
İnsanın en büyük zenginliği malı mülkü değil, kurduğu cümlelerdir. Peki ama neden en çok sevdiğimiz insanlara karşı kelimelerimizi esirgiyoruz? Takdiri kısmak, sevgiyi saklamak ve vefayı ertelemek bizi nasıl sessiz bir soğukluğun içine çekiyor?
0:00
--:--
Son Güncelleme: 26 Nisan 2026 Pazar - 00:35 | GDH Haber
İnsanın en büyük zenginliklerinden biri, sahip olduğu malı mülkü değil, kurduğu cümlelerdir. Çünkü insan, önce dili kadar görünür, dili kadar anlaşılır, dili kadar hatırlanır. Bir insanın kalbinde merhamet olabilir, zihninde hikmet olabilir, ruhunda incelik olabilir, ama bunlar dile dökülmediğinde, zamanla kendi içine kapanan bir hazineye dönüşür. Halbuki söz, insanın iç dünyasından dışarıya açılan en sahici kapıdır.
Bu yüzden dil cimriliği yapmak, sadece kelimeleri kısmak değil; sevgiyi eksik vermek, kıymeti zamanında teslim etmemek, hakikati gerektiği yerde söylememek demektir.
Bugün insan ilişkilerinin en büyük yoksulluğu da buradan doğuyor. İnsanlar birbirini seviyor belki ama söylemiyor.
Takdir ediyor ama belli etmiyor. Özlüyor ama aramıyor.
Minnet duyuyor ama ifade etmiyor. İçinden geçirmenin yettiğini zannediyor.
Oysa insan, içten geçirilenle değil, gönülden söylenenle ısınır.
Bir babanın evladına söylemediği gurur, bir dostun dostuna dile getirmediği vefa, bir eşin eşine göstermediği şefkat, bir yöneticinin yol arkadaşına vermediği kıymet… Bunların hepsi zamanla ilişkilerin içine sessiz bir soğukluk bırakır.
Çünkü bazı duygular yaşanmak kadar söylenmek de ister.
Dil cimriliği, çoğu zaman karakter sanılıyor. Az konuşmayı vakar zannedenler var.
Oysa her susuş vakar değildir.
Bazen susmak, ihmaldir.
Bazen susmak, korkaklıktır.
Bazen susmak, kibirdir.
Ve bazen insan, bir güzel sözü esirgediği için yıllar sonra vicdanında büyüyen bir pişmanlıkla baş başa kalır. Çünkü hayat, hepimizin öğrendiği o acı hakikati tekrar tekrar önümüze koyar!
Vaktinde söylenmeyen güzel sözlerin, gecikmiş bir özür gibi hiçbir zaman tam karşılığı olmaz.
Elbette sözün de bir ahlakı vardır.
Her şeyi konuşmak marifet değildir. Çok konuşmak ile yerinde konuşmak aynı şey değildir.
Ama yerini bulmuş bir kelime, bazen yılların suskunluğunu iyileştirir.
Bir iyi ki varsın, bir emeğine sağlık, bir sana hakkımı helal ediyorum, bir seninle gurur duyuyorum, bir özledim, bir Allah senden razı olsun….
Bunlar küçük cümleler gibi görünür ama insan ruhunda büyük yankılar bırakır.
Çünkü insan, sadece ekmekle değil, biraz da duyduğu kıymetle yaşar.
Bu çağ, dilin kıymetini bilenlerin değil, sesi çok çıkanların çağı gibi görünüyor.
Gürültü çoğaldı, mana azaldı.
Herkes konuşuyor ama az insan gerçekten bir şey söylüyor.
Bu yüzden bizim yapmamız gereken, sözü çoğaltmak değil, söze ruh katmak olmalıdır.
Cimrilik yapmayacağımız şey, laf kalabalığı değil, samimiyet olmalıdır. Kelimelerimizi israf etmeden ama hakikati de esirgemeden konuşmalıyız.
Sevdiklerimize sevgimizi, kıymetlilerimize vefamızı, iyilere takdirimizi, yanlış yapanlara da hakkaniyetli ikazımızı zamanında söylemeliyiz.
Çünkü dil, kalbin hazinesidir.
Hazine saklamak için değil, yerini bulduğunda açılmak içindir.
İnsan bazen bir cümleyle ayağa kalkar, bazen bir cümleyle hayata tutunur, bazen de hiç duymadığı bir sözün yokluğunda yavaş yavaş içten içe eksilir.
O yüzden birbirimize karşı dil cimriliği yapmayalım.
Güzel sözü geciktirmeyelim.
Takdiri kısmayalım.
Sevgiyi saklamayalım.
Vefayı ertelemeyelim.
Çünkü bazı kelimeler, söylendiği anda sadece havaya karışmaz, bir kalbe yuva olur.
Vesselam…
Devamını Oku
19 Nisan 2026 Pazar - 00:01
Devamını Oku
12 Nisan 2026 Pazar - 00:02
Devamını Oku
05 Nisan 2026 Pazar - 00:04