19°
PodcastArşivGaleri

GDH TV

text
text

Ana Sayfa

Gündem

Dünya

Ekonomi

Savunma

Teknoloji

Kültür & Sanat

Spor

Sağlık

Yakın Plan

Yazarlar

Uzay

Tarih

Pozitif

Teknofest

Yaşam

İnfografik

Podcast

Seçim

Galeri

Televizyon

Biyografi

Canlı Gelişmeler

Eğitim

‌
‌
‌
‌
‌
‌
‌

GDH, dünya gündemini yakından takip eden haber platformu.

Gizlilik politikamızı okuyun.

Ana SayfaCanlı GelişmelerHava DurumuGazete ManşetleriİnfografikPodcastGaleriGündemDünyaYerel Haberler
EkonomiSavunmaTeknolojiSporKültür & SanatTarihSağlıkYaşamEğitimYakın Plan
YazarlarCuma HutbeleriDeprem HaritasıBiyografiUzayPozitifTeknofestTelevizyonSeçim
Hakkımızdaİletişim BilgileriKünyeReklam ve İş BirliğiBize Haber GönderGizlilik PolitikasıKullanım KoşullarıÇerez PolitikasıSosyal MedyaKariyer
© 2026 gdh.digital
Bizi Takip Edin:
HEMEN İNDİR
App Store
HEMEN İNDİR
Google Play
19°
PodcastArşivGaleri

GDH TV

text
text

Ana Sayfa

Gündem

Dünya

Ekonomi

Savunma

Teknoloji

Kültür & Sanat

Spor

Sağlık

Yakın Plan

Yazarlar

Uzay

Tarih

Pozitif

Teknofest

Yaşam

İnfografik

Podcast

Seçim

Galeri

Televizyon

Biyografi

Canlı Gelişmeler

Eğitim

‌
‌
‌
‌
‌
‌
‌
‌
‌
‌
‌
‌
‌
‌
‌
‌
‌
‌
‌
‌
‌
‌
‌
‌
‌
‌
‌
‌
‌
‌
‌
‌
‌
‌
‌
‌
‌
‌
‌
‌
‌
‌
‌
‌
‌
‌
  • GDH
  • Yazarlar
  • Mehmet Dilbaz
  • Osmanlı'da cadı vakası mı?
Mehmet Dilbaz
Mehmet Dilbaz

[email protected]

Osmanlı'da cadı vakası mı?

1833’te Tırnova’da yaşanan esrarengiz olaylar, halkı “cadı” korkusuyla yüz yüze bıraktı. Resmî kayıtlara giren bu hikâye, Osmanlı’da inanç ile korkunun nasıl iç içe geçtiğini gösteriyor.

0:00

--:--

Son Güncelleme: 26 Nisan 2026 Pazar - 10:46 | GDH Haber

editor avatar
Mehmet Dilbaz

Yazar

Abone Ol

Google News Logo
NSosyal Logo
NSosyal Logo

Osmanlı’da cadı yoktu…
En azından resmî tarih bize hep bunu söyler.

Ama 1833 yılında, devletin resmî gazetesi olan Takvim-i Vekayi’de yayımlanan bir mektup, bu anlatının pek de o kadar basit olmadığını gösterir. Tırnova Kadısı Ahmet Şükrü Efendi’nin kaleme aldığı bu metin, Osmanlı taşrasında yaşanan bir korku dalgasını bütün çıplaklığıyla ortaya koyar.

Anlatıya göre Tırnova’da “cadılar türemiştir.” Geceleri evlere giren, erzakları birbirine karıştıran, yorganları didikleyen, insanların üzerine görünmez şekilde saldıran bir varlık… Üstelik kimse onları görmemektedir. Saldırıya uğrayanlar ise aynı şeyi söylemektedir: “Sanki üzerimize manda çöktü sandık!”

