21°
PodcastArşivGaleri

GDH TV

text
text

Ana Sayfa

Gündem

Dünya

Ekonomi

Savunma

Teknoloji

Kültür & Sanat

Spor

Sağlık

Yakın Plan

Yazarlar

Uzay

Tarih

Pozitif

Teknofest

Yaşam

İnfografik

Podcast

Seçim

Galeri

Televizyon

Biyografi

Canlı Gelişmeler

Eğitim

‌
‌
‌
‌
‌
‌
‌

GDH, dünya gündemini yakından takip eden haber platformu.

Gizlilik politikamızı okuyun.

Ana SayfaCanlı GelişmelerHava DurumuGazete ManşetleriİnfografikPodcastGaleriGündemDünyaYerel Haberler
EkonomiSavunmaTeknolojiSporKültür & SanatTarihSağlıkYaşamEğitimYakın Plan
YazarlarCuma HutbeleriDeprem HaritasıBiyografiUzayPozitifTeknofestTelevizyonSeçim
Hakkımızdaİletişim BilgileriKünyeReklam ve İş BirliğiBize Haber GönderGizlilik PolitikasıKullanım KoşullarıÇerez PolitikasıSosyal MedyaKariyer
© 2026 gdh.digital
Bizi Takip Edin:
HEMEN İNDİR
App Store
HEMEN İNDİR
Google Play
21°
PodcastArşivGaleri

GDH TV

text
text

Ana Sayfa

Gündem

Dünya

Ekonomi

Savunma

Teknoloji

Kültür & Sanat

Spor

Sağlık

Yakın Plan

Yazarlar

Uzay

Tarih

Pozitif

Teknofest

Yaşam

İnfografik

Podcast

Seçim

Galeri

Televizyon

Biyografi

Canlı Gelişmeler

Eğitim

‌
‌
‌
‌
‌
‌
‌
‌
‌
‌
‌
‌
‌
‌
‌
‌
‌
‌
‌
‌
‌
‌
‌
‌
‌
‌
‌
‌
‌
‌
‌
‌
‌
‌
‌
‌
‌
‌
‌
‌
‌
‌
‌
‌
‌
‌
  • GDH
  • Yazarlar
  • Hasan Basri Akdemir
  • Aileyi anlamlandırmamız lazım
Hasan Basri Akdemir
Hasan Basri Akdemir

[email protected]

Aileyi anlamlandırmamız lazım

Siyasetin "böceklerden" ve polemiklerden yorgun düştüğü bir günde, asıl beka sorununa odaklanıyoruz: Aile. Bilal Erdoğan’ın "en realist" dediği kötümser senaryoya karşı, inanç ve kültürden beslenen bir "yeniden anlamlandırma" mümkün mü?

0:00

--:--

Son Güncelleme: 12 Mayıs 2026 Salı - 08:47 | GDH Haber

editor avatar
Hasan Basri Akdemir

Yazar

Abone Ol

Google News Logo
NSosyal Logo
NSosyal Logo

Açıkçası bugün Böcekleri yazacaktım. Etkin pişmanları, bahçe duvarlarını, siyasette midemizin artık kaldırmadığı ama her gün takip etmek zorunda olduğumuz konuları yazacaktım.

Yazı yazmadan önce sosyal medyada bir gezerim. Ne var, ne yok diye… Son dakika bir gelişme olduysa onu kaçırmamak için. X’te dolanırken bir kesite denk geldim. 

İbni Haldun Üniversitesi’nde tarihini bilmediğim bir konuşma yapıyordu Sayın Necmettin Bilal Erdoğan. Şöyle diyordu,

"Aile konusunda geldiğimiz durum vahim. Senaryolarda, kötümser senaryo bizi 2100 yılında 55 milyona taşıyor. Kötümser senaryo en realist senaryo.

Bazı tespitler ekonomik durumun kötüleşmesinin buna sebep olduğunu söylüyor. Türkiye’de de belli bir zamandır ekonomik durumda bazı sıkıntıların olduğu bir dönemden geçiyoruz. İnsanların daha çok çocuk yapmamasının, ailenin zayıflamasının ekonomik durumdan kaynaklı olduğuna dair bir tespit var. Ama delillendirilmemiş bir tespit. Deliller çünkü aksini gösteriyor.

"Türkiye daha fakirken daha çok çocuk sahibiydi. Türkiye’nin daha fakir bölgelerinde daha çok çocuk sahibi insan var. İnsanlar zenginleştikçe, imkânları genişledikçe daha az çocuk sahibi oluyor. Ekonomik teşvikler bu işin yalnızca tamamlayıcısı olacak.

Eğitimli bir hanımefendi 'Benim altı çocuğum var', 'Yedi çocuğum var' dese, herhalde ona 'çok cahil bir kadın' gözüyle bakılır. Asıl sorunlar buralardan başlıyor.

