Dünyadaki “jeopolitik deprem” devam ediyor… Dünyadaki krize ilk olarak jeopolitik deprem diyen isim, Almanya’nın bir önceki şansölyesi Sosyal Demokrat Parti (SPD) lideri siyasetçi ve avukat Olaf Scholz’du. Onun yerine gelen Hristiyan Demokrat Birlik (CDU) lideri siyasetçi ve hukukçu Friedrich Merz de bu değerlendirmeyi genişleterek devam etti. Bu jeopolitik depremden en fazla zarar gören ülkelerin arasında da Almanya başta olmak üzere Batılı “orta güç” olarak adlandırılan ülkeler geliyor… Bunu en son Almanya’nın BM Güvenlik Konseyi geçici üyeliğini Portekiz ve Avusturya karşısında üçüncü olarak kaybetmesinde de gördük.
Almanya’nın dünyadaki büyük krizi jeopolitik deprem olarak adlandırmasına, Merz’in bu sürecin ABD Başkanı Trump ile sınırlı olmadığını, Avrupa’daki ABD Barışının sona erdiğini ve Avrupa’nın başının çaresine bakması lazım geldiğini söylemesine rağmen; buna uygun bir politika geliştiremediği çok net görülüyor… Merz bu süreçte ciddi iletişim krizleri de yaşayarak Trump’tan sert bir azar da işitti. ABD’nin Almanya’dan hesapta olmayan asker çekme ve dronlara karşı yeni teknolojik birlik tahsisinden vazgeçmesiyle de yüzleşti.
Almanya Şansölyesi Merz seçimlerden önce Almanya’nın bir orta güç olmasını istediğini söylemişti ama Almanya hala İkinci Dünya Savaşı sonrasındaki “kısıtlanmış ülke sendromunu” zihnen ve fiilen aşabilmiş değil… Vaktiyle Henry Kissenger’a atfedilen meşhur söz, Almanya’nın paradoksu olmaya devam ediyor: "Zavallı Almanya: Avrupa için çok büyük, dünya için çok küçük…"
“Orta güçler ittifakı” kavramını kullanan Kanada Başbakanı Carney’in, çok taraflılığa vurgu yapan Finlandiya Cumhurbaşkanı Alexander Stubb’un açıklamalarına ve bazı toplantılara rağmen, bu konuda ciddi bir boşluk olduğu ABD, Çin ve Rusya’nın kendi aralarındaki ve dünyayla ilişkilerinden anlaşılabiliyor. Almanya’nın BM Güvenlik Konseyi geçici üyeliği seçimlerini kaybetmesinin bu bakımdan sadece Almanya için değil; diğer orta güç namzetleri için de ibret verici bir örnek teşkil ettiğinden, bilhassa üzerinde durmak lazım.
Costanze Stelzenmüller “Almanya'nın (tamamen tahmin edilebilir) BM Güvenlik Konseyi yenilgisinden çıkarılan dersler” başlıklı yazısında bu konuyu tartışıyor. ( https://www.ft.com/content/02125b2b-f560-47d5-8910-c1568aecf05e ) Yazarın hüküm cümlesi orta güçlerin durumunu özetliyor aslında: “Saldırgan büyük güçlerin hüküm sürdüğü bir dünyada, orta güçler ittifaklar kurmayı öğrenmelidir.”
Stelzenmüller Almanya’nın kaybetmesini şöyle özetliyor: “Bu arada Almanya, fazla varsayımlarda bulunmuş ve yeterince çaba göstermemiş gibi görünüyor. Birleşmiş Milletler'in dördüncü büyük fon sağlayıcısı, dünyanın üçüncü büyük ekonomisi ve Avrupa'nın en büyük ekonomisi. Daha önceki altı Güvenlik Konseyi adaylığının her birini kazandı ve uzun zamandır statüsünün daimi bir koltuğu hak ettiğini savunuyor. Kampanya sloganı ‘Saygı, Adalet, Barış’ idi, ancak Şansölye Friedrich Merz, Eylül ayındaki yıllık Genel Kurul toplantısına bile katılmadı. Avusturya ise cumhurbaşkanını, başbakanını ve dışişleri bakanını gönderdi. Saygıdan eser yok. Adalet konusuna gelince, Berlin uluslararası kurumların ve hukukun, gücün yerine hakkın yılmaz bir savunucusu olmakla övünür. Ancak kalkınma ve insani yardıma önemli ölçüde kesintiler yaptı. Ve konuştuktan sonra düşünme eğiliminde olan Merz, ABD'nin Venezuela'ya yönelik saldırılarını kınamayı reddetti (bunları hukuken ‘karmaşık’ olarak nitelendirdi) ve İsrail'in İran'a yönelik saldırılarıyla ‘bizim için kirli işleri yaptığını’ söyledi.”
Görüldüğü gibi Merz, Almanya’nın orta güç olmasından bahsediyor, böyle bir ittifak için görüşmeler yapıyor ama bunun icap ettirdiği diplomatik bakış açısı ve gayretten çok uzak görünüyor. Stelzenmüller, Almanya’yı çok ağır bir şekilde eleştirerek ittifaklar kurmayı öğrenmesi gerektiğini de söylüyor.
“Saldırgan büyük güçlerin dünyasında yol almak (hatta liderlik etmek) için, Almanya gibi orta ölçekli bir gücün, özellikle kendi değerlerini ve çıkarlarını paylaşmayan ülkelerle ittifaklar kurmayı öğrenmesi gerekir. Berlin'in aslında AB içinde benzer düşüncelere sahip bir grup müttefiki var; ancak o zaman boş prestij peşinde küçük üye devletleri dışlamak yerine, blok içindeki sorunları çözmeye odaklanması gerekecektir. Saygı, Adalet, Barış: elde edebiliyorsanız ne güzel şeyler. Ama bu arada Almanya belki de cömertliği, tutarlılığı ve alçakgönüllülüğü denemelidir.”
Orta güçler ve ittifaklar meselesi, önümüzdeki günlerde daha çok tartışılacak gibi görünüyor…






