
Bugün gündüz kuşağı; bilgeliğin yerini bağırışın, hikmetin yerini teşhirin aldığı bir gürültü kirliliğine dönüştü. Mahremiyetin pazara çıkarıldığı, edep dışı hikayelerin normalleştirildiği bu hoyratlığa artık "dur" deme vakti.
0:00
--:--
Son Güncelleme: 25 Ocak 2026 Pazar - 08:49 | GDH Haber
Bir toplumun aynası, en çok hangi sesleri yükselttiğinde kendini ele verir.
Bugün ekranlardan yükselen seslere bakınca; ne yazık ki bilgelik değil bağırış, hikmet değil dedikodu, estetik değil teşhir görüyoruz.
Reyting uğruna çığlık çığlığa akan bu gündüz kuşağı, sadece ekranı değil, ruhu da kirletiyor.
Gündüz kuşağı denilen şey artık masum bir zaman dilimi değil.
Ailelerin evde olduğu, çocukların göz hizasında duran bu saatlerde; edep dışı hikayeler, mahremiyet ihlalleri ve ahlakı aşındıran senaryolar normalleştiriliyor.
Utanılması gerekenler alkışlanıyor, gizli kalması gerekenler teşhir ediliyor, sessizlik olması gereken yerde hoyrat bir gürültü hakim.
Oysa ahlak; bağırarak savunulan bir şey değildir.
Ahlak, fısıltıyla korunur.
Edep, en çok da korunması gerektiğinde sessiz kalabilme erdemidir.
Bugün ekranlarda gördüğümüz şey, bir özgürlük meselesi değil, bir yorgunluk meselesidir.
Toplum yorulmuştur.
Ruh yorulmuştur.
Aile kavramı, sürekli didiklenen, parçalanan, ifşa edilen bir nesneye dönüştürülmüştür.
Her acı bir malzeme, her mahremiyet bir içerik, her çöküş bir format haline gelmiştir.
Sormak gerekir!
Gerçekten buna mecbur muyuz?
İnsan onurunu zedeleyen, aileyi örseleyen, çocuğun zihnini kirleten içerikler olmadan televizyon yapılamaz mı?
Kaliteli, derinlikli, insana iyi gelen programlar üretmek bu kadar mı imkansız?
Asıl mesele reyting değil, niyet meselesidir.
Çünkü neyi büyüttüğünüz, kim olduğunuzu ele verir.
Şiddeti büyütürseniz şiddet çoğalır. Ahlaksızlığı büyütürseniz utanma duygusu yok olur.
Dedikoduyu büyütürseniz hakikat susar.
Bir medeniyet, çocuklarının yanında konuşamayacağı hikayelerle ayakta kalamaz.
Bir toplum, evinin orta yerinde utanarak izlediği programlarla geleceğini inşa edemez.
Ekran, sadece bir cam parçası değildir, bir terbiyedir.
Ve terbiye, tekrar tekrar gösterilen şeyle inşa edilir.
Biz bağırış istemiyoruz.
Biz teşhir istemiyoruz.
Biz dedikodu ve çürümüş senaryolar istemiyoruz.
Biz; aklı yoran değil açan, kalbi karartan değil ferahlatan, insanı aşağı çeken değil ayağa kaldıran kaliteli ekranlar istiyoruz.
Çünkü bu toplumun hala edepten yana bir hafızası, hayadan yana bir vicdanı, suskun ama derin bir irfanı var.
Ve ekranlar, bu irfanın çok gerisinde kaldı.
Artık yeter diyoruz.
Ekranlarda kalite istiyoruz.
Sessizlik kadar vakur, söz kadar hikmetli, insan kadar onurlu bir yayın dili istiyoruz.
Vesselam…
Devamını Oku
17 Ocak 2026 Cumartesi - 23:36
Devamını Oku
11 Ocak 2026 Pazar - 09:43
Devamını Oku
04 Ocak 2026 Pazar - 13:59