Paris kafelerini kutsayıp Bağcılar'ı hakir gören Mine Kırıkkanat’ın, Kemal Kılıçdaroğlu’na yönelik çirkin "kılıç artığı" çıkışı bize ne anlatıyor? CHP yönetimi, Özkan Yalım skandalındaki ağır iddialar karşısında neden sessizliğe gömüldü?
0:00
--:--
Son Güncelleme: 28 Nisan 2026 Salı - 08:25 | GDH Haber
Ben eminim ki Fransa’ya dair daha çok şey biliyor. Eminim ki Fransızca daha çok yayın okuyor. Paris’in sokaklarındaki kruvasan kokusunu, bizim peynirli poğaçadan daha çok seviyor. Fransız köylüsünün giyimini, şapkasını “ilerici” bizim köylünün 8 köşesini “gerici” görüyor. Eminim ki; Macron’un konsorsiyumuna ve aptal tavırlarına ve Le Pen’in aşırı sağına ve sert çıkışlarına da Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan da CHP Eski Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’na duyduğundan çok daha hayranlık duyuyor. Hatta buradakilerden nefret ediyor. Onları kutsuyor. Buradakiler ona çok “Doğulu” geliyor.
Hayatında -Eğer CNN Türk’e gitmek dışında” Bağcılar’a gitmemiştir. TEM Otoyolu’ndan geçişlerini saymazsak Sultanbeyli görmemiştir. Ama Londra’daki ara sokaklardaki çantacıları, Paris’teki kafeleri yılda bir tavaf etmeye gidiyordur. Tüm bu söylediklerim bildiğimden, tanıdığımdan, duyduğumdan değil, yalnızca okuduğum yazılarından çıkardığım sonuçtur.
Evet Mine Kırıkkanat’tan bahsediyorum. CHP’nin 7. Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’na “Kılıç Artığı” diyen Mine Kırıkkanat’tan.
“Kılıç artığı, tarihsel süreçte bir katliamdan, savaştan ya da kitlesel bir kıyımdan sağ kurtulabilenleri ve onların neslini tanımlamak için kullanılan, günümüzde ise genellikle aşağılayıcı ve nefret söylemi olarak kabul edilen bir ifadedir. Türkiye'de bu tabir, özellikle geçmişteki acı olaylardan sağ kurtulan Ermeni, Alevi ve Süryani kökenli vatandaşları hedef almak için bir hakaret ve ötekileştirme dili olarak kullanılmaktadır.”
Yukarıdaki tanımlamayı yapay zekaya sordum da sizinle paylaştım. Çünkü toplumda bu sözün kullanılışını size kendi cümlelerimle anlatsam gerçekten çok ağır şeyler yazmak zorunda kalırdım.
Ben bu “Hanımefendiye” MEDYA ARTIĞI diyorum.
Açıklamasına ÖZRÜ KABAHATİNDEN BÜYÜK.
Onun yazılarına hala devam etmesini sağlayan kurumuna da PES diyorum.
Havlulu başkanı atamayanlarla arabaya logoyu koyana hesap soranların mücadelesi
Özkan Yalım meselesine dair her geçen gün yeni bir rezillik medyaya yansıyor. Özel hayatı, özel hayatındaki harcamaları, özel hayatındakilerin bankamatik memuru olması, rüşvet, yolsuzluk ve Genel Başkan’ın arabasının VİP hale getirilmesi… birçok şeyi okuduk, okuyoruz. En son Ece Sevim 4 kız arkadaşına 4 adet sipariş ettiği kolyeyi haberleştirdi. Adam ayrım da yapmıyor.
CHP, zar zor kesin ihraç talebiyle disipline sevk etti. Ancak Mayıs ayının ortalarına kaldı süreç. Ve CHP içinde “Bu arkadaşı neden diğer muhaliflere yapıldığı yapılmıyor” diye itirazlar yükseliyor. Bilindiği üzere Berhan Şimşek, Gürsel Tekin, Barış Yarkadaş gibi parti içi muhalefet yapanlar “tak diye” kapı önüne konmuştu.
Bir partide bunların olması partinin tüzel kişiliğini bağlamaz. Partiyi de aslında zora sokmaz. Milyonlarca üyesi olan, yüzlerce belediye başkanı olan partilerde tabii ki çürük elmalar çıkabilir. Ancak bu gibi durumlarda kriz anlarında partilerin aldığı tavırdır asıl önemli olan. İşte o tavrın sonucunda tüzel kişilik bağlanır. Özkan Yalım meselesinde parti artık sorumluluk altındadır. Diğer davalarda da yolsuzluk ve rüşvet ihtimallerinin sorumluluğunu almıştır CHP.
Peki en büyük rakibi AK Parti ne yapıyor? Daha önce sözlü taciz iddiasından kesin ihraç istemiyle başkanın uzaklaştırıldığını gördük. Halfeti’de önce kayyım, sonra seçilmiş başkan ve son seçimde de aday olan kişinin koluna geçirilen kelepçeyi de gördük. Şimdi küçük ama toplum tarafından son derece tepkiyle karşılanacak bir olaya karşı bizzat alınan ve paylaşılarak topluma ifşa edilen bir örnek yaşandı.
AK Parti Genel Sekreteri Eyyüp Kadir İnan sosyal medya hesabından bir paylaşım yaptı ve dedi ki, “AK Partili olmak demek, en önde kurallara ve nizama uymak demektir. Kendine ayrıcalık aramak, milletten ayrışmak bizim siyasi duruşumuzla asla bağdaşmaz. Parti Logomuzu kullanarak araç camlarına bırakılan kartlarla kendine imtiyaz yaratmaya çalışanların bu eylemlerini AK Parti olarak kınıyoruz. Ve takipçisiyiz. Milletimize rahatsızlık veren her konunun bizzat takipçisi olmaya devam edeceğiz. Lütfen bu yetkisiz ve haksız materyallere itibar etmeyiniz.
Sayın Genel Sekreterin bu tutumu zaten takdire şayan ama burada asıl önemli olan alınan tavrın netliği ve kamuoyuna ifşası. Yani nediyor ki “Kimse bu siyasi mücadeleyi kendi küçük hesaplarına araç yapamaz. Yapan olursa takipçisiyiz.”
Yaşana kırmızı kart! Doğru bilgi, güçlü toplum
Galatasaray – Fenerbahçe derbisine futbolcular, “Etkileşime değil, gerçeğe inan! Dezenformasyona dur de” pankartıyla çıktı. Tirübünlerde ise “Yalana kırmızı kart! Doğru bilgi, güçlü toplum” pankartı vardı. Bir Galatasaray taraftarı olarak zaten maçtan mutlu ayrıldım ancak maçın başında milyonlara verilen bu anlamlı mesaj için Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı ve Dezenformasyonla Mücadele Merkezi’ni kutluyorum. Bir milli güvenlik sorunu olan dezenformasyona karşı herkesin farkında olması elzem. İletişim Başkanı Profesör Doktor Burhanettin Duran’ın ve DMM Koordinatörü Deniz Demir’in verdiği mücadele ve öneme de şahidim.
Devamını Oku
24 Nisan 2026 Cuma - 05:47
Devamını Oku
21 Nisan 2026 Salı - 08:54
Devamını Oku
17 Nisan 2026 Cuma - 08:22