2 Ocak 1492, Endülüs ve Orta Çağ Akdeniz tarihi için bir kırılma noktasıdır. Granada’nın teslimiyle İber Yarımadası’ndaki Müslüman siyasi varlık sona erdi. Bu, yalnızca askerî bir yenilgi değil; uzun bir siyasal ve toplumsal çözülmenin sonucuydu.
Son Güncelleme: 02 Ocak 2026 Cuma - 12:18 | GDH Haber
2 Ocak 1492 tarihi, Endülüs tarihinin ve genel olarak Orta Çağ Akdeniz dünyasının en kritik kırılma noktalarından biridir. Bu tarihte Granada’nın teslimiyle birlikte, İber Yarımadası’ndaki Müslüman siyasi varlığı fiilen sona ermiş; yaklaşık sekiz yüzyıl süren Endülüs tecrübesi kapanmıştır. Ancak bu gelişme, yalnızca askerî bir yenilgi olarak değil, çok katmanlı bir siyasal ve toplumsal çözülme süreci olarak değerlendirilmelidir.
Endülüs’ün düşüşünü yalnızca Hristiyan Reconquista hareketinin başarısına indirgemek, tarihsel gerçekliği eksik okumak anlamına gelir. Asıl belirleyici unsur, Müslüman siyasi yapının iç bölünmeleridir. Taifeler döneminden itibaren Endülüs, merkezi otoritesini kaybetmiş; küçük ve rekabet hâlindeki emirliklere parçalanmıştır. Bu siyasal parçalanma, askerî dayanıklılığı zayıflatmış ve bazı Müslüman yöneticilerin, rakiplerine karşı Hristiyan krallıklardan yardım talep etmesine kadar varan bir süreci doğurmuştur. Kısa vadeli iktidar hesapları, uzun vadede Endülüs’ün savunma kapasitesini ortadan kaldırmıştır.
Granada’yı yöneten son Nasrî hükümdar Boabdil, şehri Ferdinand ve Isabella’ya teslim ettiğinde, yapılan anlaşmalarda Müslüman nüfusa din, mal ve can güvenliği vaat edilmiştir. Ancak bu garantiler, siyasi güç dengesi değiştikten sonra sistematik biçimde ihlal edilmiştir. Bu durum, erken modern dönemde azınlık haklarının ne derece kırılgan olduğunu açıkça göstermektedir.
Granada’nın düşüşünü takip eden yıllarda Endülüs, yalnızca demografik değil, kültürel bir tasfiyeye de sahne olmuştur. Medreseler kapatılmış, ilmî merkezler dağıtılmış ve çok sayıda kütüphane yok edilmiştir. Binlerce el yazması eser—astronomi, tıp, matematik ve felsefe alanlarında üretilmiş metinler—kamusal alanlarda yakılmıştır. Bu eylemler, basit bir sansür uygulamasının ötesinde, bilinçli bir hafıza imhası niteliği taşımaktadır.
Müslüman nüfusun geride kalan kısmı, “Morisko” adı altında zorla Hristiyanlaştırılmış ve yoğun bir toplumsal baskı altına alınmıştır. Arapça konuşmak, geleneksel kıyafetler giymek, hatta İslamî geleneklere dair en küçük izler dahi cezalandırılmıştır. Bu süreç, kültürel asimilasyonun zor yoluyla uygulanmasına ve bireylerin kamusal ve özel alanlarının denetim altına alınmasına örnek teşkil eder. Nihayetinde, uyum sağlayamadıkları gerekçesiyle Moriskoların büyük kısmı sürgün edilmiştir.
Endülüs’ün düşüşü, tarihsel açıdan şu temel gerçeği ortaya koymaktadır:
Dış baskılar yıkıcı olabilir; ancak asıl çöküş, iç parçalanma ve siyasal birlik kaybıyla başlar. Endülüs örneği, İslam dünyasında yaşanan siyasi, mezhepsel ve iktidar merkezli bölünmelerin yalnızca bir coğrafyayı değil, bir medeniyet tecrübesini de sona erdirebildiğini göstermektedir.
Bu nedenle 2 Ocak 1492, yalnızca bir şehrin teslim tarihi değil; birliğin kaybedildiğinde nelerin kaybedilebileceğinin tarihsel bir örneğidir.