Eğer Türkiye Cumhuriyeti bir hukuk devletiyse…
Eğer hukukun üstünlüğü vazgeçilmezimizse…
Eğer “hukukun olmadığı yerde demokrasi de olmaz” prensibini kabul ediyorsak…
O zaman demokrasimizi de kendimizi de hukuka emanet ettiğimiz bu kabullerimiz doğrultusunda demokrasiyi mutlak hukukla korumalıyız.
Siyasi partiler, demokratik hayatın vazgeçilmez unsurlarıdır; ancak bu vazgeçilmezlik onlara hukukun, anayasanın ve bizzat kendi tüzüklerinin üzerinde bir imtiyaz tanımaz. Aksine, topluma nizam ve adalet vadeden yapıların, öncelikle kendi iç işleyişlerinde hukuka ve ahlaka tam bir sadakatle bağlı olmaları gerekir. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 36. Hukuk Dairesi’nin Cumhuriyet Halk Partisi’nin 38. Olağan Kurultayı’na yönelik verdiği "mutlak butlan" (kesin hükümsüzlük) kararı, tam da bu yalın gerçeği Türk hukuku adına tescil etmiştir.
Bu karar, siyasi bir tartışmanın ötesinde, tamamen hukuki verilere, somut ceza soruşturmalarına ve emredici kanun hükümlerine dayanan, adalet mekanizmasının kamu düzenini koruma refleksidir.
Vahim olanı unutmamak lazım
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı Basın Suçları Soruşturma Bürosu tarafından hazırlanan Kurultay İddianamesi’ndeki vahim suç isnatları, mahkemenin verdiği kararın ne denli güçlü bir hukuki temele oturduğunu açıkça göstermektedir. İddianamede, aralarında İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı ve Dönemin Divan Başkanı Ekrem İmamoğlu ile İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay’ın da bulunduğu çok sayıda belediye başkanı ve parti yöneticisinin, delege iradesini sakatlamak üzere organize bir şekilde hareket ettiği ileri sürülmektedir.
Ortada basit bir usul hatası değil; delegelere nakit para verilmesi, belediyelerde ve iştiraklerde iş sözü taahhüt edilmesi, il ve ilçe belediye başkanlıkları ile meclis üyeliği adaylıklarının birer pazarlık unsuru haline getirilmesi ve market alışveriş kartlarının dağıtılması gibi vahim iddialar mevcuttur. Daha da vahimi, "gizli oy" ilkesinin ayaklar altına alınarak delegelerden oy pusulalarının fotoğraflarını çekip göndermelerinin istenmesidir.
Mahkeme, kararını verirken sadece soyut iddialarla yetinmemiş; ceza soruşturmalarını, tanık beyanlarını, kurumsal yazışmaları ve en önemlisi MASAK raporlarını birlikte değerlendirmiştir. Finansal akışın ve menfaat ilişkilerinin resmi raporlarla desteklenmiş olması, suç isnatlarının ciddiyetini ve hukuki ağırlığını tartışmasız kılmaktadır. Siyasi gücü elinde bulunduranların, kamunun ve belediyelerin imkanlarını şahsi veya klik çıkarları doğrultusunda delege iradesini satın almak için kullanması, demokrasiye indirilmiş en büyük darbedir. Tüm bunların üstüne Muhittin Böcek ve Özkan Yalım’ın itirafları da eklenince “Ankara’da Hakimler var” diyenler, “Eyvah Ankara’da hakimler var” demek zorunda kaldı.
Neden iptal değil, butlan?
Hukukta "mutlak butlan", bir hukuki işlemin kurucu unsurlarında veya emredici hukuk kurallarında kamu düzenini ilgilendirecek derecede ağır bir aykırılık bulunması durumunda ortaya çıkar. Mahkeme, Anayasa’nın 69. maddesi ile Siyasi Partiler Kanunu’nun 4. ve 93. maddelerine atıfta bulunarak, siyasi partilerin organ seçimlerinin demokrasi esaslarına, tüzüğe ve üyeler arası eşitlik ilkesine uygun olmasının "kamu düzeninden" olduğunu hatırlatmıştır.
Eğer bir kurultayda serbest irade ortadan kalkmış, paranın ve makam vaatlerinin gölgesinde bir irade fesadı yaşanmışsa, o kurultay hukuken hiç doğmamış kabul edilir. İşte bu yüzden mahkeme basit bir "iptal" kararı vermemiş, kurultayın başından itibaren kesin hükümsüz olduğuna hükmetmiştir.
Bu noktada, mevcut parti yönetiminin "Daha sonra olağanüstü kurultaylar yaptık, dava konusuz kaldı" yönündeki savunması da hukukun temel ilkelerine çarparak boşa çıkmıştır. Mahkeme, ilk derece mahkemesinin bu hatalı yaklaşımını yerinde bir tespitle bozmuştur: Sakat bir temel üzerine inşa edilen hiçbir yapı meşru olamaz. 4-5 Kasım 2023 Kurultayı mutlak butlanla malul ise, o kurultayın seçtiği yönetimlerin daha sonra aldığı kurultay kararları ve yaptığı işlemler de zincirleme olarak hukuki dayanaktan yoksundur. Zehirli ağacın meyvesi de zehirlidir.
Mahkeme: Temiz döneme dönün
Mahkemenin ulaştığı nihai sonuç, hukukun mantık silsilesi içinde tamamen tutarlı ve kaçınılmazdır. Kurultay yapıldığı tarihten itibaren hükümsüz sayılınca, parti hukuken 4-5 Kasım 2023 öncesindeki meşru durumuna dönmek zorundadır. Bu da Kemal Kılıçdaroğlu ve o dönemki meşru parti organlarının göreve devam etmesi anlamına gelmektedir.
Bu karar, siyasi bir müdahale değil; aksine siyasete sızan gayrimeşru yöntemlere, delege borsalarına ve kamu kaynaklarının parti içi iktidar kavgalarına alet edilmesine karşı hukukun verdiği asil bir yanıttır. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 36. Hukuk Dairesi, siyasi partilerin de hukuka tabi olduğunu, hiç kimsenin arkasına aldığı delege çoğunluğu veya belediye gücüyle Anayasa’yı ve Siyasi Partiler Kanunu’nu çiğneyemeyeceğini tüm netliğiyle ortaya koymuştur.






