GDH ailesinin değerli takipçileri, geçen haftaki yazımın başlığını Atlantik Okyanusu’ndaki bir gemide rastlanan Hanta virüs ölümlerinin dünya medyasında ele alınış biçimi nedeniyle “Yeni Nesil Psikolojik Harp ve Salgın Terörizmi” olarak atmıştım. Makalenin sonunda ise Hanta virüs ile kruvaziyer turist gemilerinde patlak veren norovirüs vakalarının eş zamanlılığına işaret ederek “Ya birileri 2026 yılının yaz mevsiminde turizm sektörüne etkili bir darbe vurmak niyetinde ya da aşama aşama tüm dünyada ekonomiyi felce uğratacak yeni bir salgın denemesi yapılmakta” tespitinde bulunmuştum. Nitekim 18 Mayıs Pazartesi günü itibarıyla 3 kişinin Hanta virüs nedeniyle yaşamını yitirdiği “MV Hondius” yolcu gemisi Hollanda’nın Rotterdam limanına ulaştı. Geminin 23 mürettebatı ve 2 sağlık görevlisi karantinaya alındı. Gemi 22 Mayıs’a kadar dezenfekte edilecek, mürettebatın karantina süresi ise 18 Haziran’da dolacak. Tam bu vaka atlatıldı derken bu defa bir başka virüs kaynaklı salgın haberi Afrika’dan geldi. Aslında her yıl mevsimsel olarak yaşanan Ebola virüsü salgını ile ilgili olarak 15 Mayıs’tan itibaren uluslararası medyada endişe edilmesi gereken sayılar telaffuz edilmeye başlandı.
Ebola salgını bu yıl neden farklı ilerliyor?
Mesleki deformasyon kaynaklı olsa gerek, medyada pek de yer bulmasa da son 15 yılda Ebola virüsü ile ilgili gelişmeleri takip etme alışkanlığım vardır. Bunun bir sebebi başrollerinde Dustin Hoffman, Rene Russo ve Morgan Freeman’ın oynadığı 1995 tarihli “Outbreak-Tehdit” adlı filmden etkilenmemdi. Bu filmde tıpkı günümüzde olduğu gibi Kongo Demokratik Cumhuriyeti topraklarında maymun kaynaklı bir virüsün yarattığı tehdit anlatılıyordu. Bir şekilde virüsü taşıyan maymunun ABD topraklarına gelmesi ile salgın başlıyor ve Washington yönetimi salgını durdurmak uğruna bir kasabayı nükleer bomba ile yok etmeyi göze alıyordu. Fazla ayrıntı vermeyeyim meraklılar için güzel bir film tavsiyesi olsun. Önceki satırlarda ifade ettiğim gibi Ebola aslında her yıl tekrarlanan bir salgın olmakla beraber bu yıla kadar uzmanlar bulaşmasının çok zor olması nedeniyle küresel bir tehdit yaratmadığı fikrini savunmaktaydılar. Nitekim basına yansıyan can kaybı sayısı 10’u geçmez, toplam vaka sayısı ise 100’ü bulmazdı. İçerisinde bulunduğumuz Mayıs ayında ise bir şeyler değişti. Bir anda 300’ün üzerinde vaka sayılarından bahsedilirken 87 kişinin hayatını kaybettiği duyuruldu. Kongo Demokratik Cumhuriyeti ile Afrika Hastalık Konrol ve Önleme Merkezi yetkilileri uluslararası topluma acil yardım çağrısı yapmaya başladılar.
19 Mayıs günü Ebola’da tehlike çanları çaldı
18 Mayıs günü 390 olarak bildirilen vaka sayısı 19 Mayıs günü tehlikeli bir sıçrama gerçekleştirdi. Dünya Sağlık Örgütü vaka sayısının 500’ü aştığını, can kaybının ise 130’u bulduğunu duyurdu. Ayrıca örgüt ebola virüsü ile ilgili olarak “küresel halk sağlığı acil durumu” ilan etti. Sizler bu satırları okur ya da dinlerken dünyanın ve Türkiye’nin hala meselenin ciddiyetinin pek farkında olmayacağına eminim. Ebola salgınında gelinen kritik noktanın şu anda en tehlikeli yanı meselenin kırsal kesimden çıkıp büyük şehirlere ulaşmış olması. Salgın vakaları, Kongo Demokratik Cumhuriyeti’nin başkenti Kinşasa ve Uganda’nın başkenti Kampala’da görüldü. Afrika Hastalık Kontrol Önleme Merkezi’ne göre Kongo Demokratik Cumhuriyeti için salgın riski “çok yüksek”, Doğu Afrika için ise “yüksek” seviyede. Yaz mevsimi ile beraber sahra altı ülkelerden Kuzey Afrika ve Avrupa istikametine göç hareketlerinin arttığı dikkate alınacak olursa, kısa sürede Ebola vakaları Batı dünyasının da gündemi haline gelebilir.
