
Avrupa’nın suyu "şüpheli bir eylem" görüp kokuyla maskelediği dönemlerde, İslam coğrafyası temizliği ibadetin şartı kılarak hamamlar ve sebillerle bir disiplin inşa etti. Tarih bize fısıldıyor: Koku parfümle gizlenebilir ancak gerçek medeniyet suyla gelir.
0:00
--:--
Son Güncelleme: 15 Şubat 2026 Pazar - 00:00 | GDH Haber
Bugün Avrupa denildiğinde akla, çok gerçek olmasa da düzen, hijyen ve tertip geliyor.
Sokaklar temiz, meydanlar ferah, şehirler nizami.
Fakat bu görüntü, tarihin büyük bir bölümünü örtmeye yetmiyor.
Çünkü Ortaçağ ve erken modern dönemin Avrupa’sı, bugünkü temiz kıta algısının tam tersiydi.
Temizlik günlük bir alışkanlık değil; zahmetli, hatta kimi dönemlerde şüpheli bir eylem sayılıyordu.
Suya girmenin hastalık getirdiğine inanılıyor, sıcak suyun hazırlanması lüks kabul ediliyor, kilise çevrelerinde yıkanmaya dair dinsel kuşkular dolaşıyordu.
Sonuç; yıkanmayan bedenler, değiştirilmeyen elbiseler ve kokuyu bastırmak için kullanılan ağır parfümler.
Bu tablo yalnızca halkın değil, sarayların da gerçeğiydi.
İngiliz tarihinin en ibretlik evliliklerinden biri olarak anlatılan George IV ile Caroline of Brunswick evliliği, hijyen meselesinin kraliyette bile nasıl bir skandala dönüştüğünü gösterir.
Borç batağındaki George’un, Parlamento baskısıyla Caroline ile evlendirilmesi, daha ilk günden saray dedikodularını alevlendirmişti. Rivayetlere göre Caroline’ın yıkanmaması, elbise değiştirmeyi reddetmesi ve ağır kokusu, saray ahalisinin yanına yaklaşmasını zorlaştırıyordu.
Anlatılanlar, gerdek gecesinde George’un bu kokuya katlanabilmek için sarhoş olacak kadar içtiğini; hatta yatağa dahi gidemeden şöminenin yanında sızıp kaldığını söyler.
Abartı payı olsa bile, bu hikaye Avrupa saraylarının parfümle ayakta duran bir düzeni olduğuna işaret eder.
Benzer bir hijyen efsanesi de Kastilya Sarayı’ndan gelir.
Isabella I of Castile için, hayatı boyunca yalnızca iki kez banyo yaptığı doğduğunda ve evlendiğinde, rivayet edilir.
Aşırı disiplinli ve dindar kişiliği nedeniyle verdiği bir söz üzerine yıkanmadığı anlatılır.
Gerçek payı tartışmalı olsa da, bu rivayetler dönemin zihniyetini ele verir! Temizlik, bir sağlık ve estetik meselesi olmaktan çok, kuşku ve zühd ile çevrelenmişti.
Şimdi bu manzarayı, İslam toplumlarının temizlik anlayışıyla yan yana koyalım.
İslam’da temizlik, tali bir alışkanlık değil, ibadetin kapısı, imanın yarısıdır. Abdest, gusül ve günlük taharet, yalnızca bedeni değil, bilinci de arındırmayı hedefler.
Temizlik imanın yarısıdır anlayışı, sokaktan eve, camiden çarşıya kadar hayatın her alanına sirayet eder.
Su, hastalık getiren bir tehdit değil, hayat veren, arındıran bir nimettir. Hamam kültürü bu yüzden gelişmiş; şehir planlamasında su yolları, çeşmeler, sebiller merkezi bir yer tutmuştur.
Kokuyu bastırmak için parfümle oyalanmak yerine, bizzat temizlenmek esas kabul edilmiştir.
Burada mesele, Doğu’yu yüceltip Batı’yı aşağılamak değildir.
Mesele, medeniyet iddiasının hangi pratiklerle kurulduğunu hatırlatmaktır. Avrupa, bugün hijyen konusunda ileri bir noktadaysa, bu; bilimin, şehircilik anlayışının ve modern sağlık bilgisinin sonucudur, tarihin her dönemine ait bir erdemin değil.
İslam dünyasında ise temizlik, daha baştan bir değer ve disiplin olarak hayatın merkezine yerleştirilmiştir.
Sarayların koktuğu, parfümlerin gerçeği maskelediği bir çağdan; suyun arındırıcı hikmetini bilen bir geleneğe bakınca şunu anlıyoruz! Medeniyet, vitrinden ibaret değildir. Asıl ölçü, insanın bedenine, yaşadığı mekana ve hayata gösterdiği saygıdır. Temizlik de bu saygının en sessiz ama en güçlü dilidir.
Ve tarih bize şunu fısıldar!
Koku, parfümle gizlenebilir, ama hakikat, ancak temizlikle ortaya çıkar.
Vesselam…
Devamını Oku
10 Şubat 2026 Salı - 10:49
Devamını Oku
08 Şubat 2026 Pazar - 10:58
Devamını Oku
01 Şubat 2026 Pazar - 09:11