SON DAKİKA:

Sadece bir haftada "taş devri" tehditlerinden Pakistanlı generallerin arabuluculuğuna evrilen bir Beyaz Saray...ABD’nin eriyen füze stokları ve 150 dolarlık petrol korkusu, Washington’ı Tahran’ın ağır şartlarına mahkûm mu etti?
0:00
--:--
Son Güncelleme: 09 Nisan 2026 Perşembe - 13:04 | GDH Haber
Tarih yaşadığımız bu zamanları nükleer bir kıyametin eşiğinden dönülen mi, yoksa küresel düzenin selasının verildiği zamanlar mı olarak kaydedecek? Birkaç gün öncesine kadar sosyal medya hesabından İran’ı haritadan silmekle ve taş devrine döndürmekle tehdit eden ABD Başkanı Donald Trump’ın, son anda Pakistan’ın ateşkes önerisine evet demesiyle dünya derin bir nefes aldı.
Trump’ın maksimum baskıdan beklenmedik diplomasiye bu ani geçişi, beraberinde devasa soru işaretleri getirdi. Bu 15 günlük mola, kalıcı bir barışın doğum sancısı mı, yoksa tarafların cephaneliklerini tazelemek için kullandığı stratejik bir nefeslenme mi?
Trump’ın paradoksu: Haritadan silmekten masaya oturmaya
Trump’ın tarzı siyaseti göreve geldiği günden bu yana öngörülemezlik üzerine kurulu ve zikzaklar arz ediyor.
Ancak bu kez durum farklı.
Sadece bir hafta önce ABD uçak gemilerinin Hürmüz Boğazı’na yöneldiği ve Pentagon’un tüm hedefler belirlendi dediği bir atmosferden, Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif ve Genelkurmay Başkanı Asım Münir’in arabuluculuğunda varılan bu ateşkes, Trump’ın anlaşmaya yakın bir ruh halinin sonucu mu yoksa dengesizliğinin dışa vurumu mu?
Analizler, Trump’ın bu geri adımının arkasında askeri değil, lojistik ve ekonomik bir gerçekliğin yattığını gösteriyor. Birçok değerli uzman görüşüne göre, ABD’nin Ortadoğu’daki mühimmat stokları son 40 günlük süreçte ciddi şekilde eridi. Özellikle İHA ve füze savunma sistemlerinin (Patriot, NASAMS) maliyetli doğası, İran’ın ucuz ama etkili kamikaze dron sürüleri karşısında Washington’u ekonomik bir sürdürülebilirliğe zorladı. Trump, silip süpürmek isterken, karşısında küresel petrol fiyatlarını 150 doların üzerine fırlatacak bir bölgesel yangın oluştu.
İran’ın 10 Şartı: Makul bir talep listesi mi, yoksa teslimiyet belgesi mi?
Tahran’ın masaya koyduğu 10 maddelik plan, aslında İran’ın on yıllardır süren hayatta kalma stratejisinin bir özeti gibi. Ancak bu şartların makul olup olmadığı, masanın hangi tarafında oturduğunuza göre değişiyor.
Yaptırımların Kaldırılması ve Dondurulmuş Varlıklar
İran, ekonomisinin nefes alması için tüm yaptırımların kalkmasını ve milyarlarca dolarlık varlığının serbest bırakılmasını istiyor. Batı için bu konu terörü finanse etmek anlamına gelirken, Tahran bunu egemenlik hakkı olarak görüyor.
Tazminat Talebi
İran, savaş tehditleri ve yaptırımların verdiği zararlar için tazminatı Hürmüz’den geçen gemiler üzerinden tahsil etmek istiyor. Bu, uluslararası diplomaside nadiren görülen bir konu zira Hürmüz’deki savaşa dahli olmayan ülkeler neden bu tazminat konusunun bir parçası olsunlar?
Bu şartlar bütünüyle bakıldığında, 15 günlük bir ateşkes için oldukça ağır. Ancak İran’ın stratejisi belli. En üst perdeden açılış yapıp, 15 günün sonunda yaptırımların kısmi esnetilmesine razı olmak.
Hürmüz Boğazı’ndaki Haraç
Anlaşmanın en tartışmalı kısmı, Hürmüz Boğazı’ndan geçen dev tankerlerden istenen 2 milyon dolarlık geçiş ücreti. İran Devrim Muhafızları, bu ücreti güvenli eskort, navigasyon yardımı ve çevre koruma adı altında meşrulaştırmaya çalışıyor. Hatta ödemelerin Bitcoin veya Yuan üzerinden yapılması şartı, İran’ın şartları nasıl zorladığının en açık göstergesi.
Hukuk ne diyor?
UNCLOS (Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi)
Bu sözleşmenin 26. maddesi, yabancı gemilerin karasularından geçişi için ücret alınmasını yasaklar. Sadece gemilere sunulan özel hizmetler (kılavuzluk gibi) için ayrım gözetmeksizin ücret alınabilir. Ayrıca Hürmüz gibi uluslararası seyrüsefere açık boğazlarda gemilerin transit geçiş hakkı vardır ve bu engellenemez.
