Bugün birçok kişi Yunanistan'ı kadim çağlardan beri kesintisiz varlığını sürdüren bir devlet gibi düşünür. Oysa modern Yunanistan'ın ortaya çıkışı, 19. yüzyıl Avrupa diplomasisinin en dikkat çekici siyasi projelerinden biridir. Osmanlı Devleti'ne karşı başlayan Yunan İsyanı, kısa süre içinde yalnızca yerel bir ayaklanma olmaktan çıkmış, Avrupa'nın büyük güçlerinin müdahale ettiği uluslararası bir mesele haline gelmiştir.
1821 yılında Mora'da başlayan isyanın ilk yıllarında isyancıların başarıları kadar başarısızlıkları da vardı. Osmanlı Devleti zaman zaman kontrolü yeniden sağladı. Özellikle Kavalalı Mehmet Ali Paşa'nın oğlu İbrahim Paşa'nın Mora'ya gönderilmesiyle isyan büyük ölçüde bastırılma noktasına geldi. Ancak bu aşamada devreye Avrupa devletleri girdi.
İngiltere, Fransa ve Rusya, Osmanlı Devleti üzerindeki nüfuz mücadelelerinin de etkisiyle Yunan meselesine müdahil oldular. Avrupa kamuoyunda yükselen Filhelenizm akımı da bu müdahaleyi kolaylaştırdı. Antik Yunan hayranlığıyla beslenen bu akım, Yunan isyanını romantik bir özgürlük savaşı olarak sunuyordu.
1827 yılında gerçekleşen Navarin Deniz Muharebesi savaşın seyrini değiştirdi. İngiliz, Fransız ve Rus donanmaları Osmanlı-Mısır donanmasını imha etti. Böylece Osmanlı Devleti'nin isyanı askeri yöntemlerle bastırma imkânı büyük ölçüde ortadan kalktı.
1830 yılında İngiltere, Fransa ve Rusya'nın desteğiyle bağımsız Yunan devleti uluslararası alanda tanındı. Ancak yeni devletin nasıl yönetileceği sorusu ortaya çıktı. İlginç olan nokta, bağımsızlığını kazanan ülkenin başına yerli bir liderin değil, Avrupalı güçlerin uygun gördüğü bir yabancının getirilmesidir.
Büyük devletler, yeni kurulan ülkenin başına Bavyera Hanedanı'ndan genç Prens Otto von Wittelsbach'ı getirdiler. Henüz 17 yaşındaki Otto, Almanca konuşan bir Alman prensiydi ve Yunanistan'a geldiğinde Yunanca bilmiyordu. 1832 yılında Londra Konferansı'nın kararlarıyla Yunanistan Kralı ilan edildi.
Otto yalnız gelmedi. Beraberinde yüzlerce Alman danışman, asker ve bürokrat da getirdi. Devlet teşkilatı, ordu sistemi ve bürokrasinin önemli bölümleri büyük ölçüde Alman uzmanların etkisi altında şekillendi. Modern Yunan devletinin ilk kurumlarının önemli bir kısmı bu dönemde kuruldu.
Bu nedenle bazı tarihçiler modern Yunanistan'ın kuruluşunu yalnızca bir bağımsızlık hareketi olarak değil, aynı zamanda Avrupa güçlerinin Doğu Akdeniz'de oluşturduğu yeni bir siyasi düzenin parçası olarak değerlendirir. Elbette Yunan bağımsızlık hareketinin yerel dinamikleri ve toplum desteği göz ardı edilemez. Ancak yeni devletin sınırlarının belirlenmesinden yönetim biçimine, hatta kralının kim olacağına kadar pek çok konuda son sözü Londra, Paris ve St. Petersburg söylemiştir.
Modern Yunanistan böylece hem bir ulusal hareketin hem de Avrupa büyük güçler siyasetinin ürünü olarak tarih sahnesine çıkmıştır.