Bu noktadan sonra hikâye, sıradan bir korku anlatısı olmaktan çıkar ve toplumsal bir paniğe dönüşür. Aileler evlerini terk etmeye başlar. Çözüm ise ilginçtir: Civar kasabalarda “cadı çıkarmakla” ün salmış bir Rum, Nikola isimli bir adam Tırnova’ya çağrılır. Üstelik bu iş için ciddi bir ücret ödenir.

Nikola’nın yöntemi ise tam anlamıyla halk inancının bir yansımasıdır. Mezarlıkta, üzerinde resimler bulunan bir tahta ile “cadı mezarları” tespit edilir. İşaret edilen mezarlar açıldığında karşılaşılan manzara, korkunun zirvesidir: Cesetlerin büyüdüğü, tırnak ve kıllarının uzadığı anlatılır.

Bu mezarların sahipleri ise sıradan kişiler değildir. Yeniçeri ocağından kalma, geçmişte zorbalıklarıyla bilinen iki isim… Rivayete göre hayattaki kötülükleri, ölümden sonra da devam etmektedir.

Ve çözüm…
Bugünün zihniyle bakıldığında ürpertici ama dönemin inanç dünyasında “makul” görülen bir yöntem uygulanır: Cesetlere kazık saplanır, kalpleri çıkarılıp kaynatılır ve ardından yakılır.

Kadının ifadesiyle: “Kasaba bu cadı belâsından kurtulmuştur.”

Bu metni bugün nasıl okumalıyız?

Bu bir “cadı avı” mıydı?
Yoksa Balkanlar’dan Osmanlı’ya sızmış vampir/cadı inançlarının bir tezahürü mü?

Belki de daha önemlisi şu:
Devletin resmî gazetesine kadar giren bu anlatı, bize Osmanlı toplumunun yalnızca hukuk ve düzenle değil, aynı zamanda korkular, inanışlar ve bilinmezliklerle de şekillendiğini gösteriyor.

yazarın diğer yazıları

23 Nisan: Bir milletin kendi kaderini yazdığı gün

23 Nisan 1920’de Ankara’da açılan TBMM, işgal altındaki bir coğrafyada milletin kendi kaderini eline aldığı tarihi dönüm noktasıdır. Egemenlik saraydan millete geçti, bağımsızlık bir halk hareketine dönüştü. Bu tarih, milli iradenin en güçlü ilanıdır.

Devamını Oku

23 Nisan 2026 Perşembe - 09:40

Domuzlar Körfezi Çıkarması: Soğuk Savaş’ın en büyük fiyaskolarından biri

17 Nisan 1961… Soğuk Savaş’ın en tartışmalı hamlelerinden biri başladı. Domuzlar Körfezi’ne yapılan çıkarma, Castro yönetimini devirmeyi hedefliyordu. Ancak plan çöktü, dünya dengeleri sarsıldı. Bu girişim, tarihe büyük bir fiyasko olarak geçti.

Devamını Oku

17 Nisan 2026 Cuma - 10:05

Türkiye'nin ilk yolcu uçağı projesi neden engellendi?

Türkiye’nin ilk yerli yolcu uçağı Nu.D.38, 1944’te gökyüzüyle buluştu. Büyük bir hayaldi, üretildi… ama devamı gelmedi. Nuri Demirağ’ın havacılık girişimi, destek bulamayınca tarihe karıştı. Peki bu bir başarısızlık mıydı, yoksa kaçırılmış bir fırsat mı?

Devamını Oku

15 Nisan 2026 Çarşamba - 10:45

Yazarın Tüm Yazıları

diğer yazarlar

Yazar
Murat Yılmaz
[email protected]

Yazar
Fazıl Ergüt
[email protected]

Yazar
Mehmet Kancı
[email protected]

Yazar
Hasan Basri Akdemir
[email protected]

Yazar
Yusuf Alabarda
[email protected]

Yazar
Taceddin Kutay
[email protected]