Osmanlı Hicaz'ı Nasıl Kaybetti?
10 Haziran 1916 sabahı Mekke'de top sesleri yükseldi. Şerif Hüseyin bin Ali, Osmanlı Devleti'ne karşı isyan başlattığını ilan etmişti. Dört asır boyunca Osmanlı hakimiyetinde kalan Hicaz'ın kaybedilmesine giden süreç böyle başladı. Ancak Hicaz'ın kaybı bir gecede yaşanmış bir olay değildi. Bu süreç, Birinci Dünya Savaşı'nın karmaşık dengeleri, İngiliz diplomasisi ve bölgesel güç mücadelelerinin birleşimiyle şekillendi.
Osmanlı'nın Hicaz Hakimiyeti
Osmanlı Devleti, Hicaz bölgesini 1517 yılında Yavuz Sultan Selim'in Memlük Devleti'ni yenmesinin ardından hakimiyeti altına aldı. Mekke ve Medine gibi İslam dünyasının en kutsal şehirlerini barındıran bölge, Osmanlılar için yalnızca stratejik değil aynı zamanda dini açıdan da büyük önem taşıyordu.
Padişahlar kendilerini "Hadimü'l-Haremeyn eş-Şerifeyn", yani Mekke ve Medine'nin hizmetkârı olarak tanımlıyorlardı. Her yıl Surre Alayları ile kutsal şehirlere yardımlar gönderiliyor, bölgenin güvenliği için büyük harcamalar yapılıyordu.
Birinci Dünya Savaşı ve İngiliz Planı
1914 yılında Osmanlı Devleti'nin savaşa girmesiyle İngiltere için yeni bir fırsat doğdu. İngilizler, Osmanlı'nın Arap vilayetlerinde bir isyan çıkarmanın imparatorluğu içeriden zayıflatacağını düşünüyordu.
Bu amaçla Mekke Emiri Şerif Hüseyin ile gizli görüşmeler başladı. İngiltere adına Mısır Yüksek Komiseri Sir Henry McMahon ile yapılan yazışmalarda, savaş sonunda büyük bir Arap devletinin kurulacağı vaat edildi.
Şerif Hüseyin ise Osmanlı'nın savaştan zayıf çıkacağını öngörüyor ve kendi liderliğinde bağımsız bir Arap krallığı kurmayı hedefliyordu.
Arap İsyanı'nın Başlaması
10 Haziran 1916'da Mekke'de Osmanlı garnizonlarına saldırılar başladı. Kısa süre içinde Cidde, Yenbu ve Taif gibi önemli merkezler de isyancıların eline geçti.
İngilizler isyancılara altın, silah, mühimmat ve askeri danışman desteği sağladı. Daha sonra ün kazanacak olan Thomas Edward Lawrence, yani "Arabistanlı Lawrence", bu süreçte Arap kuvvetleriyle birlikte çalıştı.
İsyanın en önemli hedeflerinden biri Hicaz Demiryolu'ydu. İstanbul'u Medine'ye bağlayan bu hat Osmanlı'nın bölgedeki can damarıydı. Demiryoluna düzenlenen sabotajlar Osmanlı birliklerinin ikmalini ciddi şekilde zorlaştırdı.
Medine'nin Direnişi
Hicaz'ın kaybı sürecinde en dikkat çekici olaylardan biri Medine Müdafaası oldu. Şehrin savunmasını üstlenen Fahreddin Paşa, son derece zor şartlara rağmen teslim olmayı reddetti.
Osmanlı Devleti 1918 yılında Mondros Mütarekesi'ni imzaladıktan sonra bile Fahreddin Paşa Medine'de direnmeye devam etti. Açlık, hastalık ve kuşatma şartlarına rağmen şehir yaklaşık iki yıl boyunca savunuldu.
Medine ancak Ocak 1919'da Fahreddin Paşa'nın kendi subayları tarafından görevden alınmasının ardından teslim edildi. Bu nedenle Fahreddin Paşa bugün hâlâ "Medine Müdafii" olarak anılmaktadır.
İngiliz Vaatleri ve Sonrası
Savaş sonunda Şerif Hüseyin'in beklediği büyük Arap devleti kurulmadı. İngiltere ve Fransa daha önce gizlice yaptıkları Sykes-Picot Anlaşması doğrultusunda Ortadoğu'yu kendi nüfuz bölgelerine ayırdılar.
Böylece Arap İsyanı'nın liderleri bekledikleri bağımsız ve birleşik Arap devletine kavuşamadı. Bölge daha sonra İngiliz ve Fransız mandaları altında şekillendi.
Sonuç
Osmanlı Devleti Hicaz'ı yalnızca bir askeri yenilgi nedeniyle kaybetmedi. Birinci Dünya Savaşı'nın getirdiği yıpranma, İngiliz diplomasisi, Arap İsyanı, lojistik sorunlar ve imparatorluğun genel çöküş süreci bir araya gelerek bu sonuca yol açtı.
10 Haziran 1916'da Mekke'de başlayan isyan, dört asırlık Osmanlı hakimiyetinin sonunu hazırladı. Hicaz'ın kaybı yalnızca bir toprak kaybı değil, aynı zamanda Osmanlı'nın İslam dünyasındaki merkezi konumunun da önemli ölçüde zayıflaması anlamına geliyordu.