Bizim belki de en başta yeniden aileyi anlamlandırmamız lazım. Bizim derin kültürümüzden, inancımızdan yeniden beslenerek anlamlandırmamız lazım.”

Fark ettim ki bizim asıl konumuz bu…

Bu sözlerin bazı kesimler tarafından eleştiri alacağının farkındayım. “Cumhurbaşkanının oğlu, ülkedeki ekonomik sorunların üzerini örtmek için ‘Gördünüz mü? Fakirler daha çok çocuk yapıyor diyor” diyeceklerdir.

Bilal Bey’in haklılık payı var. Ancak ekonomik teşviklerin tamamlayıcı rolünün doğru değerlendirilmediğini düşünüyorum. İnsanlar ekonomi kötü olduğu için çocuk yapmıyor değil. Ekonomi kötü olduğu için evlilik oranlarında düşüş ve boşanmalarda artış var.

Ekonominin ve gelir dengesinin çocuk yapma kararı almada belirleyici etken olduğunu düşünmüyorum ama kira fiyatlarının, beyaz eşyanın, velhasıl evlilik masraflarının ağırlığı evlilik hızına direkt etki ediyor. Bu da dolaylı olarak doğurganlığı etkiliyor.

İşin bir diğer boyutu da boşanmalar. Gelir – gider dengesizliği, ekonomik zorluklar aile içi huzuru tehdit eden önemli unsurlardan. Bunlara bir de bahis vesaire gibi “sahte kurtulma yolları” eklenip iyice batağa çekilince, aile dramları ve artan boşanma oranları karşımıza çıkıyor. Bu da ilki kadar olmasa da doğurganlık oranları ve hızına olumsuz yansıyor.

Tabii Bilal Erdoğan’ın en haklı olduğu kısma gelmeden olmaz.

 “Çok çocuk gericilik, az çocuk ilericilik…”

Bakın bunlarla büyüdüğümü hatırlıyorum. Televizyonlarda bunlar vardı. Hatta aile planlaması konulu özel bölümleri vardı dizilerin. Üç çocuğu olan Çaycı Hüseyin ve Emine bize cahil, okuma yazması olmayan, çocuksuz -daha sonra bir tane olacak- Selami ile Gönül “Batılı” çift olarak gösteriliyordu.

Tek bir dizinin üzerine yıkmayayım ama neredeyse tamamı böyleydi. Cumhurbaşkanı Erdoğan “3 çocuk” dediğinde muhalif kanallarda kendilerince espriler yapanlar bugün “Ekonomiyi yönetemiyorlar, insanlar iktidar yüzünden çocuk yapamıyor” diyor. Bu da gerçekten Türkiye’nin aydınının ortalamasını yansıtıyor.

Bilal Erdoğan’ın videodaki şu sözleriyle bitirmek istiyorum, “Bizim belki de en başta yeniden aileyi anlamlandırmamız lazım. Bizim derin kültürümüzden, inancımızdan yeniden beslenerek anlamlandırmamız lazım.”


yazarın diğer yazıları

Firari Gülibrahimoğlu'nun “Beni zorladılar” dilekçesi

Adaletin kıskacındaki siyasette kartlar yeniden dağıtılıyor! Gazeteci Emre Erciş'in ortaya çıkardığı belge, İmamoğlu davasında kilit rol oynayan Gülibrahimoğlu'nun aylar önce saf değiştirmek istediğini gözler önüne serdi. Ancak asıl bomba Adalet Bakanı'ndan geldi:

Devamını Oku

08 Mayıs 2026 Cuma - 08:26

Yaşlıları dolandıran çetenin içinden neler çıktı?

Sadece vatandaşın cebine değil, devletin güvenilirliğine de göz diktiler! Akçakale Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 8 yıllık titiz takibi sonucunda çökertilen dolandırıcılık şebekesinin perde arkasından tam bir "suç kokteyli" çıktı.

Devamını Oku

05 Mayıs 2026 Salı - 09:20

Tarih yalnızca katledenleri değil, sessiz kalanları da yazar

Soykırım, bir "an" değil, bir "süreçtir." Önce nefret diliyle başlar, sonra ayrıştırmayla devam eder ve nihayetinde fiziksel yok etmeye varır. Eğer bugün Gazze’deki bu sistematik yok oluşa dur denilmezse, insanlık onuru bir kez daha enkaz altında kalacaktır.

Devamını Oku

01 Mayıs 2026 Cuma - 08:30

Yazarın Tüm Yazıları

diğer yazarlar

Yazar
Murat Yılmaz
[email protected]

Yazar
Fazıl Ergüt
[email protected]

Yazar
Mehmet Kancı
[email protected]

Yazar
Hasan Basri Akdemir
[email protected]

Yazar
Yusuf Alabarda
[email protected]

Yazar
Taceddin Kutay
[email protected]