


Bir milletin kendi adını unutması, başkasının haritasında kaybolması, en büyük esaret biçimidir. Çünkü kelimeler, yalnızca harflerden ibaret değildir. Her kelime, bir bakış açısı, bir tarih, bir iktidar anlayışı taşır.
0:00
--:--
Son Güncelleme: 11 Ağustos 2025 Pazartesi - 07:00 | GDH Haber
Mısırlı yazar ve aktivist Neval El-Saadavi bir gün şöyle demiş;
“Orta Doğu tabiri, sömürgeci bir dildir.
Biz hiçbir zaman bir yerin ortası olmadık. Bu topraklar, batının doğusuna göre tanımlanacak kadar değersiz değil.”
Bu cümle, sadece bir coğrafya tartışması değil; bir uyanıştır.
Bir milletin kendi adını unutması, başkasının haritasında kaybolması, en büyük esaret biçimidir.
Çünkü kelimeler, yalnızca harflerden ibaret değildir.
Her kelime, bir bakış açısı, bir tarih, bir iktidar anlayışı taşır.
Ve en sinsi sömürge biçimi, zihni esir alan kavramlardır.
“Orta Doğu” dediğimizde neyi kastederiz?
Basra’dan İstanbul’a, Kahire’den Şam’a, Mekke’den Kudüs’e kadar uzanan o mukaddes hattı mı?
Yoksa Batı’nın gözünden bakıldığında, “uygarlığın kıyısında, geri kalmış, krizlerle anılan” bir sorunlu bölgeyi mi?
Bu kavram ilk kez 19. yüzyılda İngiliz ve Amerikalı stratejistlerin ağzından çıktı. Onlar için Hindistan “Uzak Doğu”ydu, Osmanlı toprakları “Yakın Doğu”…
Derken Arabistan, Mezopotamya, Levant ve Anadolu’yu kapsayan bölgeye “Orta Doğu” dendi.
Merkez Batı’ydı.
Biz onların doğusuyduk. Ortalardaydık. Onlara göre.
Ama biz kimin doğusuyuz?
Kendini merkeze koyan, diğerlerini çevreye iten bu anlayış sadece kelimelerde kalmadı.
Haritalara yansıdı.
Diplomasiye sirayet etti.
Medyada bir ezbere dönüştü.
Bugün hala, çatışma, terör, petrol ve istikrarsızlık kelimeleriyle anılan bir bölge varsa, bunda bu kavramların payı büyüktür.
Neval El-Saadavi’nin dikkat çektiği tam da bu!
Kelimeler özgür değilse, insanlar da özgür olamaz.
Orta Doğu, bir yön tarifinden öte bir zihniyet kodudur.
Batı’nın medeniyet tanımına uymayan her şeyi ötekileştiren, kültürü indirgemeci bir dille küçülten, halkları yönetilecek nesneler olarak gören bir zihniyetin ürünüdür.
Bu yüzden El-Saadavi’nin sözünü sadece bir dil eleştirisi olarak değil, bir özgürlük manifestosu olarak okumak gerekir.
Belki de yeniden düşünmenin zamanıdır.
Belki bu coğrafyayı “İslam coğrafyası” ya da “Doğu’nun kalbi” diye anmak gerekir.
Belki de en doğrusu, adına hiç sıfat eklemeden, sadece “bizim topraklarımız” demektir.
Çünkü isim koymak bir güçtür.
Ve biz, kendi coğrafyamıza başkalarının koyduğu isimlerle değil, kendi hakikatimizle sahip çıkmalıyız.
Artık sormanın vakti geldi!
Biz gerçekten kimin doğusuyuz?
Kendini merkez zanneden Batı’nın mı?
Yoksa vahyin doğduğu, medeniyetin yükseldiği, insanlık tarihinin yazıldığı bu bereketli toprakların öznesi mi?
Cevap, bizim hangi kelimeyi tercih ettiğimizde gizli.
Vesselam…
Devamını Oku
10 Mayıs 2026 Pazar - 00:05
Devamını Oku
03 Mayıs 2026 Pazar - 00:02
Devamını Oku
26 Nisan 2026 Pazar - 00:35