
Kötü bir dünyadan 'çok kötü' bir dünyaya geçtik: Artık zulüm sadece var değil, aynı zamanda normal! Gazze’den Sudan’a, şimdi de İran’ın yorgun çocuklarına uzanan o devasa utanç silsilesi.
0:00
--:--
Son Güncelleme: 22 Mart 2026 Pazar - 00:47 | GDH Haber
Bir zamanlar dünya kötüydü; çünkü savaş vardı, işgal vardı, yoksulluk vardı, adaletsizlik vardı.
İnsanlık büyük yaralar alıyor ama yine de vicdan denilen şey bütünüyle kaybolmuyordu.
En azından kötülük, kendini bu kadar rahat sergileyemiyor, zulüm, bu kadar pervasız dolaşamıyordu yeryüzünde. Şimdi ise başka bir eşiği geçmiş bulunuyoruz.
Artık kötü bir dünyada yaşamıyoruz sadece, çok kötü bir dünyaya göz göre göre sürükleniyoruz.
Çünkü bugün mesele, kötülüğün varlığından da öte, onun normalleşmesi, meşrulaştırılması ve bütün dünyanın gözleri önünde sıradan bir olay gibi sunulmasıdır.
Gazze’de her gün çocuklar toprağa verilirken, şehirler açlıkla, bombayla ve susuzlukla terbiye edilmeye çalışılırken dünya uzun cümlelerle susmayı tercih etti.
Sudan’da milyonlarca insan yerinden edilirken, yeryüzünün büyük aklı buna yalnızca rapor diliyle karşılık verdi.
Ve şimdi İran’da savaşın ortasında kalan çocukların ölüm haberleri düşüyor yüreğimize.
Daha oyuncaklarına doyamadan toprağa düşen o çocuklar, aslında sadece bir ülkenin evlatları değildi; onlar, insanlığın son imtihanıydı.
Bir çocuğun ölümü karşısında hala taraf hesabı yapan, hala ölenin hangi milletten, hangi mezhepten, hangi coğrafyadan olduğuna göre tavır belirleyen bir dünyanın artık sadece kötü olduğunu söylemek yetmez.
Bu, vicdanını kaybetmiş bir dünyanın tarifidir.
Bugünün dünyasını asıl korkunç kılan şey bombaların büyüklüğü değil, kalplerin küçülmesidir.
Artık insanlar acının kendisine değil, kimin acı çektiğine bakıyor.
Bir çocuğun cansız bedeni, eğer kendi siyasal ezberlerine uymuyorsa aynı yankıyı bulmuyor.
Bir annenin feryadı, eğer güçlülerin çıkar haritasını bozmuyorsa yeterince duyulmuyor.
İşte insanlık tam burada çürüyor. Çünkü adalet, herkese lazım olan bir hakikat olmaktan çıkarılıp taraflara göre dağıtılan bir imtiyaza dönüştüğünde, dünya yalnızca kirlenmez, dünya karanlığın bizzat merkezi haline gelir.
İran savaşında öldürülen çocuklara baktığımda aklıma sadece bombalar gelmiyor, aklıma insanlığın nasıl bu kadar hissizleştiği geliyor.
Bir çocuğun yüzünde yarım kalmış bir gülüş, bir okul çantasının başında bekleyen sessizlik, evladını toprağa verirken içine gömülen bir annenin bakışı…
Bunların hiçbiri yalnızca haber değildir. Bunların her biri, insanlığın alnına yazılmış ağır bir utanç cümlesidir. Çünkü çocukların öldüğü yerde hiçbir siyasi tez masum değildir, hiçbir stratejik hesap temiz değildir, hiçbir güç gösterisi meşru değildir.
Çocuk ölüyorsa, orada medeniyet yoktur, çocuk ölüyorsa, orada insanlıktan söz etmek giderek zorlaşır.
Bizi kötü bir dünyadan çok kötü bir dünyaya taşıyan esas kırılma da tam budur!
Kötülüğe alışmak.
Sürekli ölüm gören göz, bir süre sonra ağlamamaya başlıyor.
Sürekli yıkım haberi duyan kulak, bir süre sonra sessizleşiyor.
İnsanlık, büyük felaketleri yaşamaktan önce, onlara alışarak kaybediyor.
En korkunç çürüme budur.
Çünkü kötülük bazen bir bomba kadar gürültülü değil, bazen alışkanlık kadar sessiz gelir.
Ve o sessizlik, zamanla kalpleri taşlaştırır, merhameti geri çeker, vicdanı da bir yük gibi göstermeye başlar.
Oysa biz biliyoruz ki dünya yalnızca büyük ordularla, güçlü devletlerle, sert bildirilerle ayakta durmaz.
Dünya, biraz da bir çocuğun gülüşüyle, bir annenin duasıyla, mazlumun ahıyla ayakta durur.
Eğer bunlar hiçe sayılıyorsa, gökdelenlerin yükselmesi, teknolojinin ilerlemesi, şehirlerin büyümesi hiçbir anlam taşımaz.
Çünkü insanın küçüldüğü yerde hiçbir büyüklük gerçek değildir.
Bugün çağımızın en büyük yıkımı şehirlerin yıkılması değil, kalplerin yıkılmasıdır.
Merhametin çekildiği, adaletin sustuğu, vicdanın çıkar hesaplarına yenildiği yerde artık yalnızca enkaz kalır.
Yine de son söz karanlığın olmamalı!Tam da bu yüzden bugün bize düşen şey, sadece dünyanın ne kadar kötüye gittiğini söylemek değil; bu kötülüğe benzememek, bu hissizliğe teslim olmamak, ölen çocukların ardından suskun bir kalabalığa dönüşmemektir. İran’da, Gazze’de, dünyanın neresinde olursa olsun öldürülen her çocuk için aynı yerden sızlamayan bir yürek, yarın kendi evladının acısını da hakkıyla anlayamaz.
Çünkü merhamet bölünmez, vicdan coğrafyaya göre çalışmaz, adalet kimliğe göre dağıtılamaz.
Kötü bir dünyadan çok kötü bir dünyaya geçtik dostlar.
Ama yine de insanın elinde hala son bir imkan var!
İnsan kalabilmek.
Mazlumun yanında durmak, zalimin karşısında sözünü kısmamak, çocukların ölümünü sıradan bir haber gibi görmemek…
Belki bu dünyayı bir anda değiştiremeyiz ama en azından bu karanlığın parçası olmayız.
Ve bazen bir çağın bütün çürümesine karşı insan kalabilmek, başlı başına büyük bir ahlaki direniştir.
Vesselam…
Devamını Oku
19 Mart 2026 Perşembe - 08:35
Devamını Oku
15 Mart 2026 Pazar - 07:23
Devamını Oku
08 Mart 2026 Pazar - 00:04