Şimdi kendimize bir kez daha sormalıyız: Biz neyi kaybettik? Özgürlük adı altında disiplini, modernleşme adı altında değerleri, ilerleme adı altında köklerimizi sekülerizm ve materyalizm üzerinden inşa edilen,bize ait olmayan bir hayat tarzını sorgulamadan benimsedik. İşte sonucu
0:00
--:--
Son Güncelleme: 16 Nisan 2026 Perşembe - 08:40 | GDH Haber
Bir çocuk nasıl katil olur?
Kahramanmaraş’ta bir ortaokulda yaşanan o acı olay, sadece bir saldırı değil; hepimizin yüzüne çarpan ağır bir sorudur.
Henüz 14 yaşında bir çocuk…
Ama geride bıraktığı tablo, bir çocuğun taşıyamayacağı kadar karanlık:
Bir öğretmen, sekiz öğrenci hayatını kaybetti. Yirmi öğrenci yaralandı.
Bu sadece bir haber değildir.
Bu, bir toplumun aynaya bakma anıdır.
Olayın ardından ortaya çıkan detaylar ise ürkütücüdür. Saldırıyı gerçekleştiren çocuğun sosyal medya hesaplarında, ABD’de altı kişiyi öldüren ve “incel” akımıyla ilişkilendirilen Elliot Rodger’ın fotoğrafını profil olarak kullanması…
Bu, yalnızca bireysel bir sapma değildir. Bu, küresel bir karanlığın artık çocuklarımızın zihnine kadar sızdığını gösteren bir işarettir.
Peki nedir bu “incel” akımı?
İngilizce “involuntary celibacy” yani “istemsiz bekârlık” ifadesinden türeyen bu kavram, zamanla kadınlara ve topluma karşı nefret üreten, şiddeti meşrulaştıran bir ideolojiye dönüşmüştür. Kendilerini dışlanmış hisseden bireyler, bu duyguyu öfkeye, öfkeyi ise şiddete dönüştürmektedir. “Hipergami” gibi teorilerle, kadınların yalnızca belli erkekleri tercih ettiği iddiası üzerinden bir düşmanlık dili inşa edilmekte; bu dil, sonunda cinayetlere kadar uzanmaktadır.
Şimdi kendimize dürüstçe sormamız gereken soru şudur:
14 yaşındaki bir çocuk bu fikirlerle nasıl tanışır?
Bu noktada kimse masum değildir.
Aileler suçludur.
Çocuklarını “özgürlük” adı altında başıboş bırakan, disiplin kavramını baskı sanan, ekranı bir bakıcıya dönüştüren ebeveynler…
“Bana bulaşmasın” diyerek çocuklarını dijital dünyanın sınırsız ve denetimsiz karanlığına teslim edenler…
Onların duygusal dünyasını anlamayan, yanında olmayan, birlikte zaman geçirmeyen, konuşmayan, dinlemeyen aileler…
Kadim kültürümüzde aile; sadece bir barınma alanı değil, bir terbiye ocağıdır. Kadın ve erkeğin sorumluluğu ortaktır. Ancak bugün “modernleşme” adı altında, kendi çocuklarının gelişimini dahi takip etmeyen, onların iç dünyasına yabancılaşmış bir ebeveyn profiliyle karşı karşıyayız.
Bir çocuk, yalnız büyürse; dünyayı da yalnız ve düşmanca algılar.
Eğitim sistemi suçludur.
Sadece akademik başarıyı merkeze alan, insan yetiştirmeyi ikinci plana atan bir anlayışın sonuçlarını yaşıyoruz.
Değerler eğitiminin içi boşaltılmış, ahlak, saygı, merhamet gibi kavramlar müfredatın kenarına itilmiştir.
Batılı bir paradigma ile şekillenen, “din ve değerler kamusal alandan uzak tutulmalı” yaklaşımıyla büyüyen bir nesil…
Ama sonuç ortada:
Tahammülsüzlük, saygısızlık, öfke kontrolsüzlüğü, şiddet…
Eğer bir eğitim sistemi sadece “başarıyı” ölçer ama “insanlığı” inşa etmezse, ortaya çıkan tablo kaçınılmazdır.
Toplum suçludur.
Bizler, iyiliği yaymak ve kötülüğü engellemekle sorumlu bir medeniyetin mirasçılarıyız. Peygamber Efendimiz (sav), bir tebessümü bile sadaka olarak tanımlamıştır.
Ama bugün ne yapıyoruz?
Kötülüğü görmezden geliyor, hatta çoğu zaman yaygınlaştırıyoruz.
İyiliği azaltıyor, kötülüğü normalleştiriyoruz.
Azalan komşuluk ilişkileri, kopan akrabalık bağları, zayıflayan mahalle kültürü…
Vakıf, dernek gibi toplumsal dayanışma mekanizmalarının geri plana düşmesi…
Aile içi iletişimin zayıflaması…
Bütün bunlar, köksüz, yalnız ve değersiz hisseden bir nesil ortaya çıkarıyor.
Rol model olması gereken yetişkinler; kumar, alkol, anlamsız bir özgürlük anlayışı ve değersizlik üzerinden bir hayat sunuyorsa, çocuk neyi örnek alacaktır?
Medya suçludur.
Sabah programlarında aile içi sorunları teşhir eden, şiddeti ve suçu sıradanlaştıran yayınlar…
Akşam dizilerinde cinayeti, kavgayı, ahlaksızlığı normalleştiren içerikler…
Reyting uğruna toplumun en karanlık yönlerini sürekli göz önüne seren bir medya düzeni…
Ve denetimsiz sosyal medya…
Henüz 6-7 yaşındaki çocukların bile sınırsızca erişebildiği, filtrelenmemiş bir dünya…
Bu ortamda yetişen bir çocuğun zihni nasıl korunabilir?
Bu yaşananlar, bir çocuğun tek başına taşıyacağı bir yük değildir.
Bu kadar çok ihmalin, bu kadar çok kopuşun, bu kadar çok değer kaybının olduğu bir yerde; suçu yalnızca o çocuğa yüklemek kolaycılıktır.
Oysa o çocuk, bu sistemin ürettiği bir sonuçtur.
Öğrencilerini korumak için canını ortaya koyan öğretmenler var bu ülkede.
Ama o öğretmenleri yalnız bırakan bir sistem de var.
Şimdi kendimize bir kez daha sormalıyız:
Biz neyi kaybettik?
Özgürlük adı altında disiplini,
modernleşme adı altında değerleri,
ilerleme adı altında köklerimizi…
Sekülerizm ve materyalizm üzerinden inşa edilen, bize ait olmayan bir hayat tarzını sorgulamadan benimsedik. Ama bunun bedelini şimdi çocuklarımız ödüyor.
Bu bir alarmdır.
Bu bir uyarıdır.
Eğer bugün durup düşünmezsek, yarın çok daha ağır bedeller öderiz.
Çünkü mesele artık sadece bir çocuğun suçu değil;
bir toplumun kaybettiği vicdanıdır.
Devamını Oku
10 Nisan 2026 Cuma - 23:02
Devamını Oku
04 Nisan 2026 Cumartesi - 08:48
Devamını Oku
24 Mart 2026 Salı - 01:12