Soykırım, bir "an" değil, bir "süreçtir." Önce nefret diliyle başlar, sonra ayrıştırmayla devam eder ve nihayetinde fiziksel yok etmeye varır. Eğer bugün Gazze’deki bu sistematik yok oluşa dur denilmezse, insanlık onuru bir kez daha enkaz altında kalacaktır.
0:00
--:--
Son Güncelleme: 01 Mayıs 2026 Cuma - 08:30 | GDH Haber
"Soykırım" kelimesi, modern hukuk literatürüne 1944 yılında Raphael Lemkin tarafından kazandırılmış ve o gün bu gündür sözde beş para etmez uluslararası toplum bunu engelleyeceğini söylüyor ve “Bu sefer sondu” diyor. Ama öyle olmuyor.
Bugün Gazze’de yaşananlar, bu karanlık tarihin en taze ve en kanlı sayfasını oluştururken, dünya bir kez daha "Bir daha asla" sözünün ne kadar boş laf olduğuna şahitlik ediyor.
Soykırım, sadece bir grubun fiziksel olarak yok edilmesi değil, bir hafızanın, bir geleceğin ve bir kimliğin haritadan silinmesi çabasıdır. Geçtiğimiz yüzyıl, bu çabanın korkunç örnekleriyle doludur:
Avrupa (1941-1945) Dünyadaki büyün ırklara, dinlere veya kimliklere soykırım suçunu işlerseniz bunun adı “Soykırım” olur ama Yahudilere işlediğinizde adı özeldir: Holokost!
Yaklaşık 6 milyon Yahudi’nin sistematik bir şekilde katledilmesiyle sonuçlanan bu trajedi kara bir dönemdir.
Ruanda (1994) Sadece 100 gün içinde 800.000 Tutsi ve ılımlı Hutu, palalarla ve komşularının elleriyle öldürüldü. Dünya bu katliamı sadece izledi ve kılını kıpırdatmadı. Sonra da “Bir daha asla izin verilmeyeceğini” söyledi.
Srebrenitsa (1995) Avrupa’nın göbeğinde, Birleşmiş Milletler’in "güvenli bölge" ilan ettiği yerde, 8.000’den fazla Boşnak erkek ve çocuk katledildi. Daha üzerinden bir yıl geçmeden “Bir daha oldu!”
Bu olayların her birinden sonra uluslararası toplum, adaletin tecelli edeceği ve bu suçun bir daha işlenmeyeceği üzerine yeminler etti. Ancak istatistikler, vicdanın mekanikleştiği anlarda rakamların ne kadar soğuk kalabildiğini gösteriyor.
Bugün Gazze’de yaşananlar, tarihteki diğer soykırım örneklerinden farklı olarak, dünyanın gözü önünde, sosyal medya ekranlarından saniye saniye izlenerek gerçekleşiyor. 7 Ekim 2023’ten bu yana geçen sürede ortaya çıkan tablo, hem soykırım hem işgal girişimdir. 45’te kendilerine yapılanların aynısını acımasızca yapanlar bedelini elbet ödeyecektir.
Gazze’de 70 binden fazla insan hayatını kaybetti. Bu rakamın yaklaşık %70’ini kadınlar ve çocuklar oluşturuyor.
Gazze’de 20 binden fazla çocuk öldürüldü. Bu, bir toplumun geleceğinin sistematik olarak yok edilmesidir. Soykırımın en aşağılık halidir.
Gazze’de 170 binden fazla insan yaralandı. Birçok insan sakat kaldı. Uzuvlarını kaybetti.
Gazze’de BMGK tarafından yasaklanmış silahlar kullanıldı. İnsanların derileri yakıldı, gözleri kaybettirildi.
Gazze’deki konutların %70’inden fazlası ya tamamen yıkıldı ya da oturulamaz hale geldi. Okullar, hastaneler ve ibadethaneler artık birer enkaz yığını. İnsanlar tedavi olurken hastaneler bombalandı.
Birleşmiş Milletler raporları, Gazze nüfusunun tamamının "felaket düzeyinde açlık" ile karşı karşıya olduğunu belirtiyor. Bir parça yemek için leğenlerle bekleyen çocuklar bu satırları yazarken gözlerimin önünde beliriyor.
İstatistikler evet önemli ama hikayeler… O istatistik dediklerimizin her biri insan. Her birinin hayatı vardı. Hüzünleri, sevinçleri, aşkları, hevesleri, hayalleri…
Gazze’den gelen görüntüler arasında zihnimize kazınan o kareyi hatırlayalım… Rim ve dedesi.
Rim, 3 yaşındaydı. Doğum gününü kutlamaya hazırlanırken bir hava saldırısında hayatını kaybetti. Dedesi Halid’in, torununun cansız bedenini kucağına alıp, onun hala parlayan gözlerini öperken fısıldadığı "Ruhun ruhu" (Ruh el-ruh) sözleri, sadece bir yasın değil, bir halkın sevgiyle direnişinin sembolü oldu. Halid, torununun küpelerini bir hatıra olarak kendi yakasına takarken, aslında bir devrin masumiyetini gömüyordu.
Veya enkaz altından çıkarılan, elleri hala boya kalemlerini tutan çocukları düşünün. Onlar için dünya, uçurtma uçurdukları bir gökyüzünden ibaret olması gerekirken, başlarına yıkılan beton bloklara dönüştü.
Anestezi olmadan ameliyat edilen çocuklar, sığınaklarda su sırası beklerken vurulan anneler; her biri birer "rakam" değil, birer hikaye, birer yarım kalmış hayattı.
Tarih, sadece katledenleri değil, aynı zamanda sessiz kalanları da yazar. Bugün Gazze’de yaşananlar karşısında takınılan ikircikli tutum, uluslararası hukukun ve insan hakları evrensel beyannamesinin iflas ettiğinin resmidir.
Ve tekrar etmekte fayda var. “Dünya Beşten Büyüktür!”
Yine tekrar etmekte fayda var. “Selam olsun Sumud’a!”
Soykırım, bir "an" değil, bir "süreçtir." Önce nefret diliyle başlar, sonra ayrıştırmayla devam eder ve nihayetinde fiziksel yok etmeye varır. Eğer bugün Gazze’deki bu sistematik yok oluşa dur denilmezse, insanlık onuru bir kez daha enkaz altında kalacaktır. Gazze’de Trump’ın insafına oradaki çocuklar kalırsa akıbetleri çok farklı olmayacaktır. Bizim güvencemiz ve inancımız odur ki Türkiye’nin olduğu masada her zaman özgür Gazze, Özgür Filistin davası yaşayacaktır.
Vicdanımız, istatistiklerin soğukluğuna teslim olmamalıdır. Çünkü her ölen çocukla birlikte, aslında insanlığın ortak geleceği biraz daha eksiliyor. Gazze, bugün sadece Filistinlilerin değil, insan kalabilmekte direnen herkesin imtihanıdır.
Devamını Oku
28 Nisan 2026 Salı - 08:25
Devamını Oku
24 Nisan 2026 Cuma - 05:47
Devamını Oku
21 Nisan 2026 Salı - 08:54