SON DAKİKA:

Netanyahu'nun dümen suyunda İran ile savaşa hesapsız kitapsız dalan ABD Başkanı Trump çıkış yolu bulamadıkça dengesini kaybetti. Olmayan bir Hürmüz Boğazı krizini dünyanın başına musallat ettikten sonra ülkesindeki siyonist lobi ile yaklaşan Kongre seçimi arasına sıkışmış durumda
0:00
--:--
Son Güncelleme: 15 Nisan 2026 Çarşamba - 00:00 | GDH Haber
Pakistan’ın arabuluculuğu ile yapılan ABD-İran müzakereleri, ABD Başkan Yardımcısı Vance’in mütemadiyen abileri Trump ve Netanyahu ile yaptığı telefon görüşmelerinin etkisi ile rotasından sapınca sonuçsuz kaldı. Akabinde, savaşın başında var olmayan Hürmüz Boğazı meselesinin Trump tarafından daha büyük bir krize dönüştürüldüğüne şahit oluyoruz. Trump, Hürmüz Boğazı’nda İran’ın ABD-İsrail ikilisi ve onlara yardım eden ülkelere yönelik başlattığı ablukayı ablukaya alarak absürd hamlelerine yeni bir halka ekledi. Trump ve ekibinin gerek söylemleri gerek eylemleri, senaryosunu Cem Yılmaz’ın yazdığı G.O.R.A filmindeki Komutan Logar ve Yardımcısı Kuna’nın icraatlarına dönüştü. Filmin final sahnesinde köşeye sıkışan hikayenin kötü adamları Logar ve Kuna, hasımlarını “Yakarız bu gezegeni” nidalarıyla tehdit etmişlerdi. Venezuela petrollerini Devlet Başkanı Maduro’yu kaçırdıktan yalnızca 1 hafta sonra Teksas rafinerilerine yönlendiren Trump, benzer başarıyı İran’da tekrarlayamayınca tam bir infial haline sürüklendi. Katolik Kilisesi ve Papa’ya saldıran Trump teselliyi sanal alemde Ay’a Trump Tower dikmekte buldu. Herhalde o da son çare olarak yanına Savaş Bakanı Hegseth’i alarak “Yakarız bu gezegeni” tehdidiyle ABD’nin şımarıkça emellerinin karşılanmasını isteyecek uluslararası toplumdan.
Hürmüz Boğazı gerçekten kapalı mı?
Trump’ın kapalı olduğunu iddia ettiği Hürmüz Boğazı’ndan 8 ile 12 Nisan tarihleri arasında geçen gemi sayısı 55. Bunlardan 29’unun yüklü geçiş yaptığı belirtiliyor. 7 Nisan’da ateşkes ilan edilmesinin ardından yalnızca 11 Nisan’da 14 geminin geçişi en yoğun trafik olarak kaydedildi. Geçen bu gemiler içerisinde 2 milyon varil Irak ham petrolü ve 2’şer milyon varil Suudi Arabistan ham petrolü taşıyan 3 büyük tanker bulunuyordu. Yani Trump’ın uluslararası kamuoyuna pompalamaya çalıştığı İran’ın Hürmüz Boğazı’ndan petrol geçişine izin vermiyor bilgisi gerçeği yansıtmıyor. Durumu daha ziyade şu şekilde ifade etmek lazım: “İran kendisine saldıran ABD ve İsrail ile bölgedeki baş işbirlikçileri Birleşik Arap Emirlikleri ile ilişkili tankerlerin geçişine izin vermiyor”. Mesele sadece Beyaz Saray’ın yarattığı yalanlar yumağını çözmeye çalışmaktan ibaret değil. Trump’ın akli melekelerinin de kontrol edilmesini gerektiren boyut kazanmış durumda. 13 Nisan günü, Hürmüz Boğazı’nın ablukaya alınmasına başka ülkelerin destek verip vermeyeceği sorusuna şu yanıtı verdi ABD Başkanı:
“Evet, başka ülkeler de bu sürece dahil olacak. Açıkçası başka ülkelerin desteğine ihtiyacımız yok; ancak onlar bize yardım teklifinde bulundular. Biz de bu teklifi kabul edeceğiz. Muhtemelen yarın bu durumu resmen duyuracağız.”
Trump’ın bu açıklamayı yaptığı saatlerde NATO üyeleri arasında henüz bu operasyona destek vereceğini açıklayan bir ülke yoktu. Japonya ve Güney Kore gibi Ortadoğu petrolüne bağımlı ülkelerden de daha önce müspet bir yanıt gelmemişti. Eğer Trump’ın zihninde hayali bir takım müttefikleri varsa onu bilemeyiz ama destek vermedikleri için NATO üyelerini tehdit eden Trump’ın soruyu yanıtlarken “Başka ülkelerin desteğine ihtiyacımız yok” ifadesini kullanmış olması dahi, kimyasının bozulduğunun bir kanıtı olsa gerek.
