Bugün CHP’deki siyasi kavga ve ABD-İsrail’in İran savaşının mağaralarının bungunluk veren kasvetli havalarından biran olsun uzaklaşarak, vefat yıldönümü dolasıyla merhum Cemil Meriç’i hatırlayalım… Türkiye, III. Selim’den bu yana Batı’yı örnek alarak değişmeye ve dönüşmeye çalışıyor. Bu değişim ve dönüşümün ivmesi arttıkça kırılmalar ve tartışmalar da artıyor. Bu bakımdan Türk fikir hayatının ve hatta edebiyatının bu süreç etrafında şekillendiği söylenebilir. Bu şekillenmenin giderek bir sathileşme ve birtakım semboller çevresinde bir kutuplaşmayla neticelendiği de gözlerden kaçmamaktadır. Sathileşmenin ve kutuplaşmanın Türk fikir ve edebiyat dünyasını, kendisini, Batı’nın ve Doğu’nun klasiklerinden kopartması her kesimden entelektüeli rahatsız etmektedir.
İşte bu vadide Cemil Meriç müstesna bir yere yükselmektedir. Cemil Meriç insanlığın ürettiği bütün klasiklere Batı veya Doğu demeden sahip çıkar, sathileşemeye ve kutuplaşmaya prim vermez... III. Selim’den beri içinden çıkamadığımız tartışmalarda yolunu arayan herkese yardımcı olan müktesebatı fevkalade geniş, iyi niyetli ve ciddi bir hocadır, Cemil Meriç. Ondan sadece Batı’nın ve Doğu’nun klasiklerini değil, düşünmenin dil ve lügat demek olduğunu, bir savcı gibi kavramları sorgulamadıkça hiçbir konuda hüküm veremeyeceğinizi öğrenebilirsiniz. Hükümlerinizin gerekçesiz olamayacağını, gerekçenin muhakemesiz olamayacağını da... Sorgulayabilmek ve hüküm verebilmek için diyalogun, diyalogu sürdürebilmek için de hoşgörünün şart olduğunu da...
Cemil Meriç fikir yelpazesindeki herkese kendi Mağara’larının dışındaki dünyayı anlatır. Bu anlatımda polemik kaçınılmazdır... Lakin zaman geçtikçe Meriç’in polemiğinin sadece bir Mağara’ya karşı değil, bütün “Mağara”lara karşı olduğu görülecektir. Bu yüzden bu ülkede kendi “mağara”sının dışına çıkacak herkesin ilk karşılaşacağı kişilerden biri Cemil Meriç olacaktır, olmuştur. İşte bu yüzden Cemil Meriç, Türkiye’de arayış ve diyalog peşinde olanların yol arkadaşıdır. Bu itibarla da doğumunun doksanıncı; ölümünün ondokuzuncu yılında Cemil Meriç’e olan ilgi giderek artmaktadır. Bu ilginin bilhassa genç nesillerden gelmesi memnuniyet vericidir. Zira, bu ilgi, artık “mağara”nın dışına çıkanların çoğaldığına işaret etmektedir. Bu bakımdan Cemil Meriç her öncü gibi üzerine düşeni ziyadesiyle yapmış ve yol açmıştır. Bugün yola çıkanlar Cemil Meriç gibi öncülerin fedakarlıkları sayesinde sadece daha kolay, daha hür bir yola çıkmıyorlar... Aynı zamanda, büyük bir birikimin üstüne bir taş daha koyarak kültürden irfana, umrandan uygarlığa insanımızın ve insanlığın geleceğine katkıda bulunma imkanına sahip oluyorlar.
Cemil Meriç bu ülkede yaşayan herkesin ve her kesimin teşekkülüne ve gelişimine katkıda bulunduğu, hepimizin müşterek değeri kültür havuzunun baş simalarından biridir… Şimdi Cemil Meriç’in davetiyle siz okuyucuları baş başa bırakıyorum:
“Bunları senin için yazıyorum, Meçhul Dost. Bu bir davet, sevgi daveti. İsterdim ki kelimeler çiçek çiçek eşiğine yağsın; isterdim ki kelimeler yıldız yıldız aydınlatsın odanı. Sönen gözlerimin bütün aydınlığı kıvılcımlaşsın onlarda. Kelimeler buseleşsin ve güvercinler gibi, kuğular gibi, kırlangıçlar gibi uçsun sana… Güller, menekşeler, krizantemler bir mevsimlik, kelimeler Paros mermerinden daha ebedi…” (Jurnal, C. I, s. 37 )






