Genç yaşta yorulacaksınız. Okuyarak, yanılarak, yeniden deneyerek… Bu yorgunluk sizi küçültmez, inşa eder. Konfor korumaz, köreltir. Gelişim rahatsız eder ama geleceği kurar.
0:00
--:--
Son Güncelleme: 27 Ocak 2026 Salı - 23:24 | GDH Haber
Gençlik çoğu zaman yanlış bir kelimeyle tarif ediliyor: rahatlık. Oysa gençlik, rahat etmek için değil; hazırlanmak, güçlenmek ve derinleşmek için verilen en kıymetli zaman dilimidir. Bugün genç yaşlarda sıkça duyulan “Çok yorulduk” cümlesi, çoğu zaman bedenin değil; yönünü kaybetmiş bir zihnin yorgunluğunu anlatır.
İnsanı asıl yoran şey çalışmak değildir. İnsan emek verdikçe güçlenir. Asıl yorgunluk; aynı sınırlar içinde dönüp durmaktan, aynı düşünceleri ve duyguları tekrar etmekten doğar. Kapasitenin altında kalmak, insanı fark ettirmeden tüketir. Zihin tekrar ettikçe körelir; beslendikçe açılır. Bu nedenle yorulmuş hissetmek, her zaman çok çalışmanın değil; yanlış biçimde çalışmanın sonucudur.
Genç yaşta çok çalışmak, kendini tüketmek değil; kendini inşa etmektir. Ancak burada önemli bir ayrım vardır. Çok çalışmak, aynı işi durmaksızın yapmak değildir. Gerçek emek; insanı zorlayan, ufkunu genişleten ve zihinsel olarak besleyen uğraşlarla anlam kazanır. Steven Covey’in “baltayı bilemek” metaforu bu noktada anlamlıdır. Körelmiş bir baltayla daha hızlı sallamak yalnızca daha fazla yorulmaya yol açar; durup öğrenmek ve hazırlanmak ise emeği verimli hâle getirir.
Bugünün gençliği üretken olmaya teşvik ediliyor; bu son derece kıymetli bir durumdur. Ancak üretimin sürdürülebilir olması için zihnin de beslenmesi gerekir. Yeni beceriler edinmek, farklı disiplinlerle temas etmek, bir dil öğrenmek, bilinmeyen alanlara merak duymak… Bunlar üretimin önünde engel değil; tam tersine, üretimi derinleştiren unsurlardır.
Bu noktada ilimle kurulan bağın niteliği önem kazanır. İslam geleneğinde âlim olmak, yalnızca bilgi biriktirmek değil; bilginin ahlakla, sorumlulukla ve hikmetle birleşmesidir. Kur’an’ın ilk emri olan “Oku” çağrısı, bilgiye verilen değerin açık bir göstergesidir; ancak bu okuma, zihni doldurmak için değil, insanı olgunlaştırmak içindir. Genç yaşta ilimle kurulan sahih bir ilişki; bireyi sadece donanımlı kılmaz, aynı zamanda dengeli ve sorumluluk sahibi bir şahsiyet hâline getirir. Bu yönüyle âlim olmak, geçmişte kalmış bir unvan değil; bugün de gençlerin edinmesi gereken temel bir yetkinliktir.
Kur’an-ı Kerim’de geçen şu ayet, emeğin özünü sade bir biçimde hatırlatır:“İnsan için ancak çalıştığının karşılığı vardır.” (Necm, 39)Bu ifade, çalışmanın yalnızca niceliğine değil; bilinçli ve yönü olan çabaya işaret eder. Emek, anlamla birleştiğinde karşılık bulur.
Ancak bilgi yalnızca gelenekle sınırlı kaldığında eksik kalır. Bu nedenle gençler için bir diğer önemli yetkinlik de entelektüel bir bakış açısı geliştirebilmektir. Entelektüel olmak; dünyayı merak etmek, sorular sormak ve farklı düşünce biçimleriyle temas edebilme cesareti göstermektir. Felsefi anlamda entelektüel birey, yalnızca kendi doğrularıyla yetinmez; düşüncelerini sınar, derinleştirir ve temellendirir. Bu zihinsel esneklik, bireyi yüzeysel yargılardan korur ve çağın karmaşası içinde sağlam bir duruş kazandırır.
“Zaman yok” cümlesi ise çağımızın en yaygın savunmalarından biridir. Oysa zaman vardır; mesele, onun nereye aktığıdır. Günler zihni oyalayan ama beslemeyen alışkanlıklarla dolarken; insanı geliştirecek küçük ama sürekli adımlar ertelenir. Asıl yorgunluk burada başlar: Zihnin sürekli tüketilmesi, ama yeterince beslenmemesi.
Bu nedenle gençlik, bir mola değil; hazırlık mevsimidir. Bilgiyle, beceriyle ve deneyimle doldurulan bu yıllar, hayatın geri kalanına sessizce yön verir. Çünkü insan belli bir yaştan sonra yeni yükler almaktan çok, elindekileri taşımaya çalışır. Erken yaşta kazanılan alışkanlıklar sağlam bir zemin oluştururken; ihmal edilenler ileride ağır pişmanlıklara dönüşür.
İş hayatında atılan ilk adımlar da bu yüzden belirleyicidir. Seçilen kurum yalnızca bir çalışma alanı değil; insanın dünyaya bakışını şekillendiren bir iklimdir. Vizyonu olan yapılar besler, hayali olmayan ortamlar ise zamanla köreltir. Aynı durum sosyal çevre için de geçerlidir. İnsan, en çok vakit geçirdiği zihinlerin toplamına dönüşür.
Hayat yolculuğunda birlikte yürünülen kişi de bu sürecin önemli bir parçasıdır. Hayal kurabilen ve o hayaller için emek vermekten kaçmayan biriyle yürümek, yolun uzunluğunu değil; anlamını artırır. Çünkü bu hayat pasifliği değil; gayreti ve sorumluluğu besler.
Şakülü kaymış bir dünyadayız. Dengelerin bozulduğu, anlamın hızla aşındığı bir çağda yaşıyoruz. Tam da bu nedenle genç yaşta hayal kurmak bir lüks değil; bir zorunluluktur. Hayal yalnızca güzel bir düşünce değildir. Hayal; yön verir, toparlar, disipline eder. Pusulası olmayan emek savrulur; pusulası olan emek ise yol açar.
Genç yaşta yorulacaksınız. Okuyarak, deneyerek, yanılarak ve yeniden deneyerek… Ama bu yorgunluk sizi küçültmeyecek; olgunlaştıracak. Konfor korumaz; köreltir. Gelişim rahatsız eder ama derinleştirir.
Ve belki de en sade hatırlatma şudur:“İki nimet vardır ki insanların çoğu onların kıymetini bilmez: Sağlık ve boş vakit.” (Buhârî)
Bugün neyi beslerseniz, yarın ona dönüşürsünüz. Baltanızı bilemeyi ihmal etmeyin.
Devamını Oku
21 Ocak 2026 Çarşamba - 01:35
Devamını Oku
14 Ocak 2026 Çarşamba - 22:18
Devamını Oku
10 Ocak 2026 Cumartesi - 09:59