
"İnsanı asıl yoran yaşadıkları değil, taşıdıklarıdır!" Hakikat ehli için gülmek, bir eğlence değil bir hafiflik halidir; hırsın ve kibrin omuzlardan indirilmesidir. "Haklı olmak" yerine "hakkaniyetli olmayı" seçenlerin, kaybederken de insan kalabilenlerin hikayesi...
0:00
--:--
Son Güncelleme: 11 Ocak 2026 Pazar - 09:43 | GDH Haber
İnsan bu dünyaya ağlayarak gelir.
Bu ilk çığlık, sadece bir bebeğin nefes alma refleksi değildir, hayata dair ilk hakikatin ilanıdır.
Ayrılığın, eksikliğin ve imtihanın başladığı andır o an.
Ana rahminden kopuş, güvenli olandan bilinmeze düşüştür.
Hayat, daha ilk saniyesinde insana şunu öğretir!
Bu dünya bir yerleşme değil, geçme yeridir.
Hakikat, bu geçişi idrak edebilme sanatıdır. Ağlayarak geldiğimiz bu dünyadan gülerek ayrılabilmenin yoludur.
Ancak bu gülüş, yüzeysel bir neşenin, her şeyi boş vermişliğin ya da dünyayı hafife almanın gülüşü değildir.
Bu, dünyanın ağırlığını kalbine yük etmeyenlerin tebessümüdür.
Bugünün insanı mutluluğu, acının yokluğu sanıyor.
En büyük yanılgımız bu.
Oysa hakikat, acıyı yok saymaz; onu eğitir.
İnsanı en çok acıtan yerden çağırır ve der ki: “Bak, işin tam da burada başlıyor.”
Çünkü insan, kırıldığı yerden derinleşir. Kaçtığı acı değil, yüzleştiği acı onun karakterini inşa eder.
Hakikat nefsin konforunu değil, kalbin selametini gözetir.
Bu yüzden kolay bir yol değildir. Nefsini okşamaz, onu terbiye eder. “Haklı ol” demez; “hakkaniyetli ol” der. “Kazanmaya bak” demez; “kirlenmemeye bak” diye uyarır. Gülerek ayrılmak, hayatta hiç kaybetmemiş olmak değil; kaybederken de insan kalabilmektir.
Hakikat ehli için gülmek, bir eğlence biçimi değil, bir hafiflik halidir.
Kalbin dünya yüklerinden arınmasıdır. Hırsın, kibrin, öfkenin, kıyasın omuzlardan indirilmesidir.
Hakikat ehli gülüyorsa, bu dünyanın onu teslim alamadığını gösterir.
Çünkü bilir ki insanı asıl yoran şey, yaşadıkları değil, taşıdıklarıdır.
Hakikat ölümü de başka bir yerden okur.
Ölüm, karanlık bir son değil, hesabını kalbiyle yapanlar için bir vuslat kapısıdır.
Bu yüzden hakikat ehli, ölümü düşündüğünde ürpermez, toparlanır. Daha dikkatli konuşur, daha incelikli yaşar.
Kimseyi incitmemeye, hiçbir canı yok saymamaya çalışır.
Çünkü bilir ki gülerek ayrılmanın yolu, ardında kırık kalpler bırakmamaktan geçer.
Hakikat insanı hayattan koparmaz; hayata derinlik kazandırır. Kalabalıkların içinde kaybolmamayı, gürültünün ortasında sükuneti muhafaza etmeyi öğretir.
Herkesin bağırdığı yerde susabilmeyi, herkesin sustuğu yerde hakkı söyleyebilmeyi!
Bu bir ahlak meselesidir. Bu bir duruş işidir.
Ağlayarak geldiğimiz dünyadan gülerek ayrılmak;
Dünyayı ciddiye alıp ona kul olmamaktır.
Kalbin kırılması pahasına kalp kırmamaktır.
Güçlüyken adil, zayıfken vakur kalabilmektir.
Hakikat, süslü cümlelerin değil, taşınan yüklerin hafiflediği yerdir.
Bir bilgi değil, bir haldir.
Okunarak değil, yaşanarak anlaşılır.
Ve belki de bu yüzden en zor sanattır, insanın kendini aşma sanatı.
İnsan kendini aştığında…
Ağlayarak geldiği bu dünyadan, gülerek ayrılmayı öğrenir.
Vesselam…
Devamını Oku
17 Ocak 2026 Cumartesi - 23:36
Devamını Oku
04 Ocak 2026 Pazar - 13:59
Devamını Oku
28 Aralık 2025 Pazar - 08:00