
Çağımız egoyu besleyip vicdanı yorarken; alışmaya, normalleştirmeye ve sessiz kalmaya karşı durmak mümkün mü? "Ben buna razı mıyım?" sorusunu sormaya cesareti olanlar için insanın son kalesi vicdandır.
0:00
--:--
Son Güncelleme: 04 Ocak 2026 Pazar - 09:00 | GDH Haber
İçinde yaşadığımız zaman, kötülüğün gürültüsünden çok, iyiliğin suskunluğuyla yaralıyor insanı.
Çünkü bu çağda mesele artık neyin doğru olduğu değil, doğru karşısında kimin hala ayakta kaldığıdır.
Vicdan, tarihin hiçbir döneminde bu kadar çok konuşulup bu kadar az dinlenmemişti.
Kavramlar yerli yerinde duruyor belki fakat anlamları içimizden çekilip alınmış gibi.
Vicdan, insanın kendisiyle baş başa kaldığında sığındığı son limandır.
Ne ideolojiye yaslanır ne çoğunluğa!
O, insanın içindeki en çıplak sorudur!
Ben, buna razı mıyım?
Fakat çağımız, razı olmayı kolaylaştıran bir düzen kurdu.
Alışmayı öğretti; normalleştirmeyi, sıradanlaştırmayı, hatta meşrulaştırmayı!
Böylece vicdan, yüksek sesle bastırılmasa bile, yavaş yavaş etkisizleştirildi.
Empati, bugün çoğu zaman bir söylemden ibaret.
Başkasının acısını anlamak değil, ona uzaktan bakabilmek sanılıyor.
Oysa empati, acının mesafesini kapatır, vicdan ise o mesafeyi kapattıktan sonra insanı sorumlulukla baş başa bırakır.
İşte tam bu noktada ego devreye girer.
Ego, yük istemez.
Vicdan yük getirir.
Ego konforu sever, vicdan huzursuz eder.
Bu yüzden çağımız, egoyu besleyip vicdanı yorar.
Diğergamlık, artık romantik bir erdem gibi sunuluyor.
Halbuki diğergamlık, insanın varoluşuna dair en ciddi sınavdır. Başkasının yükünü omuzlamaya gönüllü olmak, kendi çıkarını geri çekebilmek!
Bu, güçsüzlük değil, nefsine karşı kazanılmış bir zaferdir.
Fakat bugünün dünyasında zafer, başkasının yenilgisiyle ölçülüyor.
Böyle bir düzende vicdan, doğal olarak engel sayılıyor.
Asıl tehlike şudur!
İnsan, bir kötülüğü yapmasa bile ona alıştığında, vicdan yavaşça geri çekilir. Çünkü vicdan, sadece yapılanla değil, katlanılanla da ilgilenir.
Görüp susmak, bilip kabullenmek, hissedip geçmek!
Bunların her biri vicdanın hafızasında birikir. Ve bir gün insan, kendini tanıyamadığı bir aynanın karşısında bulur.
İnsan olmak; güçlü olmakla, haklı çıkmakla, kazanan tarafta durmakla ilgili değildir.
İnsan olmak, canı yananla içten içe aynı sızıyı hissedebilmektir.
Elinden bir şey gelmese bile, kalbinin itirazını diri tutabilmektir.
Vicdan, çoğu zaman eylem değil, reddiyedir.
Buna razı değilim diyebilme onurudur.
Bugün dünyayı asıl ayakta tutanlar; slogan atanlar değil, sessizce utananlardır.
Başkasının acısını kendi konforundan daha gerçek sayabilenlerdir.
Vicdanlı insan, her zaman kaybeder gibi görünür, ama aslında insanlığın son kalesidir.
Bu çağda insan kalmak, tarafsızlık değildir.
Bu çağda insan kalmak, vicdanın tarafında durmayı göze almaktır. Kalabalığın hızına değil, hakikatin ağırlığına razı olmaktır.
Çünkü günün sonunda insanı yargılayan; mahkemeler, tarihler ya da kalabalıklar değil!
Kendi vicdanının susup susmadığıdır.
Ve dostlar şunu bilelim!
Vicdanını kaybetmeyenler, dünyayı değiştiremese bile,
insanı kurtarır.
Vesselam…
Devamını Oku
28 Aralık 2025 Pazar - 08:00
Devamını Oku
21 Aralık 2025 Pazar - 08:00
Devamını Oku
20 Aralık 2025 Cumartesi - 08:00