CHP’de mahkeme kararıyla başlayan parti içi iktidar mücadelesini anlayabilmek için CHP tarihine bakmak lazım… Bu sefer çok eskilere değil, 2010’lara Kemal Kılıçdaroğlu’nun ilk genel başkan olduğu döneme gidelim… 4.katta Önder Sav CHP’sinin 12.katta Kemal Kılıçdaroğlu CHP’sinin, tüzük kavgasının, Kılıçdaroğlu’nun Avrupa Birliği ziyaretinin, Atatürk tartışmasının bugünü ne kadar hatırlattığını hemen fark edeceksiniz… Önder Sav’ın 2010’un intikamını 2013’de almasının, bugün hala Önder Sav’ın CHP’de boy göstermesinin, Gürsel Tekin’in, Berhan Şimşek’in hala gündemde olmasının, CHP’nin bölünme ihtimalinin, ideolojik münakaşaların vs CHP’de bitmeyen dejavu hissinin köklerini bize hatırlatacak… Haydi şimdi 2010 yılına dönelim.
…
Kemal Kılıçdaroğlu’nun 2010’da genel başkanlığa gelmesiyle ilk günlerde yaşanan umut, anketlerde CHP oylarının %30’ları bulduğu haberleriyle teyit edildi. CHP açısından bu rüzgar kadar önemli bir başka başarılı husus da, değişim arayışının CHP dışındaki Mustafa Sarıgül’ün Türkiye Değişim Hareketi ve Alevîlerin desteklediği Eşitlik ve Demokrasi Partisi’nin önünün kesilmesi oldu. CHP’ye Kılıçdaroğlu’nun şahsında yenilenme, değişim ve demokratikleşme adına yeni bir kredi açıldı. Ancak Kılıçdaroğlu’nun türbandan darbelere, asker-sivil ilişkilerinin demokratikleşmesinden seçim barajının düşürülmesine, irtica tehdidinin olmadığı tespitinden PKK silah bırakırsa genel affın mümkün olduğuna kadar geniş bir yelpazedeki yenileşme, değişim ve demokratikleşme çıkışları parti içinden aksi çıkışlarla gölgelendi. Bunun yanı sıra, uzun yıllar bürokratik vesayet rejiminin ve ideolojisinin toplumsal destek noktası haline gelmiş olan CHP tabanının değişime ne kadar hazır olduğu da tartışmalı bir konuydu. Bu bağlamda Kılıçdaroğlu’nun genel başkanlıktan liderliğe yönelmesi bir yana partiyi ne ölçüde temsil ettiği dahi tartışma konusu olmaya başladı. Kılıçdaroğlu’nun mücadele ettiği bürokratın vesayetin parti içindeki temsilcileri “derin CHP” veya “çelik çekirdek”i ise, Kılıçdaroğlu’nun seçilmesini sağlayan genel sekreter Önder Sav ve ekibi temsil ediyordu.
Kılıçdaroğlu 2010 referandumundan sonra, Brüksel’e giderek AB yetkilileri ve sosyalist grupla yaptığı görüşmelerle CHP’de değişim yönündeki kararlığını vurgularken iç tartışma yerine dışa açılmaya öncelik vereceğini gösterdi. Referandumda Kılıçdaroğlu’nun performansı övülürken, parti teşkilatının ve Önder Sav’ın ekibinin eleştirilmesi dikkat çekiciydi. Öte yandan Önder Sav ve ekibi ise, CHP’deki değişimin sınırlarını çizmek ve partinin asıl sahiplerinin kendileri olduğunu gösterecek jestlere devam etmekten geri kalmadı. Tasfiye olan Baykal ve ekibi, CHP içindeki farklılaşmada üçüncü bir kanat olarak Kılıçdaroğlu’nu destekleyen ve Sav ekibini eleştiren bir mevziyi tercih etti. Kılıçdaroğlu parti içindeki bu mücadelede, İstanbul Belediye Başkanlığı adaylığı sırasındaki kampanya ortağı İstanbul İl Başkanı Gürsel Tekin’i genel başkan yardımcılığına getirmeyi başardı. Ancak türban ve Cumhuriyet resepsiyonuna katılma tartışmalarında kamuoyu önünde Kılıçdaroğlu’nu zor durumda bırakacak tartışmalar yaşandı.
Deniz Baykal’ın genel başkanlıktan gitmesiyle “her şey yoluna girecek” şeklinde düşünen CHP’yi destekleyen merkez medyanın görüşünün parti içi iktidar mücadeleleri ve değişimin yönü üzerindeki tartışmalarla yanlışlanmasıyla, gözler Önder Sav ve ekibine yönelmeye başladı. Öte yandan Baykal’ın 20 yıllık otoriter yönetiminin ortadan kalkmasıyla CHP havzasındaki arayış ve kıpırdanmalar da, değişimin genel başkanlıktan ötelere uzanması gerektiğini ifade ediyordu. Bu arada yaklaşan 2011 genel seçimlerinin de parti içi iktidar mücadelesini arttırması kaçınılmazdı. Çünkü parti içi iktidar ele geçiren grup, seçimlerdeki aday listelerini, teşkilatları ve delegeleri belirleyerek 2011 sonrası parti içi iktidarı tayin ve muhalefeti tasfiye edecek imkanlara sahip olabilecekti.
