakmak istiyorum. AK Parti’ye yakın medyada Hazine ve Maliye Bakanı’na ve politikalarına karşı manşetler, haberler görebiliyoruz. Önceki İçişleri Bakanı’na karşı ne haberler, ne yorumlar gördük. Kapatılan üniversite ile ilgili Cumhurbaşkanı’na dahi “yanlış karar aldı” diye yayınlar yapıldı. Ne oldu? Karar değiştirildi, bakan da değişti. Diğer bakan için hala manşetler atılmaya devam ediyor ama gazeteye bir şey olmuyor. Bir kısım iktidara yakın yayın organı aile ve kadın meseleleri üzerinden grup başkanvekilinin hedefe koydu. Günlerce yayın yaptı. Fırsatını buldukça da yapmaya devam ediyor. Ekonomi konusunda eleştiriler her gün köşelerde çıkıyor. Ne oluyor? Valla bir şey olmuyor.
Peki diğer tarafta Yılmaz Özdil konuşunca ne oldu? KRT bir dönem Kılıçdaroğlu lehine yayın yapınca ne oldu? Halk TV çözüm sürecinden yana arka arkaya yayınlar yapınca ne oldu? ROK röportajında ne oldu? Onlar TV’deki gazeteciler Adalet Bakanlığı kaynaklarına tapuları sorup, aldıkları cevabı yayınlayınca ne oldu? Cevap veriyorum: LİNÇ!
“Sarayın adamısın.”
“Zaten yanlıyordun.”
“Kaça satıldın?”
Yetmez! Kanalların ya da gazetelerin başındaysan ayrılmak zorunda kalırsın. Mali olarak zora sokulursun. Boykot çağrıları ile kitlenin hedefine oturtursun. Canlı yayında wall’deki görselin değişmesine karışacağın medyalar, “Soluksuz soluğa geçti Sayın Genel Başkanım” diye soruya girilen medyalar olursun.
Ya sadece medya mı?
Bugün partisine dönen Muharrem İnce “Saraya giden CHP’li” değil miydi?
FETÖ’cülerle bir olunup yalan dolan kaset şantajlarına maruz kalmadı mı?
Saraydan para alıp parti kurmamış mıydı?
Velhasıl bugün Kemal Kılıçdaroğlu da SARAYIN ADAMI.
Hatta bir YouTube yayınında denmiş “Eskiden beri MİT’le çalışırdı zaten” diye.
Erdoğan ile birlikte hareket ediyormuş.
Kemal Erdoğanoğlu diye kinaye falan yapılıyor.
Tüm bunlar normal. Çünkü bu medya düzeni böyle. Mesleğimizi yaparken tarafımız ve görüşümüz ne olursa olsun eşit mesafe korumak mı? Diğerinin sözüne ve haysiyetine saygı duymak mı? Diğer görüşteki izleyene hürmet etmek mi? Ne gerek var? Yasla sırtını, atış serbest! Böyle devam.