Trump’ın gerçeklerle bağı kopmuş
Trump’ın denge kaybı bununla da sınırlı değil. Hürmüz Boğazı’nın ablukaya alınması ile neyin hedeflendiği sorulduğunda ise Trump’ın zihni daha da sarpa sardı. “Bir ülkenin dünyayı sömürmesine ya da şantaj yapmasına izin veremeyiz, çünkü şu anda yaptıkları tam da bu. Gerçekten de dünyayı şantajla sindiriyorlar. Bunun olmasına izin vermeyeceğiz. Ve biliyor musunuz, şaşırtıcı olan şey şu ki, biz bunu yapmıyoruz, inanabiliyor musunuz? Bu ticareti kullanmıyoruz. Bu ticarete ihtiyacımız yok. İhtiyacımızdan çok daha fazla kendi petrol ve gazımız var. Suudi Arabistan'da daha fazla petrol ve doğalgazımız var. Bunu bir düşünün. Suudi Arabistan'dan daha fazla üretiyoruz, buna Rusya'yı da ekleyince miktar önemli ölçüde artıyor ve gelecek yıla kadar bu miktarın iki katına ulaşacağız. Yani bizim buna ihtiyacımız yok, ama dünyanın ihtiyacı var ve şu anda, biz konuşurken birçok gemi ülkemize doğru yol alıyor, en iyisini yüklemek için, gerçekten, sanırım birinin dediği gibi en iyi ve en tatlısını. "Tatlı"nın tam olarak ne anlama geldiğini bilmiyorum, ama petrol söz konusu olduğunda bu iyi bir şeydir. Ama şu anda ülkemize geliyorlar. Şu anda ülkemize gelen birçok gemi var. Bu mesele o zamandan önce çözüme kavuşabilir, bu sabah doğru kişiler, uygun kişiler tarafından arandık ve bir anlaşma yapmak istiyorlar. Bir anlaşma yapmak istiyorlar.” Sizlere bu eziyeti yaptığım, bağlamı olmayan, belli bir mantık dizisi içerisinde ilerlemeyen cümleleri okuttuğum için özür dilerim değerli GDH okuyucuları. Ama 40 günü aşan ve uçurumun eşiğindeki bir ateşkes ile bekleme halinde olan savaşın neden bu noktaya geldiğini tam olarak yukarıdaki manasız cümleler silsilesi ifade ediyor. Birincisi ABD-İsrail ikilisi İran’a saldırmadan önce Avrupa’nın da Asya’nın da Afrika’nın da Hürmüz Boğazı diye bir meselesi yoktu. İran köşeye sıkıştırılmış kedi misali, var olma mücadelesine mecbur bırakıldığı için Hürmüz kartını masaya sürmek zorunda kaldı. İkincisi, eğer bölgenin petrolüne ve doğalgazına ihtiyacınız yoksa ne ala. Dünyayı İran ile başbaşa bırakın o zaman. Üçüncüsü, ortada bir Birleşmiş Milletler kararı ya da 1990’da Irak’ın Kuveyt’i işgaline karşı organize olmuş uluslararası bir inisiyatif söz konusu değilse, varsayalım ki İran dünyaya şantaj yapıyor, bu şantajı sona erdirme görevini ABD’ye kim verdi? Dördüncü olarak o “tatlı” petrolün hatırı sayılır bir kısmı şu anda Venezuela’dan çalınmakta. Uluslararası toplum, Hürmüz Boğazı vakasında ABD’nin istediğini almasına izin verirse, Trump Grönland ve hatta Kanada’yı ilhak edecek özgüvene dahi kavuşabilir. Malum ABD’yi Roma İmparatorluğu ile kıyaslama gibi bir alışkanlık var. O zaman oradan iki örnekle noktalayalım.
Roma İmparatoru Jül Sezar, cumhuriyeti yıkıp tüm yetkileri elinde toplamaya kalkınca 20’den fazla senatörün katıldığı bir komplo ile suikast sonucu öldürülmüştü. Atı Incitatus’u önce rahip yapıp akabinde konsül yapmaya yeltenecek kadar gerçeklerle bağı kopmuş bir başka Roma İmparatoru Caligula ise kendi korumaları tarafından organize edilen bir suikastla ortadan kaldırılmıştı.
Devamını Oku
08 Nisan 2026 Çarşamba - 08:48
Devamını Oku
01 Nisan 2026 Çarşamba - 00:00
Devamını Oku
25 Mart 2026 Çarşamba - 08:26