CHP’de iç savaşa dönüşen kriz derinleşiyor… Tarafların aynı partide bulunmasını imkansız hale getiren bir kin, nefret dili yaygınlaşıyor. Bu kin ve nefret sadece siyasetçiler değil, CHP’deki taraflara yakın gazeteciler arasında da görülüyor. Bilhassa Halk Tv, Sözcü Tv ve bazı gazeteciler Kemal Kılıçdaroğlu’na gazetecilikle bağdaşmayacak bir tarafgirlikle saldırıyorlar… Hele Sözcü Tv’deki Kemal Kılıçdaroğlu ile yaptıkları röportajdaki “gazetecilerin” hasmane tavırları, kin ve nefret dilleri bir medya skandalı olarak tarihe geçmiştir. Artık gazetecilerden değil Özel-İmamoğlu hizbinin militanlarından bahsedilebilir… Bunların gazeteciliğe de siyasete de bir faydası olmayacağını söylemek lazım. Dünkü yazımızda CHP’deki bu siyasi krizi değişme ve dönüşme korkusu olarak değerlendirmiştik. Bugünkü CHP krizini, daha iyi anlayabilmek için CHP tarihini daha sık hatırla(t)mak gerekiyor…
Bu yazımızda 1970’lere ve 1973’de CHP Genel Başkanı olan Bülent Ecevit dönemine Cahit Kayra’nın hatıraları üzerinden yakından bakalım… Bu dönemin partili bürokratlarından ve CHP’nin kurmaylarından biri olan Cahit Kayra, 1938 Kuşağı adlı kitabında çok çarpıcı tespitlerle CHP’deki problemleri serimliyor. CHP parti sosyolojisi, örgütleri, ideolojisi ve bugün övülen kurucu kodlarının değişime ve dönüşüme ne kadar kapalı ve bezdirici olduğunu özetliyor:
“1976 Kasım'ında Kurultay yaptık. Kurultay'dan sonra yeni Genel Yönetim Kurulu oluşturulduğu zaman içimizde iş bölümü yapıldı. Turan Güneş, Dışişlerini ben ise ekonomik durumu inceleyip Kurul'a getirecektik. Güneş, Kurul'a iki kez bilgi verdi. Ben daha dayanıklı oldum; 4-5 kez raporlar getirdim. Kimse bizim anlattıklarımızı ‘dinlemiyor’, kimse getirdiğimiz raporları okumuyordu. Özene bezene yazdığımız ve çoğalttığımız raporları masalardan topluyorduk. Herkesin aklında Adıyaman'daki İl Başkanı, Kastamonu'da partiye katılanlar, radikal sol kanadımızdaki gelişmeler, İzmir mitingi gibi konular vardı. Bir gün çantamı açarken Coşkun Karagözoğlu, Eric Fromm'un kitabını gördü. ‘Bu komünist mi?’ dedi. Eric Fromm'un kim olduğunu anlatmaya çalıştım. Kısa kesti: ‘Kaç delegesi var’. Bir tür hakaret sözleri ile bir daha rapor yazmayacağını söyleyen Güneş'in gerçekçiliğini, ya da yaptığımız işin anlamsızlığını giderek gördüm ve ben de vazgeçtim" (Cahit Kayra, 1936 Kuşağı, s.448)
Cahit Kayra’nın kitabındaki bir başka paragraf, partinin değişime ve dönüşüme nasıl direndiğini çok çarpıcı şekilde anlatıyor.
"Her hafta belli il ve ilçelerin yöneticilerini, masraflarını ‘Parti'den ödeyerek’ Ankara'ya çağırdık. Ve onlara politika, ekonomi, uluslararası ilişkiler ve benzeri konularda bilgiler vermeye çalıştık... İlk önce 38 İl Başkanını çağırdık. Ama haftalar birbirini izleyince sadece saflığımız kanıtlanmış oldu. Benim ilk konferansıma 2 il başkanı, biri dışarıdan 3 kişi geldi. Onlar da zaten söylediklerimi dinlemediler. Akın Düren beni teselli etti: ‘Geçen hafta da benim konferansıma 4 kişi geldi, üzülme’ dedi. Acıklı ve bir bakıma çirkin olan şey, davet edilenlerin ‘masraf karşılıklarını aldıktan sonra’ Ankara'ya gelip kendi özel işlerini yapmalarıydı. Ama aslında bundan yılmamak gerekiyordu. Eğitim çalışmalarını bir buçuk ay sürdürdük. Sonuç alamadığımızı gördükten sonra vazgeçtik" (Cahit Kayra, 1938 Kuşağı, s. 581-582)
Bir başka yerde partinin yaşadığı finans probleminin çözümsüzlüğü, rüşvet hadisleri üzerinden gelişen idare sorunları sıralanıyor…
“Yerel seçim hazırlıkları başlamıştı. Bütün yurtta gezintilere çıkılacaktı. Eğitim programı yapılacaktı. Partinin parası yoktu. Çubuk'taki arsa satılabilir mi? Van Depremi için toplanılan paralar, sonra yerine konulmak üzere kullanılabilir mi? düşüncesine İsmail Hakkı Birler, Mustafa Üstündağ, Bahir Ersoy şiddetle karşı çıkıyorlardı. Burdur Belediye Başkanı rüşvet almış, tutuklanmıştı. Disiplin kuruluna gönderilip Parti'den çıkarılacaktı. Daha buna benzer bir çok olay..."
( Cahit Kayra, 1938 Kuşağı, s. 513. )
Cahit Kayra’dan sonuç olarak yapacağımız iktibas, bugüne de ışık tutabilir nitelikte…. Kayra bu dönemin başarısızlığını, CHP’deki esas mücadelenin iç çekişmeyle açılıyor. İç çekişmenin sebebini ise ülkenin büyük sorunlarını çözmeye hazır bir parti kadrosunun ve fikri hazırlığın olmamasıyla izah ediyor:
"O gün Eyüboğlu ile yaptığımız konuşma sırasında Ecevit ve CHP hareketinin neden başarısız olduğunu görüştük. Notlar almışım, demişiz ki: Başarısızlığımızın nedeni ‘iç çekişmemiz’. Bu yorum Bülent Ecevit'in ‘Mücadele, içe dönüktür’ kuralını gündeme getiriyor. Ancak ‘Neden iç çekişme?’nin açıklaması gerek. Bunu şöyle açıklamışız: ‘Ülkenin büyük sorunları var. Biz bunları göğüsleyebilecek, çözecek güce sahip değiliz. Bunun için gerekli entelektüel gücümüz ve böyle bir güçle donatılmış "kadromuz" yok. Bu yüzden çözemeyeceğimiz sorunları bırakıp, iç çekişmelere dönüyoruz. Böylece hem kendimizi aldatıyor, hem de belki, kamuoyunu oyaladığımızı sanıyoruz" (Cahit Kayra, 1938 Kuşağı, s. 515.)
CHP’nin bugünkü krizini anlayabilmek için, 1938 kuşağının tecrübe ve değerlendirmelerinin hala yol gösterici olduğunu düşünüyorum. Durum belki daha da kötü, çünkü CHP artık Cahit Kayra gibi nitelikli kadrolardan mahrum olmanın ötesinde; onları dahi bilmeyen bir tuhaf siyasetçiler sınıfı tarafından yönetiliyor… CHP’nin bugünkü krizi, aynı zamanda kadro probleminin hala devam ettiğini de gösteriyor.






