Amerika Birleşik Devletleri ile İran arasında geride bıraktığımız haftasonu 18 saat süren müzakereler neticesinde varılan mutabakat, 28 Şubat’ta başlayan savaşı bitirmenin ötesinde anlamlar taşıyor. Öncelikle 60 günlük esas müzakere sürecinin anlamlı bir sonuca ulaşması halinde, hem ABD’nin hem İran’ın iç siyasi dengeleri değişebilir. Beklenebilecek ikinci sonuç ise ABD ile İsrail arasında 1970’lerden itibaren inşa edilmiş karmaşık ilişki ağının sonunun geldiğini görmek olacaktır. Bedava para, silah ve mühimmat akışının durması halinde İsrail’in Ortadoğu’daki varlığını ve maksimalist projelerini nasıl sürdüreceğini izlemek ilginç olacaktır. İhtimaldir ki ABD’nin bu organik ilişkiyi azaltma planına paralel olarak canhıraş bir şekilde bölge ülkelerini İbrahim Anlaşmalarına razı etme hedefinin arkasında da, yaklaşık yarım yüzyıldır verdiği bu desteğin sorumluluğunu başkalarına yıkma arzusu yatmakta. Biz yeniden birinci maddeye dönelim ve bu müzakere sürecinin içeriğinin ötesinde taşıdığı anlamı irdeleyelim.
Müzakerelerin kaderi J.D Vance’in başkanlık yolunu belirleyecek
Sürece dair en ilginç nokta kanaatimce “ikinci adamların” ön plana çıkması, belki de “itilmeleri”. Amerika Birleşik Devletleri tarafında Trump’tan sonra başkan olması en muhtemel isim J. D. Vance müzakereleri yürütüyor. Başkan Yardımcısı Vance 28 Şubat’ta başlatılan savaşa karşı olduğunu ancak ne olursa olsun ABD Başkanı’nın arkasında durması gerektiği için savaş kararına onay verdiğini açıkça ifade etmişti. Dahası Vance ABD kamuoyunda İsrail’e verilen desteği sorgulayan kitlelerin de sesi haline gelmiş durumda. İsviçre’deki müzakerelere gitmeden önce Beyaz Saray’da gazetecilerle buluşmasında ve New York Times gazetesine verdiği demeçlerde Netanyahu hükümetine eleştirilerinde sözünü sakınmadı. “Eğer İsrail hükümetinde yer alsaydım, dünyada hala sahip olduğum tek güçlü müttefike saldırmazdım”, “Son 3 ayda ülkenizi koruyan silahların üçte ikisi ABD tarafından üretildi ve bunların parasını Amerikan vergi mükellefleri ödedi”, “ İsrail’in sorunu Donald Trump değil ve İsrail’de en büyük sorunun ABD Başkanı olduğunu düşünen kim varsa, içinde bulundukları gerçeklikle yüzleşmeleri gerekiyor”, “Dokuz milyon nüfuslu bir ülkesiniz, karşı karşıya kaldığınız her ulusal güvenlik sorununu insanları öldürerek çözemezsiniz.”. İsrail’e kim ve ne olduklarını hatırlatan bu tarz cümlelerin Beyaz Saray’dan üstelik kamuoyu önünde yükseldiğine daha önce rastlanmamıştı. Vance bu söylemlerle kendi siyasi geleceği için de ciddi bir risk üstlenmiş durumda. İsrail’e meydan okuyarak başkanlık hedefine yürümeyi başarırsa bu ABD iç siyasetinde İkinci Dünya Savaşı’nın ardından görülmemiş bir paradigma değişikliği olacak. Trump yönetimi içerisindeki bir diğer potansiyel başkan adayı Dışişleri Marco Rubio’nun Vance’i harcamak için bu yola itmiş olması ihtimalini de gözden kaçırmamak lazım. Benzer bir durum İran cephesinde de geçerli.




