
ABD ile İran neden anlaşamıyorlar? Şimdiye kadar bu konuda Batı, hep İran’ı suçladı… Peki gerçekten İran mı suçlu yoksa ABD gerçekten İran ile anlaşmak mı istiyor? ABD diplomasisi neden bir anlaşma zemini inşa edemiyor?
0:00
--:--
Son Güncelleme: 05 Mayıs 2026 Salı - 09:07 | GDH Haber
ABD ile İran neden anlaşamıyorlar? Şimdiye kadar bu konuda Batı, hep İran’ı suçladı… Peki gerçekten İran mı suçlu? ABD gerçekten İran ile anlaşmak mı istiyor? ABD diplomasisi neden bir anlaşma zemini inşa edemiyor? Bu sorulara artık sadece İran’ı suçlayan cevaplar vermenin inandırıcı olmadığı, Batıda da kabul ediliyor. ABD- İran anlaşamıyor çünkü ABD meseleyi diplomasi marifetiyle anlaşmayla değil, sihirli yahut mucizevi bir formülle İran’ı yeneceği önyargısıyla halledebileceğine inanıyor…
ABD, İran konusunda marazi bir şekilde gerçeklikten kopmuş durumda… Bu marazi hal, karikatürleştirilen Trump’a has bir marazi hal değil, bütün ABD’nin ortak paydası haline gelmiş bir ABD hastalığı… Trita Parsi 2 Mayıs 2026 tarihli analizinde Quincy Ensiütüsü’nün yayın organında ( https://responsiblestatecraft.org/trump-iran-blockade/ )bunu çok çarpıcı bir şekilde ifade ediyor:
“ABD'nin İran politikasında, yönetimleri ve parti bağlantılarını aşan bir patoloji var: İran'ı diz çöktürecek, teslim olmaya zorlayacak ve ABD'nin süper güç egemenliğini ortaya koyarak İslam Cumhuriyeti ile uzlaşmadan kaçınmasını sağlayacak, sürekli olarak gerilimi tırmandıracak sihirli bir çözüm arayışı. 47 yıldır bu efsanevi gümüş kurşunun arayışı yankılanmaya devam ediyor, ancak hiçbir yanıt alınamıyor. Sayısız diplomatik fırsat feda edildi ve itibar kurtaracak çıkış yolları yakıldı. Yine de arayış sürüyor.”
Ervand Abrahamian Darbe 1953 kitabında, CIA’nin 1953’de İran petrolünü millileştiren Musaddık’ı devirmesinin ve sonrasında yaşananların İran’ın siyasi aklında meydana getirdiği kendi ifadesiyle “paranoid yaklaşımı” analiz eder. Ancak artık 1953 darbesinden 1979 Devrimine ve sonrasındaki 47 yıla bakarak bunun ABD siyasi aklında meydana getirdiği Trita Parsi’nin ifadesiyle “patoloji”yi de tahlil etmek gerekiyor.
Trita Parsi ABD’deki İran’ın teslim olması için aranan sihirli formülün artık bir siyasi analiz meselesi değil, bir inanç meselesi haline geldiğini tekrar vurguluyor: “İran'ın teslim olması talebi ve bulunması güç sihirli çözümlere duyulan kalıcı inanç derinden iç içe geçmiş durumda.” Sadece Trump’ın son dönemindeki gelişmelerin bir kısmını hatırlamak bile ABD’nin bu patolojik halinin son halini teşhis etmemizi sağlayabilecektir:
“Ocak ayında Trump, sadece askeri güç tehdidinin bile Tahran'ı teslim olmaya zorlayacağına inanıyordu. Bir sonraki hayali çözüm, İran'ın Yüksek Lideri Ayetullah Ali Hamaney'in suikastıydı. Savaşın ortasında, bir Körfez İşbirliği Konseyi yetkilisi bana Trump'ın bölgesel liderlere çatışmanın 100 saatten fazla sürmeyeceğine dair güvence verdiğini söyledi. İsrail medyası da benzer şekilde, İngiltere Başbakanı Keir Starmer'a savaşın üç gün içinde biteceğini söylediğini bildirdi . Mantık açıktı: Hamaney'in öldürülmesi, rejimin ya hızla çöküşünü ya da derhal teslim olmasını tetikleyecekti. Bunun da bir başka yanıltıcı çözüm olduğu ortaya çıktı. İran'ın sivil altyapısına yönelik kapsamlı bombardıman da uzun zamandır beklenen atılımı sağlamadı.”
Evet böylece 47 yıllık temenni ve arayış devam etti… Artık bıktırıcı bir Brezilya dizisine dönen maceranın Parsi’nin ifadesiyle “İran'ın boğulması: 5023. Bölüm”ünü izleyebilirdik… Böylece savaş yerine, ablukayla sihirli formülün bulunacağı ve İran’ın teslim olacağı iddiasına gelindi:
“FDD ( Demokrasileri Savunma Vakfı), Basra Körfezi'ni abluka altına almanın İran ekonomisini hızla felç edeceğini ve Tahran'ı teslim olmaya zorlayacağını, böylece Trump'ın askeri güçle başaramadığını ekonomik boğma yoluyla başarabileceğini savundu. Kısacası, ona sihirli bir çözüm olarak sunuldu.”
Kandırılmaya hazır ABD yönetimi ,bu sefer abluka teziyle bir düşünce kuruluşunun ”son dakikada aklına gelen parlak bir fikirle” kandırıldı… Bu yolun da işlemediği ve üstelik ateşkesle diplomatik çözüm için sağlanan çok değerli bir imkanın da heder ettiği görülüyor.
“Abluka üzerine abluka, Amerikan başkanlarının çok daha az maliyetli ve çok daha etkili diplomasi yerine peşinden koştuğu, uzun bir süredir devam eden yanıltıcı sihirli çözümler zincirinin son halkasıdır.”
ABD İran’la ilgili hayali sihirli formülleri, şeytanı öldürecek gümüş kurşun arayışlarını bir yana bırakarak gerçekten İran’la anlaşmak için diplomasi yoluna dönmedikçe 47 yıldır devam eden bu Brezilya dizisinin bitmesi zor görünüyor. ABD yönetimleri İran’ın teslim olması için yeni bir hokus pokus formülü yerine, gerçekliğe dönerek İran ile anlaşmayı denemelidir. ABD’nin İran konusundaki travma ve patolojisini aşmaya çalışması, daima İran’ı suçlamayı bırakması ve kendisiyle yüzleşmesi lazım... Bernard Lewis bir ülke çok zengin olsa da kendi başına gelen meselelerle ilgili olarak hep başkalarını suçluyorsa ve nerede hata yaptık diye sormuyorsa o ülkenin gelişmiş bir ülke sayılamayacağını; azgelişmişliğin, hatalar karşısında hep başkalarını suçlamak olduğunu söylemişti… ABD’nin artık bu azgelişmişlik mantığını ter ederek İran’ı veya başkalarını suçlamayı bir yana bırakarak kendi hatalarıyla ve patojisiyle uğraşması gerekiyor…
Devamını Oku
04 Mayıs 2026 Pazartesi - 11:44
Devamını Oku
02 Mayıs 2026 Cumartesi - 10:16
Devamını Oku
01 Mayıs 2026 Cuma - 10:35