
ABD ile İran arasındaki müzakereler, yarın İslamabad'da başlayacak. Tarafların müzakere edilecek metinler konusundaki çelişkili açıklamaları ise kalıcı ateşkese ulaşmanın kolay olmadığını gösteriyor.
0:00
--:--
Son Güncelleme: 10 Nisan 2026 Cuma - 13:34 | GDH Haber
ABD ve İran bayrakları - Reuters
28 Şubat’ta ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarıyla başlayan savaş, iki haftalık geçici ateşkesle yatışsa da İsrail’in Lübnan’a yönelik saldırılarının devam etmesi ve İran’ın yeniden Hürmüz Boğazı’nı gemi trafiğine kapatması ateşkesin kırılganlığını gösteriyor.
ABD, müzakerelerin kendi belirlediği 15 maddelik ateşkes planı üzerinden yürütüleceğini iddia ederken; İranlı yetkililer de kendi önerdikleri 10 maddelik koşulların müzakere edileceğini iddia ediyor. Bu belirsizlik ve çelişkili açıklamalar bile İslamabad’da başlayacak görüşmelerden kalıcı ateşkes kararı çıkacağına dair umutları baltalıyor.
Son olarak İran Dini Lideri Mücteba Hamaney, “Meşru haklarımızdan vazgeçmeyeceğiz.” mesajıyla İran’ın barışçıl amaçlarla uranyum zenginleştirme hakkından vazgeçmeyeceğini dile getirdi. Dahası Hamaney, İran’ın tazminat talep edeceğini de belirtti.
Buna karşılık Trump ise İran’ın nükleer programını sonlandıracağını, halihazırda zenginleştirilmiş olan uranyumu teslim edeceğini ve Hürmüz Boğazı’nın işletmesinde ABD’nin aktif rol oynayacağını iddia ediyor.
Böylesi bir ortamda tarafların verdiği mesajlar düşünüldüğünde, müzakerelerin geleceğini aktörlerin taviz alanlarını daraltma konusunda ne kadar esnek davranacaklarının belirleyiceceği ifade edilebilir. Nasıl mı?
Mevcut durumda taraflar, ellerini yüksekten açarak daha az taviz vermek için bu yolu seçmiş olabilirler. Ancak bir anlaşma olacaksa iki tarafın da taviz vermesi şart.
Ateşkesin önündeki engellerin başında Lübnan’a yönelik saldırıların devam etmesi geliyor. Tahran yönetimi ateşkesin Lübnan’ı da kapsadığını belirtirken; ABD ve İsrail, Lübnan’ın ateşkesin bir parçası olmadığını iddia ediyor. Buna rağmen Trump’ın Netanyahu’dan Lübnan’a düzenlenen saldırıları azaltmasını istemesi ve Lübnan hükümeti ile İsrail’in gelecek hafta müzakerelere başlayacak olması, ABD’nin vereceği ilk taviz olabilir.
Ateşkese Lübnan’ın dahil edilmesi, aynı zamanda Hizbullah’ın varlığını sürdürmesi anlamına geleceği için İran’ın bölgedeki vekil unsurlarına destek vermeyi kesmesi koşulundan da ABD’nin taviz vereceği öne sürülebilir.
Diğer taraftan ABD, İran’ın nükleer programından vazgeçmesini talep ediyor. Bu noktada İran’ın nükleer programını ciddi bir denetime açacağı ve barışçıl amaçlı faaliyetlerini sürdürebileceği bir orta noktada buluşmak mümkün.
Bir diğer konu ise Trump’ın Hürmüz Boğazı’nda ortak işletme önerisi. İranlıların bunu egemenlik ihlali sayacağı çok açık. Fakat Trump yönetimi, Hürmüz’ün kapalı kalmasındansa, İran’ın egemenliğini sürdürmesine razı olabilir. Zira rejim devirmek için başlattıkları savaşın sonunda tek stratejik hedefleri Hürmüz’ün açılması noktasına gelmişti. Bu meselede İran da gemilerden talep ettiği ücretler noktasda bir orta yol bulunmasını kabullenebilir.
İran’ın tazminat talebi mevzusu ise Körfez ülkelerinin de tazminat istediği gerçeği üzerinden konuyu tamamen kapatacak şekilde halının altına süpürülebilir.
Bahsi geçen meseleler, tarafların taviz verme noktasındaki tutumlarına bağlı olarak bir şekilde orta yol bulunabilecek meseleler. Ancak şu çok açık: ABD’nin İran tarafından önerilen 10 maddelik anlaşmayı ya da İran’ın Trump’ın 15 madddelik ateşkes planını kabul etme ihtimali yok. Şayet öyle olsaydı, zaten savaş çıkmazdı.
Savaşın çıktığı, sonunda her iki tarafın da zafer ilan ettiği bu tabloda iki taraf da anormal tavizler vermeyecektir. Anormal tavizler beklemek ise ateşkesin bozulması anlamına gelecek. Zira ABD’nin çok rasyonel olmasa da İran’ı sistemik felce sürükleyecek saldırı düzenleme gücü duruyor. İran’ın da tüm saldırılara rağmen vuruş kapasitesinde olan alanları istikrarsızlaştırma kapasitesi yerinde.
Dolayısıyla müzakerelerin neticesini tarafların niyeti belirleyecek. Kendi koşullarını dikte eden, anlaşmak istemiyordur ama taraflarda anlaşma niyeti varsa uzlaşı ihtimali de var. Uzlaşı ihrimalinin önündeki en büyük risk ise ABD ile İsrail’in sürece yaklaşımındaki farklılık.
ABD’nin İran Savaşı’nı başlatmaya İsrail tarafından ikna edildiği aşikar. Savaşı isteyen asıl aktör, Netanyahu. Muhtemelen Trump, bu işin Venezuela’daki kadar kolay olacağını düşündü. Ali Hamaney’in öldürülmesinin rejimde çözülmeye yol açacağı varsayıldı. Ancak bu bir hesap hatasıydı. İran rejiminin ABD’nin beklentisinin aksine normal dönemlerde var olan klik farklılıklarını unutup kenetlenmesi, savaşın uzamasına yol açtı. Savaş uzadıça da Trump’tan çekilme mesajları gelmeye başladı.
Trump’ın bu tutumunda NATO müttefiklerinden beklediği desteği bulamaması da etkiliydi. Savaşın geldiği nokta, ABD’nin çok fazla kayıp vermeyi göze alacağı bir kara operasyonuna girişmek ile savaşı sona erdirmek arasında bir seçim yapmasını zaruri hale getirmişti. Fakat İsrail, İran Savaşı’nda tüm hedeflere ulaşılana kadar devam edilmesinden yana. Bu da İsrail’in müzakereleri sabote edebileceği anlamına geliyor.
Nitekim arabulucu aktör olan Pakistan’ın ateşkesi duyururken Lübnan’ın ateşkese dahil olduğunu belirtmesine rağmen ateşkesten bir gün sonra Lübnan’a yapılan İsrail saldırıları da bunu teyit eder nitelikte. Zaten İran, daha önce de müzakerelerin ortasında iki kez vurulmuştu. İsrail, İslamabad müzakerelerinde de süreci sabote edecek bir adım atabilir. Nitekim Hamas ile yapılan müzakerelerde Katar’da müzakerecileri bile hedef almış bir ülkeden bahsediyoruz.
Dahası ABD ile İsrail arasındaki beklenti ve hedef farklılıklarına rağmen ateşkesin İran’a yapılacak final saldırısı öncesi güç toplarlamak için zaman kazanılan bir ara olabileceği ihtimali de varlığını koruyor.
ABD’nin ateşkese rağmen bölgeye yaptığı askeri yığınağı azaltma eğiliminde olmadığı görülüyor. Bölgeye ek topçu birlikleri bile gönderildi. İsrail zaten savaşın devam etmesinden yana. Bu ortamda şunu ifade etmek gerekiyor: Nasıl bir ateşkes olursa olsun, Trump yönetiminin halkına zafer olarak sunacağı bir çıkışa ulaşması ateşkesle pek mümkün değil. Bu da Cumhuriyetçilerin ara seçimlerde bu savaşa neden girildiği sorusu üzerinden ciddi bir oy kaybıyla karşılaşacağı anlamına geliyor.
Böylesi bir ortamda Trump ve Netanyahu, ateşkesi barışa giden bir süreç olarak değil, yeni saldırılar için hazırlıkların yapıldığı bir dönem şeklinde değerlendiriyor olabilir. Yani İran’ın elektrik ve enerji sistemlerini ortadan kaldıracak, şehirlerine ağır darbeler vuracak rasyonaliteden tamamen kopuk bir saldırının planlanıyor olması da ihtimal dahilinde. Zira savaşı ortaya çıkaran nedenlerin tamamı varlığını koruyor.
Kısacası ortada kırılgan bir ateşkes, anlaşma niyetine bağlı olarak uzlaşı sağlanabilecek bazı konular ve İsrail’in süreci sabote etme ihtimali bulunurken, tüm bu gelişmeler Trump’ın “Zafer kazandım” diyeceği final saldırısı için yapılan bir hazırlık da olabilir.
Devamını Oku
03 Nisan 2026 Cuma - 10:52
Devamını Oku
30 Mayıs 2025 Cuma - 15:00
Devamını Oku
15 Mayıs 2025 Perşembe - 13:14