


Her çağın kendi karanlığı vardır. Bizim çağımızın karanlığı ise gençlerin gözünün önünde milli ve manevi değerlerimizin ucuz bir şova dönüştürülmesidir.
0:00
--:--
Son Güncelleme: 01 Ekim 2025 Çarşamba - 10:24 | GDH Haber
Her çağın kendi karanlığı vardır. Bizim çağımızın karanlığı ise gençlerin gözünün önünde milli ve manevi değerlerimizin ucuz bir şova dönüştürülmesidir.
Bugün ekranlarda, sosyal medyada, sahnelerde birileri ahlakı aşağılıyor, inancı alaya alıyor, edebi küçümsüyor. En kötüsü de bu rezillik, bir “özgürlük” paketi içinde gençlerimizin önüne sunuluyor.
Bakın sosyal medyaya…
Hayatın en temel değerlerinden bihaber, kaynağı belli olmayan gelirlerle lüks içinde yaşayan, saatlik şatafat gösterileriyle kitleleri büyüleyen “fenomenler” gençlerimizin idolü haline getiriliyor.
İki şarkı sözünden, üç dans figüründen başka sermayesi olmayan insanlar; sabahlara kadar alkol masalarını, uyuşturucu hezeyanlarını, edepsizliği ve fuhşu normalleştiriyor. Sözde özgürlük adına yapılan bu gösteriler aslında gençlerimizin ruhunu tutsak ediyor.
Oysa hakikat şudur:
Nefsin kölesi olan özgür olamaz.
Eğlencenin esiri olan iradesine sahip değildir.
Şehvetin, paranın, hazzın zincirlerini bilezik gibi taşıyanlar aslında modern kölelerden başka bir şey değildir.
Gerçek özgürlük; kendine, değerlerine, hakikate sadakatle bağlı olmaktır.
Ama bu sahte yıldızlar toplumun önüne “model” diye sürülüyor.
Ve işin daha acı tarafı, susuyoruz. Tepki göstermediğimiz her gün onlara meşruiyet kazandırıyoruz. Onların rezilliklerine bakıp gülüp geçtiğimiz her an aslında kendi değerlerimizi küçültüyoruz.
Felsefenin kadim bir hakikati vardır:
“Köklerinden kopan ağaç, büyüse de devrilmeye mahkûmdur.”
Bizim gençliğimiz köklerinden koparılmak isteniyor.
İmanından, ahlakından, vatan sevgisinden uzaklaştırılmak isteniyor. Çünkü köksüz bir gençlik kolay yönetilir; yönlendirilmeye, tüketilmeye, kullanılmaya açıktır.
Ama şunu unutmayalım:
Bir millet değerlerine sahip çıkmazsa tarihten silinir. Roma’nın, Bizans’ın, Endülüs’ün çöküşüne bakın; hepsinin ortak paydası ahlaki yozlaşmadır. Biz de aynı girdabın eşiğindeyiz.
Şimdi sormak gerekiyor:
Toplum ne zaman “Dur!” diyecek? Ne zaman “Bizim çocuklarımızın zihnini kirletemezsiniz!” diye haykıracak? Ne zaman uyuşturucuya, fuhşa, ahlaksızlığa “özgürlük” kılıfı giydirenlere karşı hesap soracak?
Unutmayalım, susmak ihanetin ortağı olmaktır.
Seyirci kalan da en az yapan kadar suçludur.
Bugün çocuklarımızın geleceğini çalanlara karşı ayağa kalkmazsak, yarın “neden böyle olduk?” diye hayıflanmanın hiçbir anlamı kalmayacak.
Artık susma devri bitmeli.
Bu millet köklerini savunmalı.
Çünkü bu saldırılar sadece dine, sadece ahlaka değil; doğrudan bizim varlığımıza yöneliktir.
Ve en sarsıcı soru şudur:
Biz hâlâ millet miyiz, yoksa sadece dağınık bir kalabalık mıyız?
Vesselam…
Devamını Oku
10 Mayıs 2026 Pazar - 00:05
Devamını Oku
03 Mayıs 2026 Pazar - 00:02
Devamını Oku
26 Nisan 2026 Pazar - 00:35