Bazı aylar vardır ki takvimdeki yerlerinden çok gönüllerdeki izleriyle yaşar.
Muharrem ayı da böyledir.
Hicri yılın ilk ayıdır ama aslında bir başlangıçtan çok bir hatırlayıştır.
İnsan bu aya girerken yalnızca yeni bir yılın eşiğinden geçmez; tarihin, hatıraların ve vicdanın içinden geçer.
Muharrem ayı Rabbimizin değer verdiği mübarek zamanlardan biridir. Bu yüzden bu ay, insanın kendi kalbine dönmesi için sessiz bir davettir. Geride bıraktıklarımızı düşünmek, eksiklerimizle yüzleşmek, yanlışlarımızı görmek ve yeni bir başlangıç yapmak için verilen manevi bir fırsattır.
Çünkü hicret yalnızca Mekke’den Medine’ye yapılan yolculuğun adı değildir.
Asıl hicret; insanın nefsinden hakikate, bencilliğinden paylaşmaya, öfkesinden merhamete doğru attığı adımdır.
Muharrem ayı denildiğinde akla gelen ilk sembollerden biri de aşuredir. Ancak aşureyi yalnızca bir ikram ya da gelenek olarak görmek eksik kalır. Aşure, farklılıklarımızın çatışmadan bir arada var olabileceğinin kadim bir hatırlatıcısıdır.
Her bir malzeme kendi rengini, kendi kokusunu ve kendi özünü korurken aynı kazanda buluşur.
Hiçbiri diğerine benzemez ama birlikte bir anlam oluştururlar.
Belki de insanlığın bugün en çok ihtiyaç duyduğu şey budur; aynılaşmadan beraber olabilmek, farklılıkları düşmanlık sebebi değil zenginlik vesilesi görebilmek.
Fakat Muharrem ayının üzerine düşen en ağır gölge Kerbela’dır.
Asırlar geçti.
Takvimler değişti.
Nesiller gelip geçti.
Fakat Kerbela’nın hüznü dinmedi. Çünkü Kerbela yalnızca bir katliamın adı değildir.
Kerbela, insan vicdanının önüne konulmuş büyük bir imtihandır.
Hak ile güç, adalet ile menfaat, sadakat ile ihanet orada karşı karşıya gelmiştir.
Hazreti Hüseyin Efendimiz, susarak yaşayabileceği bir dünyada konuşmayı; boyun eğerek kurtulabileceği bir yerde direnmeyi seçti.
O, canını kurtarmanın değil hakikati yaşatmanın peşindeydi.
Bu yüzden Kerbela sadece bir matem değil, aynı zamanda bir ahlak dersidir. İnsanlığa bırakılmış en büyük vicdan miraslarından biridir.
Kerbela’yı düşündüğümüzde aslında kendimize bakarız.
Haksızlık karşısında nerede durduğumuzu, menfaat ile hakikat arasında nasıl tercihler yaptığımızı sorgularız.
Çünkü Kerbela, tarihte kalmış bir hadise değil, her çağda yeniden yaşanan bir insanlık sınavıdır.
Belki de bu yüzden Muharrem ayı diğer aylardan farklıdır.
İçinde hem umut hem hüzün vardır. Bir yanda yeni bir yılın başlangıcı, diğer yanda kapanmayan bir yaranın hatırası…
Bir yanda hicretin bereketi, diğer yanda Kerbela’nın gözyaşı…
Bugün yeni bir Hicri yıla girerken kendimize şu soruyu sormalıyız!
Biz neyi terk ediyoruz ve neye doğru yürüyoruz?
Çünkü her yeni yıl, takvim yapraklarından önce insanın ruhunda başlamalıdır.
Kırgınlıklarımızdan kardeşliğe, öfkemizden merhamete, bencilliğimizden paylaşmaya hicret edemiyorsak yeni bir yılın anlamı eksik kalacaktır.
Rabbimiz bizleri Muharrem ayının feyzinden ve hikmetinden nasipdar eylesin.
Bu mübarek ayı; milletimiz için birlik ve dirliğe, İslam alemi için kardeşliğe, insanlık için barış ve adalete vesile kılsın.
Ve Kerbela’nın susuz çöllerinden yükselen o büyük hakikat çağrısını hiçbir zaman unutmayalım!
Bazen bir insan yenilir, fakat temsil ettiği değerler asla yenilmez.
Hazreti Hüseyin’in şehadeti bunun en büyük şahididir.
Çünkü bazı acılar tarihte kalmaz, ümmetin vicdanında yaşamaya devam eder.
Vesselam…






