Modern çağın en büyük çelişkilerinden biri, insanların hiç olmadığı kadar birbirine bağlı görünmesine rağmen hiç olmadığı kadar yalnız hissetmesidir.
Teknoloji sayesinde dünyanın öbür ucundaki insanlarla saniyeler içinde iletişim kurabiliyor, yüzlerce hatta binlerce kişilik sosyal çevrelere sahip olabiliyoruz.
Fakat bütün bu kalabalığa rağmen birçok insan, en zor anında arayabileceği birkaç kişinin eksikliğini derinden hissediyor.
Çünkü insanı güçlü kılan şey, etrafındaki insan sayısı değil; etrafındaki insanların niteliğidir.
Hayatın belirli dönemlerinde herkes başarıya, güce, makama veya maddi imkanlara ulaşmayı hedefler.
Oysa zaman geçtikçe insan şunu fark eder!
En büyük servet, değerlerini paylaşan insanların oluşturduğu sağlam bir çevredir.
Çünkü insan yalnızca kendi karakteriyle değil, birlikte yürüdüğü insanların karakteriyle de şekillenir. Kimi zaman bir dostun sözü sizi yanlış bir yoldan döndürür, kimi zaman bir arkadaşın cesareti size umut olur, kimi zaman da bir büyüğün tecrübesi yıllarca sürecek bir hatanın önüne geçer.
Bu nedenle çevre seçimi, aslında kader seçimlerinden biridir.
Tarih boyunca büyük medeniyetler, güçlü bireylerden önce güçlü topluluklar inşa ederek ayakta kalmıştır.
Birbirine güvenen, birbirinin eksikliğini tamamlayan ve ortak değerler etrafında birleşen insanlar, sadece kendi hayatlarını değil toplumların geleceğini de şekillendirmiştir.
Çünkü güvenin olmadığı yerde birlik, birlik olmayan yerde güç, güç olmayan yerde ise kalıcı başarı ortaya çıkmaz.
Bugün insanların en çok ihtiyaç duyduğu şeylerden biri de aidiyet duygusudur.
İnsan, kendisini anlayan insanların arasında bulunduğunda ruhen güçlenir.
Fikirlerini rahatça paylaşabildiği, yanlış yaptığında nezaketle uyarıldığı, düştüğünde kaldırıldığı bir çevre; insanın hem karakterini korur hem de gelişimini destekler.
Böyle bir ortamda insanlar birbirlerini kullanmaz, birbirlerini yükseltir. Rekabet yıkıcı değil yapıcı olur.
Başarı kıskançlık sebebi değil, ortak sevinç vesilesi haline gelir.
Ne yazık ki günümüzde birçok ilişki ortak değerler yerine ortak çıkarlar üzerine kuruluyor.
Çıkarın olduğu yerde sadakat geçici, samimiyet kırılgan ve dostluk şartlara bağlı hale geliyor.
Menfaat ortadan kalktığında ilişkiler de dağılıyor.
Oysa gerçek dostluk, şartlar değiştiğinde de devam edebilendir.
İyi günlerde alkışlayan çok olur; önemli olan kötü günlerde yanında kalabilendir.
İnsan hayatı boyunca birçok çevreye girer çıkar.
Bazı insanlar bize bir şey öğretmek için gelir, bazıları ise kimlerden uzak durmamız gerektiğini göstermek için. Fakat çok az insan vardır ki hem sevinçte hem kederde aynı samimiyetle yanımızda kalır.
İşte bu insanlar hayatın en kıymetli hazineleridir.
Onlarla kurulan bağlar, yıllar geçse de değerini kaybetmez.
Bu yüzden çevremizi oluştururken bu insanlar bana ne kazandırıyor sorusundan önce, bu insanlar beni nasıl bir insana dönüştürüyor sorusunu sormalıyız.
Çünkü insan zamanla en çok görüştüğü insanların düşünce dünyasından, ahlakından ve yaşam biçiminden etkilenir.
Merhametli insanların yanında merhamet, dürüst insanların yanında dürüstlük, vefalı insanların yanında vefa çoğalır.
Sonuç olarak güçlü bir hayat, güçlü bağlar üzerine kurulur.
Aynı değerlere inanan, birbirine sahip çıkan, birbirinin yokluğunu fırsata çevirmeyen, varlığını yük değil nimet olarak gören insanların oluşturduğu çevre, insanın hem dünyasını hem de ahiretini güzelleştirir.
Çünkü bazı insanlar hayatımıza sadece arkadaş olarak değil, yol arkadaşı olarak girer.
Ve insanın yürüdüğü yolu güzelleştiren şey çoğu zaman yolun kendisi değil, o yolu birlikte yürüdüğü insanlardır.
Vesselam…






