Siverek’ten Maraş’a okul baskınları bir cinnet değil, Discord karanlığında verilmiş bir ‘görev’ mi? Çocuklarımız evimizdeki saatli bombalara dönüşürken biz neyi bekliyoruz?
0:00
--:--
Son Güncelleme: 17 Nisan 2026 Cuma - 08:22 | GDH Haber
Okul zili çalar, çocuklar sınıflara koşar. Önce Siverek’te, sonra Kahramanmaraş’ta... O tanıdık umut veren çocuk sesleri yerini kurşun seslerine, feryatlara ve ölüme bırakır.
Bu normalde bizim değil, “Yoz toplum” dediğimiz Amerika’nın bize yansıyan haberlerinden hatırladığımız vakıalardı. Ama bizde de oldu.
Bir öğretmenimizi, öğrencileri için canını siper eden canımızı toprağa verdik. Bir 8. sınıf öğrencisi, bir çocuk, beş silahla okul basıp şarjör değiştirerek vahşet saçtı ve nihayetinde kendi canına kıydı.
Biz neyi konuşuyoruz? Gölge bakanlar ideolojik kavgalarının, içlerindeki nefretin kör ettiği gözleriyle "radikal İslamcı" avına çıkarken, Milli Eğitimi rövanşistlere karşı Allah'a havale ediyoruz.
Sokakta polis nöbeti, gökyüzünde drone denetimi artırılıyor. Evet, bunlar lazım. Ama asıl tehlikenin okulun kapısından değil, cebimizdeki telefonun ekranından sızdığını hâlâ görmüyoruz.
Büyük bir yüzleşmenin eşiğindeyiz: Bu saldırılar münferit cinnet vakaları değil, sistematik bir toplumsal ve kültürel cinnetin oluşması için çocuklarımıza nüfuz edenlerin planı. Ve acı gerçek şu ki, bu tablonun faili biziz; bu zehirli kültürü besleyen medya, denetimsiz bıraktığımız internet ve "modernlik" uğruna feda ettiğimiz manevi değerlerimizdir.
Okulları basma görevi mi verildi?
Elimizdeki veriler dehşet verici bir "koordinasyonun" ipuçlarını veriyor. Discord gibi karanlık platformlarda, çocuklarımıza 20 Nisan’a kadar okullarda saldırı eylemleri yapmaları yönünde "görevler" verildiği iddiası, Siverek ve Maraş’tan gelen haberlerle korkunç bir puzzle gibi birleşiyor.
Afyon’da, Adana’da, Gaziantep’te, Kütahya’da benzer tehditler, okul bahçelerinde kuru sıkı sesleri... Bu tesadüf olamaz. Bu, organize bir kötülüktür. Çocuklarımız birer "internet çocuğu" değil, birer "dijital asker" olarak mı yetiştiriliyor?
Babanın ifadesi adeta körlüğümüzün kanıtı gibi…
Kahramanmaraş’taki 8. sınıf öğrencisinin babasının ifadesi, aslında her şeyi anlatıyor. Zeki, İngilizceyi ana dili gibi konuşan, VPN kullanan bir çocuk... Psikolog takibinde ama stresli. Ve en can alıcı nokta: Baba, oğlunun telefonunu ve bilgisayarını "İngilizce modda" kullandığı için ne yaptığını takip edememiş. Sadece "savaş oyunu oynadığını" görmüş.
Zekâyı ve teknolojik beceriyi, ahlaki ve manevi denetimle birleştiremediğimizde ne mi oluyor? İşte bu oluyor. Çocuk o zekâyı VPN arkasına saklanıp karanlık gruplarla haberleşmek için kullanıyor ve ana baba, bu dijital dünyanın dilini bilmedikleri için evlerindeki saatli bombayı göremiyorlar.
Daha kötüsü de mi var?
Şanlıurfa’daki saldırganın Instagram paylaşımına bakın. Açıkça okul müdürünü hedef gösteriyor, "kunduzlar hepinizi yok edeceğim" diyor ve bu paylaşıma gelen yorumlar...
Farklı illerden çocuklar, faili bir "aslan abi" olarak görüyor. "Geberin", "senin yapamadığın şeyi biz yapacağız", "katliama gün sayıyoruz" diyorlar.
Bu çocuklar bizim. Bu nefret, bu şiddet arzusu, bu "kan kanla silinir" mantığı nerede yetişti? Cevabı aramaya PUBG’den, TikTok’tan, silahlanmayı olağanlaştıran mafya dizilerinden başlayalım. Sabah kuşağından başlayalım.
Spotify’daki "en popüler" listelerindeki şarkı sözlerine bakalım. O sözlerdeki materyalizm, argo, maddi güç, cinselliği herkese karşı her an meşru gösteren içerikler ve şiddet övgüsü çocuklarımızın zihnini her gün zehirliyor. Modernite adı altında mahalle kültürünü, manevi ve ahlaki değerleri tasfiye edip yerine bu vahşi "dijital moderniteyi" koyduk.
Topyekûn mücadele şart.
Artık susamayız. Siyasetçiler ideolojik kısır savaşlarını bıraksın. Medya, suç dizileriyle, sabah dedikodu kuşağıyla, öğleden sonraki suç öğretici programlarla reyting peşinde koşmayı bıraksın. Allah aşkına zor mu "Ekmek Teknesi" gibi değer odaklı yapımlar yapmak? Çocuklarımızı mafya özentisi kabadayılara değil, ahlaklı ve topluma yararlı insanlara özendirmek?
Eğer bu dijital ve görsel şiddet kültürüne karşı topyekûn bir kültürel mücadele başlatmazsak, eğer evlerimizde çocuklarımızın dijital hayatını İngilizce bilmemek arkasına sığınmadan denetlemezsek, eğer internetin karanlık yüzüne dair ihbarları ciddiye alıp internet üzerinden çocuklarımızı avlayan bu karanlık yapılara devletçe darbe vurmazsak... korkuyorum…
Kimlikleri ortadan kaldıran, cinsiyeti flulaştıran, değerleri terörize eden akımların ideolojileşmesine karşı mücadele çağrısı yaptığımız zaman bizi “komplocu” diye yaftalayanlara aldırmadan mücadeleye devam edeceğiz.
Tehdit çok büyük. Ve hepimiz o karanlık odanın içindeyiz. Ya ışığı yakacağız, ya da o odada kendimizi de neslimizi de yok edeceğiz.
Devamını Oku
14 Nisan 2026 Salı - 08:38
Devamını Oku
10 Nisan 2026 Cuma - 11:21
Devamını Oku
07 Nisan 2026 Salı - 09:11