Dünya jeopolitik, jeo-ekonomik, jeo-kültürel ve ideolojik bir alt üst oluş, yaşıyor. Bu alt üst oluş istikrarsızlık, istikametsizlik, kriz ve hatta savaşlar şeklinde tezahür ediyor… Bazı ülkeler bu bakımdan şansız, bir türlü durulamıyorlar. Büyük mütefekkir ve şair Yahya Kemal Beyatlı 20.yüzyılın başında, bilhassa Birinci Dünya Savaşında benzeri bir durumu tarih sohbetlerinde şöyle tasvir ediyordu
"Sulh zamanlarında, vatan, devlet, kendi vaziyetimiz müstekarken fikirlerinizi uzun müddet değiştirmiyoruz. Lakin etrafımızda sarsıntı başladı mı? Fikirlerimiz de altüst oluyor." (Yahya Kemal, Tarih Musahabeleri, s. 133)
Bugün de dünyada yaşanan “sarsıntı”, fikirlerimizi alt üst ediyor. Fikirlerin alt üst oluşunu, bütün dünyada ve Türkiye’de de gözlemleyebiliyoruz…
ABD’de Trump’ın birinci dönemi, Trump’ın kaybettiği Biden’ın kazandığı seçim, Biden dönemi ve ikinci Trump döneminde yaşanan adeta “iç savaş manzaraları”, ABD’nin de bu krizlerden hissesine düşeni aldığını bütün dünyaya gösterdi. Aslında kriz, her ülkeyi yatay bir şekilde kesiyor. Bu yazıda krizi çok net bir şekilde hisseden ve yaşayan bizim İngiltere olarak bildiğimiz Britanya Krallığına biraz daha yakından bakalım. Çünkü İngiltere’nin tavrı ve performansı batı dünyasındaki bölünmeyi ve Avrupa’nın kaderini de yakından etkileyecek.
Bugün bildiğimiz modern dünya, ekonomisinden siyasetine İngiltere ve İngiliz modeli olmadan anlaşılamaz. Bu dönemin kurucu süper ve hegemonik gücü İngiltere’dir. Bizim dilimizdeki “Asılacaksan dahi İngiliz sicimiyle asıl” sözü bu kültürel, ekonomik, siyasi hegemonyanın sonucudur. İkinci Dünya Savaşından sonra İngiltere’nin yerini ABD’ye bıraktığı biliniyor. ABD’nin de İngilizce konuşması ve Anglosakson dünyasının çocuğu olması bu değişimin dışarıdan net bir şekilde görülmesini engellemiştir. Ancak İngiltere Süveyş kanal skandalındaki ağır yenilgisinden sonra güç kaybını şiddetle hissetmiştir. İngiltere bu güç kaybını, ABD ile yakın müttefiklik, bir tür danışmanlıkla “İngiliz aklını” ve ilişki ağını ABD’ye sunmakla telafi etmeye çalışmıştır. Bu yüzden de Türkiye de dahil birçok eski dünya ülkesinde İngiltere gücünü kaybettiyse de itibarını korumayı başarmıştır. Hatta ABD- İngiltere arasında bir rekabetten, asıl aklın İngiltere olduğuna kadar bir çok aşırı yorumlardan da bahsedilebilir.
İngiltere’nin son yıllarda seçimler ve lider değişikleriyle yaşadığı istikrarsızlık ve güç kaybı, tarihi veya aşırı yorumlarla örtülemeyecek hale gelmiş durumda…
İngiltere Başbakanı Keir Starmer istifa etti. Bu son 10 yılda istifa eden altıncı başbakan oldu… İngiltere’de mesele lider mi, yoksa İngiltere’nin daha derinde tartışılması gereken meseleler mi var? İngiltere’deki tartışmalar, sadece İngiltere açısından değil, dünyadaki altüst oluş karşısında strateji belirlemeye çalışan diğer ülkeler, bilhassa orta güçler açısından da yakından takip edilmesi gereken konulardan biri…
Catherine Günü Financial Times’daki 23 Haziran 2026 tarihli “Britanya'nın daha iyi bir liderlikten daha fazlasına ihtiyacı var” (https://www.ft.com/content/44a1e662-3acc-412c-b141-36c182384b80 ) başlıklı yazısında İngiltere’nin asıl meselesini tartışıyor.
Catherine Günü İngiltere’nin asıl meselesini liderlik olmadığını ve lider değiştirerek meselelerini çözmeyeceğini söylüyor.
“25 yıl boyunca, Birleşik Krallık'ın ardı ardına gelen başbakanlarına strateji ve ulusal güvenlik konularında danışmanlık yaptım. Bu süre zarfında en çok dikkatimi çeken ders şu oldu: Sürekli lider değiştirmek, Birleşik Krallık'ın sorunlarının hiçbirini çözmeyecek. Baskılar yapısal nitelikte: yaşlanan nüfus, kısıtlı kamu maliyesi, teknolojik ve çevresel dönüşümler ve istikrarsız jeopolitik ortam, bu ülkenin zorlu seçimlerle karşı karşıya olduğu anlamına geliyor. Yine de, iyi yönetmekten ziyade seçimleri kazanmaya odaklanan bir sistem kurduk. Kritik kararlar, uzun vadeli ulusal çıkarlar yerine siyasi hesaplamalarla şekilleniyor. Uzlaşmalardan kaçınılıyor. Kararlar geri alınıyor. Takip zayıf kalıyor. Sonuç olarak, sorunlar birikiyor. Bunun için geçerli bir sebep yok. Ciddi liderler bile zorlanıyorsa, bunun nedeni sistemin iyi karar vermeyi son derece zorlaştırmasıdır.”