İran’ın bakışı ne?
İran, UNCLOS’u imzalamış ancak parlamentosunda onaylamamıştır. Bu yüzden bu kuralların kendisini bağlamadığını, boğazın kendi karasularında olduğunu iddia ediyor.
Az para değil elbette. Günde 20 milyon dolar, ayda 600-800 milyon dolarlık bir gelir kapısından bahsediyoruz. Bu durum, seyrüsefer özgürlüğünü bir abonelik sistemine dönüştürmek demektir ki, bu durumun emsal teşkil etmesi küresel ticareti kaosa sürükleyebilir.
Nükleer bilmece: Zenginştirilmiş uranyum ne olacak?
Ateşkesin en kritik teknik başlığı zenginleştirilmiş uranyum stokları. İran şu anda %60 saflıkta uranyuma sahip ve bu, silah düzeyine (%90) birkaç haftalık uzaklıkta oldukları anlamına geliyor.
Ateşkes şartları arasında İran’ın nükleer silah edinmeme taahhüdü var, ancak zenginleştirme hakkının tanınması talebi de masada. Eğer ABD bu 15 günde İran’ın mevcut stoklarını ülke dışına çıkarmasını veya seyreltmesini sağlayamazsa, bu ateşkes sadece İran’ın bombaya giden yolda vakit kazanması olarak yorumlanacaktır.
İsrail’in öfkesi ve Netanyahu’nun kayıp dosyası
İsrail basını (Haaretz, Jerusalem Post) iki gündür tek bir manşet atıyor: Bibi Kaybetti
Başbakan Netanyahu, yıllardır ABD’yi İran’a karşı askeri bir müdahaleye ikna etmeye çalışıyordu. Trump’ın haritadan silme tehditleri İsrail güvenlik kabinesinde bayram havası estirmişti. Ancak bu ateşkes, Netanyahu için tam bir soğuk duş oldu.
Netanyahu neden kaybetti?
Trump, İran ile anlaşırken Lübnan ve Hizbullah cephesini açık bıraktı. İsrail, kuzeyde Hizbullah ile baş başa kalırken, bu örgütün ana finansörü olan İran’a dokunulmazlık verilmesi İsrail stratejisinin çökmesi demek.
Bu anlaşma, İran yönetimini yıkılması gereken bir düşmandan, pazarlık edilebilir bir aktöre dönüştürdü.
İran, nükleer tesislerini bombalanmaktan kurtarırken, bir de üstüne boğazdan para toplamaya başlarsa işler ne noktaya gelecek hep birlikte göreceğiz. Netanyahu’nun "Ateşkes Lübnan’ı kapsamaz" çıkışı, aslında bu yenilgiyi örtbas etme çabasıdır. İsrail ordusu Lübnan’da operasyonlara devam etse bile, arkasında Trump’ın tam desteğini artık bulamayabilir.
Kalıcı barış mı, taktiksel mola mı?
Taraflar birbirine güvenmiyor. Trump’ın her an bir paylaşım yaparak anlaşmayı bozma ihtimali, Tahran’ın ise gizli nükleer faaliyetlerine devam etme potansiyeli masanın en büyük sorunu.
Buna ilaveten Yemen’deki Husiler veya Lübnan’daki Hizbullah Tahran’dan bağımsız (veya onun emriyle) bir saldırı düzenlerse ateşkes saniyeler içinde bozulabilir.
ABD’de seçim atmosferi ve İsrail’deki koalisyon baskıları, liderleri masadan kalkmaya zorlayabilir.
Sonuç
İran’ın Hürmüz Boğazı’nı bir gelir kapısına dönüştürmesi ve Trump’ın ateş ve öfkeden mütareke sürecine tebdil olması 21. yüzyıl diplomasisinin ne kadar pragmatik ve bir o kadar da ilkesiz olduğunu gösteriyor.
Uluslararası hukuk (UNCLOS), gemi başına 2 milyon dolarlık haraçla test ediliyor. ABD’nin süper güç karizması, Pakistanlı generallerin arabuluculuğuna muhtaç hale geliyor. İsrail ise bölgedeki saldırganlığı ile her geçen gün daha da yalnızlaşıyor.
Bu 15 gün bittiğinde, ya gerçekten yeni bir nükleer anlaşmanın temelleri atılmış olacak ya da Hürmüz Boğazı tarihin gördüğü en büyük deniz ve kara savaşına ev sahipliği yapacak. Şimdilik dünya, nefesini tutmuş, bir yandan gemilerin geçiş ücretlerini Bitcoin ile ödemesini, diğer yandan Trump’ın bir sonraki hamlesini izliyor.
Gerçek olan tek bir şey var: Eski dünya düzeni Hürmüz sularına gömüldü; yenisinin ne kadar adil veya pahalı olacağını ise bu iki hafta belirleyecek.
Devamını Oku
03 Nisan 2026 Cuma - 10:25
Devamını Oku
26 Mart 2026 Perşembe - 08:40
Devamını Oku
19 Mart 2026 Perşembe - 10:02