Tarih boyunca Avrupa'nın en güçlü hükümdarları ve orduları Rusya'yı yenebileceklerine inandı. Kimi zaman birkaç ay içinde Moskova'ya ulaşmayı, kimi zaman Rus devletini çökerterek Avrupa'nın kaderini değiştirmeyi hedeflediler. Ancak çoğu zaman karşılarında yalnızca bir ordu değil; coğrafya, iklim, mesafe ve zamanın birleşiminden oluşan devasa bir rakip buldular.
Bu hikâyenin en meşhur örneklerinden biri, 24 Haziran 1812'de başladı.
O gün Napoleon Bonaparte, tarihin o güne kadar gördüğü en büyük askerî kuvvetlerden biriyle Niemen Nehri'ni geçerek Rusya topraklarına girdi. Yaklaşık 600 bin kişilik Büyük Ordu, Fransa'nın yanı sıra Avrupa'nın dört bir yanından gelen askerlerden oluşuyordu. Napoleon, birkaç büyük muharebeyle Rus ordusunu imha edeceğini ve Çar I. Aleksandr'ı barışa zorlayacağını düşünüyordu.
İlk haftalarda her şey planlandığı gibi görünüyordu.
Rus orduları geri çekiliyor, Fransızlar ilerliyordu. Ancak Rus komutanlar doğrudan büyük bir meydan savaşına girmek yerine farklı bir strateji uyguluyordu. Geri çekilirken depoları yakıyor, ekinleri yok ediyor ve düşmanın kullanabileceği kaynakları ortadan kaldırıyorlardı.
Napolyon ilerledikçe kazanıyor gibi görünüyor, fakat aynı anda ordusunu tüketiyordu.
Binlerce kilometrelik ikmal hatları uzuyor, atlar telef oluyor, askerler açlık ve hastalıkla mücadele ediyordu.
Eylül ayında Borodino Muharebesi gerçekleşti. Tarihin en kanlı tek günlük savaşlarından biri olan bu çarpışmada her iki taraf da on binlerce kayıp verdi. Fransızlar meydanı ele geçirdi ancak Rus ordusu yok olmadı.
Napolyon birkaç gün sonra Moskova'ya girdi.
Fakat onu bekleyen şey zafer değildi.
Şehrin büyük bölümü boşaltılmıştı. Kısa süre sonra Moskova'nın birçok noktasında yangınlar çıktı. Fransız İmparatoru, Çar'ın barış isteyeceğini umuyordu. Bekledi. Günler geçti. Haftalar geçti. Ancak beklediği teklif gelmedi.
Sonunda geri çekilmek zorunda kaldı.
İşte felaket de o zaman başladı.
Rus kışı yaklaşırken açlık, hastalık, soğuk ve sürekli saldırılar Fransız ordusunu parçaladı. Binlerce asker donarak öldü. Binlercesi geride kaldı. Nehir geçişleri ve geri çekilme sırasında yaşanan kaos, Avrupa'nın en güçlü ordusunu adeta eritti.
Rusya'ya giren yaklaşık 600 bin askerden yalnızca küçük bir kısmı geri dönebildi.
Napolyon'un yenilgisi Avrupa tarihinin akışını değiştirdi.
Ancak Rusya'nın yuttuğu tek ordu bu değildi.
1853-1856 arasındaki Kırım Savaşı'nda İngiltere ve Fransa bu kez Osmanlı Devleti ile birlikte Rusya'ya karşı savaştı. Zafer kazandılar ancak bunun için muazzam bedeller ödediler. On binlerce asker savaş meydanından çok hastalıklar ve lojistik sorunlar nedeniyle hayatını kaybetti.
Bir asır sonra aynı hatayı Adolf Hitler yaptı.
22 Haziran 1941'de başlayan Barbarossa Harekâtı, tarihin en büyük işgal girişimiydi. Alman orduları birkaç ay içinde yüzlerce kilometre ilerledi. Milyonlarca Sovyet askeri esir düştü.
Ancak Rusya yine aynı silahlarını kullandı:
Mesafe.
Zaman.
İklim.
Sanayi kapasitesi.
1941 kışı geldiğinde Alman birlikleri Moskova önlerinde durdu. Sonraki yıllarda Stalingrad ve Kursk gibi savaşlar Almanya'nın kaderini belirledi. Berlin'e ulaşan ise Alman ordusu değil, Sovyet tankları oldu.
Bu yüzden tarihçiler sık sık aynı soruyu sorar:
Rusya'yı yenmek neden bu kadar zordur?
Cevap yalnızca ordularında değil, coğrafyasında saklıdır. Avrupa'nın büyük bölümünde bir başkentin düşmesi savaşı bitirebilir. Oysa Rusya'da yüzlerce kilometre ilerlemek çoğu zaman zafer anlamına gelmez. Çünkü ülke geri çekilerek savaşmaya devam edebilir.
Napolyon da bunu öğrendi.
Hitler de.
Ve tarih boyunca Rusya'ya karşı sefere çıkan pek çok komutan da aynı gerçekle yüzleşti:



