
Bayram, takvimde duran bir tatil günü değil; kalbin neye dönüştüğünü gösteren büyük bir imtihandır. Başkasının hüznünü omuzlamayan, bir yetimin korkusunu hissetmeyen ve merhameti tüm mahlukata yaymayan bir kutlama, gerçek bir bayram mıdır?
0:00
--:--
Son Güncelleme: 19 Mart 2026 Perşembe - 08:35 | GDH Haber
Bayram denilince insanın zihninde önce çocukluk belirir.
Sabahın erken saatlerinde telaşla giyilen kıyafetler, özenle hazırlanan sofralar, büyüklerin ellerine uzanan küçük eller, kapı kapı dolaşan tebessümler…
Fakat insan büyüdükçe anlıyor ki bayram, takvimde duran bir tatil günü değil, kalbin neye dönüştüğünü gösteren büyük bir imtihandır.
Çünkü bayram, yalnızca sevinmek değil, başkasının hüznünü de omuzlayabilmektir.
Bugün dünyanın dört bir yanında çocuklar bayram sabahına oyuncaklarla değil korkularla uyanıyorsa, anneler evlatlarını huzurla giydirip bayramlaşamıyorsa, mazlum coğrafyalarda insanlar bir lokma ekmeğe, bir yudum suya, bir güven duygusuna hasret kalıyorsa, biz bayramı sadece kendi evimizin penceresinden tarif edemeyiz. Bayram dediğimiz şey, biraz da başkasının acısını kendi içimizde hissedebilmektir.
Vicdanını kaybetmiş bir kalabalığın bayramı olur belki ama insanlığı olmaz.
Bir de meselenin yanı başımızdaki tarafı var. Bayram, sadece akraba ziyaretleriyle tamamlanan bir gelenek değildir.
Bayram; uzun süredir aranmayı bekleyen bir büyüğün sesi olmak, kırgın bir dostun kapısını çalmak, ihtiyaç sahibinin mahcubiyetini incitmeden yanında durmak, sokaktaki aç bir kedinin, susuz bir köpeğin de bu dünyada unutulmadığını göstermektir. Çünkü merhamet yalnız insana gösterildiğinde eksik kalır.
Bayramın rahmeti, bütün mahlukatı içine aldığında gerçek anlamına kavuşur.
Ne tuhaf bir çağda yaşıyoruz!
Sofralar büyüyor ama gönüller küçülüyor. İkramlar artıyor ama tahammül azalıyor.
Evler ışıl ışıl ama kalpler yorgun.
Oysa bayram, gösterişin değil sadeliğin; tüketmenin değil paylaşmanın; gürültünün değil sükunetin mevsimidir.
Bayramı bayram yapan şey, ne alınan hediyenin büyüklüğüdür ne de kurulan sofranın zenginliği.
Bayramı bayram yapan şey, bir gönle değebilmek, bir duayı hak edebilmek, bir yarayı sessizce sarabilmektir.
Belki de bu yüzden bugün kendimize şu soruyu sormamız gerekiyor!
Biz gerçekten bayram yapabiliyor muyuz, yoksa sadece bayramı taklit mi ediyoruz?
Eğer kapımız tok ama gönlümüz darsa, eğer soframız dolu ama çevremiz açsa, eğer dilimizde bayram var ama kalbimizde kibir, öfke, kırgınlık ve kayıtsızlık duruyorsa, orada eksik bir şey var demektir.
Çünkü bayram, insanın iç dünyasında başlar. Önce kalp bayram edecek ki şehir de ev de sokak da bayram yerine dönsün.
Ve bütün bunların yanında unutulmaması gereken bir hakikat daha vardır!
Şartlar ne olursa olsun bayram sevincini kaybetmemek…
Çünkü bayram, sadece bugünün değil, yarının da emanetidir.
Eğer biz içimizdeki o saf sevinci diri tutamazsak, çocuklarımızın kalbine de bayramın gerçek anlamını nakşedemeyiz.
Çocuklar, bizim söylediklerimizi değil, yaşadıklarımızı miras alır.
Eğer biz bayramı sadece bir tatil, bir alışveriş, bir gelenek olarak yaşarsak, onlar da bayramı böyle tanıyacaktır. Ama eğer biz, yoklukta dahi paylaşmayı, hüzünlerin ortasında dahi tebessüm edebilmeyi, zorluklar içinde bile umut olabilmeyi başarabilirsek; işte o zaman çocuklarımız bayramı bir gün değil, bir ahlak, bir duruş, bir karakter olarak yaşayacaktır.
Belki dünya zor, belki yükümüz ağır, belki kalbimizde nice acılar var…
Ama bayram, tam da bu yüzden kıymetlidir.
Karanlığın ortasında yakılan küçük bir ışık gibidir.
O ışığı söndürmeye ne şartların ne zamanın ne de dünyanın hoyratlığının gücü yetmemelidir.
Çünkü o ışık, bizim insan kalabildiğimizin en güçlü işaretidir.
Çocuklarımıza bırakacağımız en büyük miras; büyük evler, zengin sofralar değil, merhameti diri, umudu canlı, sevinci paylaşabilen bir yürektir.
Ve o yüreğin adı bayramdır.
Bayram o bayram ola ki; bir çocuğun yüzündeki korku dağılsın, bir annenin duası göğe incinmeden yükselsin, bir yaşlının kapısı çalınsın, bir yoksul kendini unutulmuş hissetmesin, bir sokak hayvanı açlığa terk edilmesin. Bayram o bayram ola ki; kalpler yumuşasın, sözler incelsin, öfkenin yerini vakar, bencilliğin yerini merhamet, uzaklığın yerini muhabbet alsın.
Ve bayram o bayram ola ki; biz ne yaşarsak yaşayalım içimizdeki sevinci kaybetmeyelim…
O sevinci çocuklarımıza, geleceğimize en güçlü şekilde aktarabilelim.
İşte o zaman bayram, sadece takvim yapraklarında duran bir gün olmaktan çıkar; insanın ruhuna değen, vicdanını dirilten, dünyayı biraz olsun güzelleştiren bir hakikate dönüşür.
Ve insan o vakit içinden şöyle haykırır;
Bayram o bayram ola.
Vesselam…
Devamını Oku
15 Mart 2026 Pazar - 07:23
Devamını Oku
08 Mart 2026 Pazar - 00:04
Devamını Oku
01 Mart 2026 Pazar - 07:42