Ebola virüsünün Bundibugyo varyantı daha ölümcül
Ebola virüsü ilk defa 1976’da Sudan’ın iki ayrı kentinde yaşanan salgınlarla tanımlandı. Kanamalı ateş halinde kendisini gösteren virüsün kaynağının, Kongo Demokratik Cumhuriyeti’ndeki Ebola Nehri çevresindeki bir köy olmasının tespit edilmesiyle isimlendirildi. Peki bunca yıldır insandan insana bulaşması zor olduğu için sınırlı endişe yaratan Ebola neden bir anda dünya sağlık sisteminin radarına bu denli şiddetli bir giriş yatı. Uzmanlara göre bu yıl nadir bir Ebola varyantı olarak tanımlanan “Bundibugyo” virüsü nedeniyle salgın daha hızlı yayılıyor ve daha ölümcül bir hal almış durumda. Bu noktada geliyoruz endişe edilmesi gereken ikinci konuya. “Bundibugyo” virüsünün onaylanmış bir tedavisi ve aşısı yok. Virüs ile ilgili şu ana kadar ulaşılan bilgiler kaynağının Orta Afrika’daki ücra tropikal yağmur ormanları olduğu. İnsanlara nasıl bulaştığına gelince… şempanze, goril, meyve yarasası, maymun, orman antilobu ve kirpi gibi hayvanların kan, salya ve diğer vücut sıvılarından bulaştığı sanılıyor. Bu sayılan hayvanların çoğunun topraklarımızda bulunmamasına güvenmek mümkün değil. İnsandan insana kan, salya ve diğer vücut sıvıları ile bulaşabiliyor. Bu sıvıların bulaştığı yüzeyler ya da materyallerle temas etmek de tehlike oluşturuyor.
Ebola salgınının haritası: ABD-İsrail-BAE üçlüsünün cirit attığı topraklar
Bu salgın üzerine kafa yorarken önümüze bir harita almakta da fayda olacaktır. Salgınının en şiddetli yayıldığı iki ülke Kongo Demokratik Cumhuriyeti ve Uganda. Uganda’nın batısı ve Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nin doğusu bugün ABD’nin girişimiyle durdurulduğu iddia edilen bir savaşın merkezi. Trump her fırsatta durdurduğu savaşlar arasında Kongo ordusu ile M23 gerillaları arasındaki çatışmaları da saymaktan gurur duyuyor. ABD, Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nin doğusunda Blackwater özel ordusunun eski patronu Erik Prince’e yeni bir özel ordu kurdurmakta. Amaç Kongo Demokratik Cumhuriyeti ile Trump yönetimi arasında varılan anlaşma gereğince bölgedeki nadir toprak elementlerinin çıkarılması için işletilecek madenleri koruyacak bir milis gücü oluşturulması. Birleşik Arap Emirlikleri bu gücü finanse edecek İsrailli subaylar ise eğitim verecek. Gelelim salgının geçmişte görüldüğü ve potansiyel yayılma alanı olan Sudan’a. Sudan’ın güneyi 2011 yılında Hartum yönetiminden koparılmıştı. 2024 yılının Nisan ayındaki başarısız darbe girişiminden bu yana da ülkede iç savaş sürmekte. Darbeci güçler İsrail ile Birleşik Arap Emirlikleri tarafından desteklenmekte ve imkan bulurlarsa zengin altın madenleri bulunan Batı Sudan’ı da Hartum’dan koparmayı hedeflemekteler. Birleşmiş Milletler Sudan’daki iç savaşın ilk aylarında bölgedeki varlığı bakımından iflas etti. Kolera başta olmak üzere her türlü salgının yüzbinleri etkilediği bu savaş bölgesine Ebola’nın yeni varyantının girmesi halinde olacakları tahmin etmek zor değil. Arif olan anlar diyerek bu haftalık burada yazıyı kesiyorum ve bu salgının sadece dünyanın yoksul bırakılmış değil, nadir toprak elementleri açısından zengin, İsrail-ABD-BAE üçlüsünün cirit attığı bir coğrafyadaki bu yayılımı üzerine düşünmenizi ümit ediyorum. Değerli okuyucularımızın ve dinleyicilerimizin bayramını tebrik ederken Haziran ayında buluşmak üzere hoşçakalın diyorum.







