
Hayat aslında insanın kendiyle karşılaşma hikayesidir: Biz koştururken o ölçer, biz unuturken o kaydeder. Gürültüye kapılmayan, alkışa aldanmayan o görünmez terazi, vakti geldiğinde hükmünü kimseye sormadan verir. Mesele sadece yaşamak değil; bir gönlü incitmeden yürüyebilmektir.
0:00
--:--
Son Güncelleme: 29 Mart 2026 Pazar - 00:13 | GDH Haber
İnsan bazen durup kendine şu soruyu sormalı!
Gerçekten kaybolduğunu sandığımız şeyler var mı bu hayatta?
Yoksa biz sadece görmek istemediğimiz için mi yok sayıyoruz?
Ben hayatın bir terazisi olduğuna inananlardanım.
Öyle herkesin gözüne görünen, elle tutulan bir terazi değil bu…
Daha derinde, daha sessiz, daha sabırlı.
Gürültüye kapılmaz, alkışa aldanmaz, kalabalığa bakmaz.
Sadece tartar.
Sadece kaydeder.
Ve zamanı geldiğinde, kimseye sormadan hükmünü verir.
İnsan çoğu zaman yaptığı iyiliğin karşılığını hemen görmek ister.
Bir teşekkür, bir vefa, bir hatırlanma beklentisi…
Ama hayatın terazisi böyle işlemez.
O, acele etmez.
Çünkü hakikat aceleye gelmez.
İyilik bazen yıllarca sessiz kalır, sonra bir gün hiç ummadığın bir anda karşına çıkar.
Bir kapı olur, bir yol olur, bir nefes olur. Kötülük ise çoğu zaman unutuldu sanılır.
Üzeri örtülür, geçiştirilir.
Ama o da birikir.
Sessizce.
Derinde.
Ve zamanı geldiğinde insanın karşısına en tanıdık yüzle çıkar, kendi yüzüyle.
İşte bu yüzden hayat, aslında insanın kendisiyle karşılaşma hikayesidir.
Verdiğimiz emekler, söylediğimiz sözler, içimizde sakladığımız niyetler… Hiçbiri boşlukta
kalmaz.
Her biri bir yere yazılır.
Kimi bir kalbin hafızasına, kimi kaderin ince defterine, kimi de insanın kendi ruhuna.
Ve insan, en çok kendi ruhunda biriktirdikleriyle yüzleşir.
Bugün dünyanın bu kadar ağırlaşmasının sebebi belki de budur. İnsanlar artık yaptıklarının tartılmadığını zannediyor.
Sözün kıymeti azaldı, niyetin ağırlığı unutuldu, kalp kırmanın sıradanlaştığı bir zamandan geçiyoruz.
Oysa her kırık, bir gün sahibini bulur. Her ihmal, bir gün bir eksiklik olarak geri döner.
Ve her haksızlık, bir gün insanın içinden yükselen bir sızıya dönüşür.
Hayat bekler…
Gerçekten bekler.
Biz koştururken, o ölçer.
Biz unutmaya çalışırken, o kaydeder. Biz kendimizi haklı çıkarmaya uğraşırken, o sadece tartar.
Ve en çarpıcı olanı şudur!
Hayatın terazisi asla şaşmaz.
İnsan şaşar, zaman şaşar, şartlar değişi, ama o terazi, en doğru anı bilir.
Bu yüzden mesele sadece yaşamak değil, nasıl yaşadığını bilmektir.
Bir gönlü incitmeden yürüyebiliyor musun?
Bir kalbe yük olmadan sevebiliyor musun?
Hakkı gözeterek, kendine rağmen doğruyu seçebiliyor musun?
Asıl mesele budur.
Çünkü insan, yaptığıyla değil, yaptığıyla neye dönüştüğüyle tartılır.
İyilik insanı hafifletir, kötülük ağırlaştırır.
Ve insan, bu dünyadan giderken arkasında bıraktıklarından çok, içinde taşıdıklarıyla hesap verir.
Belki de bu yüzden en büyük incelik şudur!
Kırmadan yürümek…
Yük etmeden sevmek…
Ve her şartta hakkın tarafında kalabilmek.
Çünkü hayat susar dostlar…
Ama unutmaz.
Ve bir gün, en doğru yerden, en doğru şekilde konuşur.
Vesselam…
Devamını Oku
22 Mart 2026 Pazar - 00:47
Devamını Oku
19 Mart 2026 Perşembe - 08:35
Devamını Oku
15 Mart 2026 Pazar - 07:23