Parti içindeki bu gruplaşmalar, CHP parti tüzüğü tartışmalarının katalizör işlevi üstlenmesiyle parti içi iktidar savaşına dönüştü. Kılıçdaroğlu ile Önder Sav’ın yeni parti yönetiminde anlaşamaması sonucunda ipler koptu ve bugüne kadar kulislerde yürütülen kavga, açıkça ve çok sert bir şekilde kamuoyu önünde yapılmaya başladı. Öyle ki, Genel başkan Kılıçdaroğlu’nun iptal ettiği Parti Meclisi toplantısı, Genel Sekreter Sav’ın talimatıyla yapıldı. Buna karşılık Kılıçdaroğlu henüz uygulanmamış tüzük maddesindeki yetkisine dayanarak 13 yeni genel başkan yardımcısını ve yeni genel sekreteri atadı. Genel Sekreter Sav ve ekibi, bu atamaların hukuka aykırı olduğunu iddia ederek görevlerinin başında olduklarını iddia ettiler. Böylece CHP içinde biri 4.katta, diğeri 12.katta toplanan iki ayrı yönetim oluştu. Sav taraftarları yeni yönetimin bulunduğu katı basmak istediler, taraflar birbirleriyle kavga ettiler. Bu arada iki taraf da birbirleri aleyhine çok sert açıklamalarda bulundular.
Kılıçdaroğlu yeni CHP’den, özgür CHP’den bahsederken Önder Sav’ın tasfiyesini korku imparatorluğunun sona ermesi olarak değerlendiriyor:
“Yetki verin, izin verin; partiyi özgür CHP yapalım. Partideki korku imparatorluğunu yıktık, bundan sonra Türkiye’deki korku imparatorluğunu yıkacağız. Birilerinin partisi değil halkın partisi olacağız. Ömür boyu koltuklarında oturanlar CHP’ye ne verdi? Gücünü halktan değil, bir yerlerden alanlar artık bu partide olmak zorunda değildir.”
Kılıçdaroğlu, CHP’nin 53 yıldır iktidar yüzü görmediğini söylerken, aslında 53 yıldır CHP’de görev yapan Sav’ı kastediyordu. Önder Sav ise Kılıçdaroğlu’nu ve ekibini CHP’nin kimliğini değiştirmek ve yenilik adı altında AKP’ye benzemekle suçluyordu:
“CHP kendi özünden, benliğinden hiç fedakarlık etmeden AKP’ye öykünerek, sağa yanaşarak, bir kısım CHP’ye hayatında oy vermemiş kimselere şirin görünerek, CHP’nin kimliğini, mayasını bozamayacaklardır. CHP’lilerin içlerinin rahat olsun. Laiklik başka kavramlarla anlatılmaya çalışılamayacak kadar engin bir kavram. Onun için CHP’nin bu kimliğini pazara çıkarmaya kimsenin gücü yetmeyecektir.”
Kılıçdaroğlu’nun güçlerini başka yerden alanların partide olmak zorunda olmadığını söylerken, Sav cephesinin önemli adamı Hakkı Süha Okay’ın artık beraber çalışma imkanı kalmamıştır değerlendirmesini yapması partideki ayrışmanın kopmaya da dönüşmesi ihtimalini akla getiriyor. Nurettin Sözen’in rezillik, İstanbul İl Başkanı Berhan Şimşek’in kabus olarak nitelediği gelişmeleri, Kılıçdaroğlu grubu bir devrim olarak görüyor. Şimdi Kılıçdaroğlu’nun atamalarının ve Parti Meclisi’nin genel başkan olmadan yaptığı toplantı mahkemelik olacak. Mahkemenin veya muhtemel Kurultayın kararı ne yönde olursa olsun, bu kararın parti içindeki savaşı sona erdirmesi beklenmemeli. Önder Sav’ın tavrı ortada… Bundan sonra siyaseten asıl tayin edici olan Kılıçdaroğlu ve ekibinin yenileşme, değişim ve demokratikleşme konularında ne yapacağı. Parti içi bölünme kaygısı ve parti çizgisinden sapma yönündeki eleştirilerin Kılıçdaroğlu’nun değişim sınırlarını daraltması ve referandumda olduğu gibi asıl olarak AK Parti karşıtlığına yöneltmesi kuvvetle muhtemeldir. Kılıçdaroğlu ve ekibi bölünmeyi göze almadan, CHP’yi yeni Türkiye’nin partisi haline dönüştüremezler. Göze almadıkça da, CHP’deki değişim bütün bu olup bitenleri “CHP'de bir iç kavga söz konusu değildir’’ şeklinde yorumlayan Gürsel Tekin kadar inandırıcı olabilir. Esasen Önder Sav’ın yerine Süheyl Batum’um getirilmesi bu değişimin sınırlılığını şimdiden ifade ediyor. Baykal’dan sonra Sav ve ekibinin de tasfiyesi, CHP’deki problemin kişilerin ötesinde bir zihniyet, ideoloji ve kadro meselesi olduğunu daha açık bir şekilde göstereceği şimdiden söylenebilir.
…
Bugün 2026 yılında CHP’deki parti içi iktidar mücadelesinde bazı isimler dışında hep aynı hikayeyi tekrar ettiğimizi söylenemez mi? CHP neden değişmiyor? CHP neden değişemiyor? CHP üzerinde durmadan aynı hikayeyi farklı isimlerle yeniden yazmanın kime ne faydası olabilir sizce?
Bakalım 2036 yılında CHP üzerine yazacak olanlar değişebilecek isimler dışında farklı bir CHP hikayesi yazabilecekler mi? Yoksa hikaye yine aynı tas aynı hamam mı geçecek?




