İsrail’in tahrik ve planlarıyla ABD ve İsral2in 28 şubat 20262da iran2a saldırısıyla başlayan savaşta, ABD- İran anlaşırken; İsrail anlaşmaya karşı direniyor ve ABD ile arası açılıyor… Savaşa beraber başlayan iki müttefik, barış şartlarında anlaşamıyor. Çünkü ABD ve İsrail2in savaş ve barış stratejileri, iç politikadaki zamanlama ve öncelikleri farklılık arz ediyor.
İsrail neredeyse 30 yıldır ABD başkanlarını İran’a operasyon yapmak için ikna etmeye çalışıyordu. 28 Şubat 2026’da Netanyahu, bu iznin ötesinde İran’a beraber saldırmaya ABD Başkanı Trump’ı ikna etmeyi başardı. ABD İran’daki 1979 İran Devriminden bu yana İran meselesinde travmatik bir başarısızlık sendromu yaşıyordu. ABD devrimle Ortadoğu’daki en yakın müttefiği İran Şahı Pehlevi’yi kaybetmenin ötesinde, Tahran’daki ABD Büyükelçiliğinin göstericilerle işgal edilerek ABD personelinin rehin alınması ve bu rehinelere yönelik başarısız ABD kurtarma operasyonu bu travmanın köklerinde yatıyordu. ABD bundan sonra İran ile anlaşmaya çalışmak yerine İran rejimini yıkacak bir rövanş imkanı aradı. ABD Başkanı Trump, İsrail’in rejimin kilit ismi dini rehber Ali Hamaney’in ortadan kaldırılarak içerideki muhaliflerin ve etnik muhalefetin isyanıyla rejimin yıkılacağı şeklindeki Venezuela tarzı kolay başarı projesine ikna oldu. Savaşta Ali Hamaney başta olmak üzere rejimin bir çok önemli ismi öldürülmesine, 15.000 hedef vurulmasına rağmen beklenen ayaklanma gerçekleşmedi ve rejim düşmedi. İran her türlü beklentinin üzerinde direndi ve ABD’yi çok zor durumda bıraktı. ABD kolay başarının mümkün olmadığını ve artan maliyetleri görünce gerçekçi bir değerlendirmeyle İran ile anlaşmayı tercih etti. İsrail ise savaşın stratejik hedeflerin ulaşılmadığı için barışa uzak duruyor. İsrail İran’ın çökmek yerine orta ve uzun vadede güçlenmesinden endişe ediyor. Üstelik İran’ın anlaşma zemininde Lübnan’da Hizbullah’ı da barış sürecine dahil etmesinden rahatsız. İsrail yaklaşık iki aydır ABD-İran anlaşmasını bozacak saldırılarda bulundu. Üçüncü saldırıda ABD Başkanı Trump, İsrail Başbakanı Netanyahu’ya ağır hakaretler ederek anlaşmayı ilan etti…
Financial Times’ta Washington'dan James Politi ve Kudüs'ten James Shotter’ın beraber kaleme aldığı “Kararları kim veriyor?” başlıklı yazılarında (https://www.ft.com/content/64213988-ec72-462d-b9b6-e56acebb85df?syn-25a6b1a6=1) Netanyahu’nun içine düştüğü güçlüğü şöyle anlatıyorlar:
“Ancak Trump'ın savaşı sona erdirme kararlılığı, Netanyahu'yu içeride giderek daha rahatsız bir duruma soktu; zira Netanyahu, bu yılın sonlarında yapılacak seçimler öncesinde İsrail'in en önemli müttefikinin talepleriyle İsrail'deki halkın görüşleri arasında denge kurmaya çalışıyor. Anketler, İsraillilerin çoğunluğunun İran'la savaşın devam etmesinden yana olduğunu ve çoğunun İran'ın hedeflerine ulaşamadığına inandığını gösteriyor. Ulusal Güvenlik Çalışmaları Enstitüsü'nün geçen ay yaptığı bir araştırmaya göre, nüfusun sadece %37'si şu ana kadarki sonuçlardan memnun.”
İsrail ve Netanyahu için mesele anket ve seçimlerin ötesinde stratejik bir çıkmazı ifade ediyor. İsrail’in “büyük stratejisi” çöküyor. Netanyahu ve İsrail’in sadece askeri yollarla İsrail’in güvenliğin sağlama projesi çöküyor. Gideon Rachman Financial Times’daki yazısında ( https://www.ft.com/content/bcef9707-aba6-42d2-8d35-3bd8c4fa9c9c?syn-25a6b1a6=1 ) İsrail’in stratejik başarısızlığını ele alıyor. Her şeyden önce savaş ve barış tartışmaları, İsrail’in ABD’ye bağımlılığı çok net ortaya koydu. İsrail savaş için ABD silahlarına, mühimmatlarına ve hava savunma sistemlerine bağımlı… İsrail’in yakın dönemde 7 Ekim 2023 sonrası başlattığı askeri saldırı kampanyası ve daha genel olarak saldırganlığa dayalı savunma doktrini bugün bakıldığında stratejik bir başarısızlık ve muazzam itibar kaybıyla bir fatura çıkarmış durumda… Rachman durumu şöyle özetliyor.
“Hamas hâlâ Gazze'de varlığını sürdürüyor; Hizbullah hâlâ Lübnan'da güçlü bir güç. İslam Cumhuriyeti hâlâ İran'ı etkisi altında tutuyor ve füzeleri ve insansız hava araçlarıyla hâlâ kaos yaratabiliyor. Her iki durumda da Netanyahu aynı hatayı yaptı. İsrail'in güvenlik sorunlarına tamamen askeri bir çözüm yolu izlemeyi seçti ve siyasi ve diplomatik boyutları göz ardı etti. Sonuç olarak, Hizbullah, İran ve Hamas liderlerinin öldürülmesi gibi İsrail ordusunun ve istihbaratının taktiksel başarılarını, İsrail'in daha güvenli hale geldiğinin kanıtı olarak yanlış bir şekilde sundu. Ancak artık açıkça belli olmalı: İsrail, öldürerek güvenliğe ulaşamaz. Gazze'de, Beyrut'ta veya Tahran'da bir grup lider suikasta kurban giderse, yerlerine başkaları çıkacaktır. Netanyahu için, çatışmayı tetikleyen temel sorunlarla ilgilenmek yerine, İsrail'in düşmanlarını yalnızca ortadan kaldırılabilecek akılsız fanatikler olarak göstermek siyasi ve entelektüel açıdan daha kolaydır.”
İsrail temel sorunlarla ilgilenmek yerine saldırganlığa devam ederse, sadece bölgeye verdiği zarar değil kendi ödeyeceği fatura da büyüyecektir… Bakalım İsrail büyük stratejisini tartışmayı başarabilecek mi?






