İnsan bazen dünyaya sadece gözleriyle bakmaz.
Kalbiyle bakar, geçmişiyle bakar, kırgınlıklarıyla, hırslarıyla, sevgileriyle, korkularıyla bakar.
Ve zamanla baktığı her şeyin üzerine kendi iç dünyasının gölgesi düşer.
İşte o zaman hakikati değil, kendi içindeki karanlığı görmeye başlar.
Tasavvufta süveyda, kalbin tam ortasında bulunan sır noktasıdır.
İlahi tecellinin, basiretin, mananın merkezi…
İnsan Rabbini bazen oradan hisseder. Sevgiyi oradan duyar.
Merhameti oradan taşır.
Ama aynı Süveyda, kirlenirse, insanın en büyük imtihanına da dönüşür. Çünkü kalpteki o siyah nokta büyüdükçe, insan dışarıdaki karanlığı değil, kendi içindeki kararmayı yaşamaya başlar.
Bugün insanların çoğu birbirine bakıyor ama görmüyor.
Dinliyor ama duymuyor.
Kalabalıkların içinde yaşıyoruz fakat birbirimizin yüreğine temas edemiyoruz.
Çünkü gözümüzdeki süveyda büyüdü. Kibir büyüdü.
Öfke büyüdü.
Menfaat büyüdü.
Kendimizi merkeze koydukça hakikati kaybettik.
Artık insanlar olaylara vicdanla değil, çıkarıyla bakıyor.
İnsanlara merhametle değil, etiketlerle yaklaşıyor.
Ve en kötüsü de şu!
Herkes karşısındakinin kusurunu görüyor ama kendi kalbindeki kararmayı fark etmiyor.
Oysa insanın en zor yolculuğu, kendine doğru yaptığı yolculuktur. Başkasını yenmek kolaydır,
insanın kendi nefsini yenmesi zordur.
Çünkü nefs, gözümüzdeki süveydayı büyütür.
Bize kendimizi haklı gösterir. Kırdıklarımızı unutturur.
İncittiklerimizi sıradanlaştırır.
Sonra insan, kendi karanlığını hakikat zannetmeye başlar.
Belki de bugün en çok ihtiyacımız olan şey, gözümüzdeki süveydadan kurtulmaktır.
Kalbimizi yeniden temizlemek… Dünyaya yeniden vicdanla bakabilmek…
Bir çocuğun gözyaşında insanlığı görebilmek…
Bir hayvanın açlığında merhameti hissedebilmek…
Mazlumun sessizliğini duyabilmek… Ve en önemlisi, kendi içimizdeki karanlıkla yüzleşebilmek…
Çünkü insanın kalbi temizse, bakışı da temiz olur.
Kalbi kirlenenin ise gözleri hakikati görmez.
Dünyayı değiştirmeden önce kalbimizi arındırmak gerekir.
Zira bazen insanın gözüne perde olan şey, dışarıdaki karanlık değil, içindeki süveydadır.
Bir neslin kalbine dokunan kadın: Şule Yüksel Şenler
İnsan bazen bir kitabı okumaz…
Bir kitap insanın içine yürür.
Ben Şule Yüksel Şenler’i ilk kez gençlik yıllarımda okuduğum Huzur Sokağı romanıyla tanıdım.
O satırlar yalnızca bir hikaye anlatmıyordu; insanın kalbine, vicdanına ve hayatına dokunan başka bir dünyanın kapısını aralıyordu. Samimiyetin, inancın, ahlakın ve vakarın nasıl bir hayat biçimine dönüşebileceğini gösteriyordu.
Biliyorum nice insan onun satırlarında kendini buldu.
Kimi bir cümlesinde teselli buldu,kimi bir karakterde kendi hayatını gördü,kimi de modern dünyanın karmaşası içinde kaybettiği huzurun izini onun kelimelerinde aradı.
Çünkü Şule Yüksel Şenler yalnızca roman yazmıyordu.
O, bir neslin ruhuna sesleniyordu.
TRT tabii ekranlarında yayınlanan Şule dizisi ise tam da bu yüzden çok kıymetli bir proje.
Bu yapım yalnızca biyografik bir anlatı değil; yakın tarihimizin sessiz ama derin izler bırakmış mücadelelerinden birini yeni nesillere taşıyan önemli bir kültürel hafıza çalışmasıdır.
Şule Yüksel Şenler’in hayatı; sabrın, inancın ve cesaretin ete kemiğe bürünmüş halidir.
O, zor zamanlarda bile inandığı değerlerden taviz vermeyen, bedel ödemeyi göze alan vakur bir duruşun temsilcisiydi.
Kalemiyle yalnızca yazılar yazmadı; gönüller inşa etti, fikirler büyüttü, insanların hayata bakışını değiştirdi.
Huzur Sokağı’nın yıllar boyunca elden ele dolaşmasının sebebi de buydu aslında.
İnsanlar o romanda sadece bir aşk hikayesi okumadı; kendi iç yolculuklarına dair izler buldu.
Modernleşmenin savurduğu bir toplumda; maneviyatın, aidiyetin ve hakikatin ne kadar kıymetli olduğunu yeniden hatırladı.
Bugün dijital çağın gürültüsü içinde genç kuşaklar çoğu zaman görüntüyle büyüyor.
Oysa Şule Yüksel Şenler’in hayatı bize şunu hatırlatıyor!
İnsan ancak inandığı değerler kadar güçlüdür.
Bu nedenle Şule dizisini yalnızca bir televizyon projesi olarak görmek eksik olur.
Bu yapım aynı zamanda kültürel hafızamıza, fikir dünyamıza ve toplumsal vicdanımıza yapılmış önemli bir katkıdır.
Kıymetli Şule Yüksel Şenler’in sabırla, inançla ve cesaretle örülen hayat hikayesini geniş kitlelerle buluşturmak için emek veren herkesi yürekten tebrik ediyorum.
Çünkü bazı insanlar yaşadıkları dönemi aşar…
Ve bir neslin yol haritasına dönüşür.
Vesselam…