Catherine Günü ‘ye göre eksik olan şey, ülkeyi ve insanları ortak bir hedef etrafında bir araya getirme yöntemi:
“Birleşik Krallık, gelişmek için ihtiyaç duyduğumuz tüm yeteneklere, fikirlere ve kaynaklara sahip. Eksik olan şey, insanları ortak hedefler etrafında bir araya getirecek güvenilir bir yöntem. Ulusal Strateji Projesi'nin özünde, tartışmasız olması gereken bir önerme yatıyor: modern bir demokrasinin, gerçekliğe dair ortak bir anlayışa sahip olması gerekir; yani en önemli olan şeylere birlikte karar verip, siyasi döngüler boyunca birlikte hareket etme yöntemine sahip olmalıdır. Birleşik Krallık şu anda bunların hiçbirini güvenilir bir şekilde yapmıyor. Belirli zorlukları anlamamıza yardımcı olan kurumlarımız var. Bütçe Sorumluluğu Ofisi kamu maliyesine ışık tutuyor. İklim Değişikliği Komitesi iklim taahhütlerimizi ortaya koyuyor. Ancak bu unsurları bir araya getirebilecek eşdeğer bir kurumumuz yok.”
Catherine Günü meselenin kurumlar ve liderleri aşan, milli bir strateji ve eylemi hazırlayacak sivil ve demokratik kapasite olduğunu vurguluyor.
“İhtiyaç, tek bir kurum veya bireysel liderden daha geniş kapsamlıdır. Bilgiyi, kamuoyu yargısını ve rızasını, ulusal stratejiyi ve eylemi daha geniş toplumumuzla birleştiren bir sivil altyapı oluşturmalıyız: hükümetlerin, işletmelerin, sivil toplumun ve insanların uzun vadede birlikte düşünmelerine, karar vermelerine ve hareket etmelerine yardımcı olacak bir yol. Birleşik Krallık'ın kendi kendini etkin bir şekilde yönetme şansına sahip olabilmesi için gereken demokratik yeniliğin ölçeği budur.”
Catherine Günü modern dünyayı kuran bir ülke olan İngiltere’yi yeni döneme uzun vadeli planlama ve stratejiyle seçimlerin ötesinde ülkenin bütün işletme, kurum, gönüllü sektör ve halkın katılımıyla kapasite oluşturmayı düşünmeye ve tartışmaya çağırıyor:
“Seçimler önemlidir ve az önce gördüğümüz gibi, ara seçimler de bazen önemlidir. Ancak siyasi yarışmalar, gerçek ve uzun vadeli planlamanın yerini tutamaz. Soru şu: Liderlerimizi, gerçekleştirmelerini istediğimiz hedeflere ulaşmaları için donatacak kapasiteyi oluşturmaya hazır mıyız? Buradaki zorluk, sahip olduğumuz önemli güçleri, nereye gittiğimiz ve oraya nasıl ulaşacağımız konusunda ortak bir anlayış etrafında bir araya getirmektir. Bu sadece hükümetin görevi değildir. Sonuçta hepimizin – işletmelerin, kurumların, gönüllü sektörün ve halkın – yardım etmesi gerekiyor. Kendi geleceğini şekillendirmeyen bir ülkeye, sonunda gelecek dayatılacaktır.”
Catherine Günü, İngiltere’yi kendi geleceğini şekillendirmezse, bu geleceğin dışarıdan dayatılacağı konusunda uyarıyor. Catherine Günü ‘ün uyarısının bütün ülkelere hitap ettiği açıktır. Ortega Gasset Omurgasızlaştırılmış İspanya isimli bugünün dünyasına ve Türkiye’sine de hitap eden paradigma yayınlarından çıkan muazzam kitabında, Renan’a atıfla her günün yenilenen millet olma iradesini, zorlukları ve dağılma ihtimalini aşmak için ortak gelecek duygusu etrafında sergilenecek müşterek iradeyi vurguluyor. Bütün parti, kurum, sivil toplum, ekonomik ve gönüllü kuruluşların tartışması gerektiği bir dönemdeyiz. Türkiye Cumhurbaşkanlığı sistemiyle siyasi istikrarsızlık ve belirsizliğe savrulmayacak bir istikrar çıpasına bağlandı. Ancak mesele parti, liderlik ve istikrar meselesini aşıyor. Türkiye’nin iktidarı ve muhalefetiyle ekonomik, siyasi ve sivil kurumlarıyla uzun vadeli plan ve stratejilerini tartışabilmesi gerekiyor.




