23 Nisan 1920’de Ankara’da açılan TBMM, işgal altındaki bir coğrafyada milletin kendi kaderini eline aldığı tarihi dönüm noktasıdır. Egemenlik saraydan millete geçti, bağımsızlık bir halk hareketine dönüştü. Bu tarih, milli iradenin en güçlü ilanıdır.
0:00
--:--
Son Güncelleme: 23 Nisan 2026 Perşembe - 09:40 | GDH Haber
23 Nisan 1920, sadece bir meclisin açıldığı tarih değildir. Bu gün, yüzyıllar boyunca farklı biçimlerde yönetilmiş bir toplumun, ilk kez kendi kaderini doğrudan tayin etme iradesini ortaya koyduğu kırılma noktasıdır. İstanbul işgal altındadır, merkezi otorite fiilen etkisiz hâle gelmiştir ve devletin geleceği belirsizlik içindedir. Böyle bir ortamda Ankara’da açılan Türkiye Büyük Millet Meclisi, bir yönetim boşluğunu doldurmak için değil; egemenliğin kaynağını kökten değiştirmek için ortaya çıkmıştır.
Bu değişim, yalnızca bir idarî düzenleme değildir. Osmanlı geleneğinde egemenlik, ilahi meşruiyet üzerinden padişahın şahsında toplanırken; 23 Nisan ile birlikte bu anlayış terk edilmiş ve egemenliğin millete ait olduğu açıkça ilan edilmiştir. Bu, teorik bir söylem değil, doğrudan sahada karşılığı olan bir dönüşümdür. Çünkü Meclis’i oluşturan yapı, sarayın tayin ettiği kişilerden değil; Anadolu’nun dört bir yanından gelen temsilcilerden meydana gelmiştir.
Bu temsilciler, yalnızca siyasi figürler değildi. İşgal altındaki şehirlerde direniş örgütleyenler, cepheye lojistik sağlayanlar, yerel halkı mobilize edenler ve doğrudan mücadele eden bir toplumsal hareketin içinden gelen insanlardı. Bu yönüyle TBMM, klasik bir parlamentodan çok daha fazlasını ifade eder: Bir halk direnişinin kurumsallaşmış hâlidir.
23 Nisan’ı anlamak için yalnızca Meclis’in açıldığı binaya değil, o binaya giden sürece bakmak gerekir. Erzurum ve Sivas kongrelerinde şekillenen irade, yerel direniş cemiyetlerinin birleşmesiyle güç kazanmış, nihayet Ankara’da tek bir merkezde toplanmıştır. Bu süreç, yukarıdan aşağıya inen bir karar değil; aşağıdan yukarıya doğru büyüyen bir hareketin sonucudur.
Dolayısıyla 23 Nisan, bir “ilan”dan çok bir “sonuçtur.” Anadolu’da başlayan ve giderek genişleyen bir bağımsızlık hareketinin, siyasi bir forma kavuştuğu gündür. Bu yönüyle modern Türkiye’nin kuruluşu, yalnızca bir liderlik hikâyesi değil; aynı zamanda kolektif bir iradenin ürünüdür.
Meclis’in açılmasıyla birlikte, askeri mücadele ile siyasi karar alma mekanizması aynı merkezde birleşmiştir. Bu durum, Kurtuluş Savaşı’nın en kritik avantajlarından biri olmuştur. Çünkü alınan kararlar, doğrudan sahaya yansımış; cephedeki direniş ile siyasi irade arasında kopukluk yaşanmamıştır.
Bugün geriye dönüp bakıldığında 23 Nisan’ın en önemli mirası, bir yönetim modelinden ziyade bir zihniyettir: Egemenliğin kaynağı millettir ve bu irade, en zor şartlar altında dahi örgütlenebilir, yönetime dönüşebilir ve tarih sahnesini değiştirebilir.
Bu nedenle 23 Nisan, sadece bir tarih değil; bir milletin kendi sözünü söylemeye başladığı gündür.
Devamını Oku
17 Nisan 2026 Cuma - 10:05
Devamını Oku
15 Nisan 2026 Çarşamba - 10:45
Devamını Oku
13 Nisan 2026 Pazartesi - 09:29